Bugün aslında 'yeni bir iletiÅŸim tekniÄŸi'nden bahsetmeyi düÅŸünüyordum. Devlet kurumlarında ve siyasilerde son zamanlarda yaygınlaÅŸmaya baÅŸlayan yeni bir tarzdan...
Maalesef bir sataÅŸmaya yanıt vermek durumundayım ve onun için yarına bırakıyorum.
Ben aslında saldırıları çoÄŸu kere muhatap almadan 'yanıtlamayı' tercih edenlerdenim. Hakikaten, kimileri için en ağır ceza yok saymaktır. Gelin görün ki; bu her zaman mümkün olmuyor. İkinci kez aynı kurum tarafından suçlanınca kayıtsız kalamam.
Basın hayatına giriÅŸini heyecan ve umutla beklediÄŸimiz Habertürk bize karşı çok haksız bir suçlama yöneltti. Güya, Erzurum Valisi'nin ormanlık bir alanda il genel meclisinin kadın baÅŸkanıyla yakalanması özel haberleriymiÅŸ. Habertürk'te 'özel haber' logosu vardı. Herhalde ertesi gün haberi AKÅžAM'da kocaman, diÄŸer bazı gazetelerde küçük de olsa görünce ÅŸoka girdiler. Olabilir ama dün 'bizimle aynı dağıtım ağına mensup iki gazete, AKÅžAM ve SABAH taÅŸra baskılarımızda bu haberi gördüler ve utanıp sıkılmadan gece geç saatte küçük de olsa sayfalarına taşıdılar' diyorlardı. İnsaf... Yalanın bu kadarına pes...
Bir kere biz ne olursa olsun, haber de dahil herhangi bir ÅŸeyi çalmayı hukuken suç, ahlaken ayıp, dinen günah sayarız. Böyle bir suçlamayı çok ağır hakaret kabul eder, sahibine aynen iade ederiz.
O haber, 2 Ekim günü, sadece ÅŸehir baskılarımızda deÄŸil, bütün taÅŸra baskılarımızda birinci sayfadan yayımlandı. AraÅŸtırmaya takatiniz yoksa, hiç olmazsa bir-iki telefon açıp, mesela Erzurum'a 'o haber AKÅžAM'ın taÅŸra baskısında var mı yok mu?' diye sorabilirsiniz, deÄŸil mi?
OturduÄŸunuz yerden suçlarsanız başınızı böyle taÅŸa vurursunuz iÅŸte...
Åžimdi bir bilgi daha verelim.
1 Ekim'de yani haberlerin hazırlandığı gün hem Fenerbahçe'nin hem de Galatasaray'ın Avrupa maçları vardı. TaÅŸra baskıları da her zamankinden çok geç saatte basıldı. Yani hiç kimsenin, diÄŸer gazetelerin taÅŸra baskısını görmesine imkan yoktu. Biz zaten bakmayız, göremeyiz ama diÄŸer gazeteler için yaptığınız suçlama da yersiz kalıyor yani.
O halde size olayın öyküsünü anlatalım:
O haber bize öÄŸlen saatlerinde geldi. Erzurum Muhabirimiz Levent Akpınar, Yurt Haberler Servisi'ne haberi gönderdiÄŸinde saatler 14.20 civarıydı. Yazı İşleri toplantısındaydık. Elbette güzel ve çarpıcı bir haberdi. 'ManÅŸet yapalım, yapmayalım' diye konuÅŸtuk. Ama gündemde Meclis'in yeni yasama yılı törenleri vardı. Askerler de iki yıllık boykotu bitirip törenlere katılmışlardı. Bu da büyük haberdi ve 'o varken Vali'yi manÅŸet yapmak olmaz' diye düÅŸündük. 'Locadan mesaj' manÅŸetiyle günün bizce en doÄŸru ve dikkat çeken birinci sayfasını yaptık. Ama diÄŸer haberi de 'Vali'ye uygunsuz vaziyet tutanağı' diye birinci sayfadan oldukça büyük biçimde (3 sütuna 17 santim) verdik. Üstelik Habertürk'le AKÅžAM'ın birinci sayfalarda kullandıkları fotoÄŸraflar bile ayrı. Bizim haberde iki detay daha dikkat çekiyordu, 'pinpon oynuyorduk' sözüyle 'siz valiyseniz biz de baÅŸbakanız' ifadesi. Habertürk'e bakın bakalım, onlar ne demiÅŸ?
Bu haber, hiç istisnasız bütün Türkiye'deki tüm AKÅžAM okurlarına ulaÅŸtırıldı. Yani gecenin bir saatinde bir yerlerden görülüp, apar topar iç sayfalara 'aman bizde de olsun' kaygısıyla aktarılmış deÄŸildir. Habertürk yönetimine AKÅžAM'ın ÅŸehir ve taÅŸra baskılarını da gönderiyorum, incelesinler.
Bir not daha...
O gün Yazı İşleri'nde bazı arkadaÅŸlar 'bu haber sonuçta iki hafta öncesine ait. Yeni duyuluyor. Bize özel olabilir, bir gün daha bekletebiliriz. Ertesi gün manÅŸet yapalım' diye önerdiler. Erzurum'daki muhabirimize telefon açtık. 'BaÅŸka birinde olma ihtimali var mı?' diye. Oradan 'BaÅŸka muhabirler de peÅŸinde' bilgisini alınca, 'riske girmeyelim' deyip o gün yayımlama kararı aldık.
Åžimdi gelelim iÅŸin etik boyutuna...
Biz olayın kahramanı genç kadının yüzünü buzlayarak, adını da baÅŸharfleriyle kodlayarak verdik.
Bu bir tercihtir. Ertesi gün Habertürk'te açık isim verilmesine raÄŸmen biz haberin devamında da aynı tutumu sürdürdük.
Okurlar hatırlayacaktır... Benzer bir tartışmayı yine Habertürk'le yaÅŸamıştık. Onlar testere fotoÄŸrafını yayınlarken biz 'hayır, kanlı testere elimizde, yayımlamıyoruz' diye aynı gün duyurmuÅŸtuk. Burası editoryal tercihler ve hassasiyetlerle ilgilidir, yeri geldi farkımızı ortaya koyalım.
O yazıyı okuyunca gerçekten üzüldüm. Kimse bize haber hırsızlığı suçlaması yöneltmeye cüret edemez. İki hafta önce Suriye'de Fatih Altaylı'dan bizim gazetemizle ilgili o güzel sözleri duymamış olsaydım neyse. Demek ki Fatih o gün yaptığı gibi yardımcısını arayıp, 'okurlara mektubu sen yazıver' talimatını vermiÅŸ. Anlaşılan, dikkatsiz ve özensiz bir arkadaÅŸ hiç araÅŸtırmadan o karalamayı yapıverdi. Ama kimse kusura bakmasın biz o eski tip gazete yöneticilerinden deÄŸiliz, böyle bir suçlamayı yanıtsız bırakamayız.
Habertürk'teki arkadaÅŸların sıkıntısını anlıyorum. Büyük paralar, yatırımlar, geniÅŸ imkanlar... Eldeki ürün de belli. Mazeretlerinizi kendi patronunuza anlatın.
Bakın biz neyle uÄŸraşıyoruz biliyor musunuz; BaÅŸbakan'ın kongre konuÅŸmasından sonra Sabahat Akkiraz'la röportaj yapmıştık, bunun üzerine dün Baykal sanatçıyı aramış. ArkadaÅŸlarımdan birisi Baykal'la diÄŸeri Akkiraz'la konuÅŸtu. Buna haber refleksi ve fikri takip diyorlar.
EÄŸer kendinize faydalı bir sorgulama yapmak istiyorsanız, AKÅžAM'ın üç gündür duyurduÄŸu, bütün televizyon kanallarında uzun uzun iÅŸlenen 'Åžeytani cinayet' haberi neden sizde hiç yok, İstanbul'un göbeÄŸinde, filmlerdeki gibi bir olayı neden yakalayamadınız ona bakın. Pek çok örnek daha sıralayabilirim de gerek yok, bu güncel diye hatırlatayım.
Daha bir hafta önce bizim, BlackBerry manÅŸetimizi alıp, AKÅžAM'dan hiç bahsetmeden tam sayfa haber yaptığınızı da unutmuÅŸ deÄŸiliz.
Bizi meşgul etmeyin, herkesin kendi derdi var, bizim de... Siz iyi promosyon veriyorsunuz devam edin, bize iftira atmayın...
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum