Yıllardır yöneticilerine ve etkili yazarlarına saÄŸladığı maddi imkanlarla efsaneleÅŸen S.I. Newhouse, uzun süre ekonomik krizin etkilerine ve dergicilik piyasasındaki reklam gelirinin düÅŸüÅŸüne karşı direndi. Medya patronluÄŸunu çıkarttığı dergilere sevgi vererek yapan Newhouse, yaratıcı insanların maddi olarak çok sıkıntıya sokulmazsa sonucun ÅŸirketi için de iyi olacağını hep savundu, hep bunu uyguladı.
Yakın zamana kadar durum böyleydi. Ama Newhouse bile ekonominin gerçeÄŸine fazla dayanamadı. Bazen harcamalar konusunda hayli abartılı davranan editörlerin çalıştığı Conde Nast ÅŸirketinde masrafları kısmaya karar verdi.
Åžirkete Mckinsey and Co. adlı mali danışmanlık ÅŸirketini soktu. Åžirketin muhasebecileri nerelerde masraflar kısılabilir diye aylardır çalışıyorlardı.
Bu durum 'Vogue dergisinin editörü Anna Wintour da acaba bundan sonra iÅŸten eve metroyu kullanarak mı gidecek?' türünden alaycı sözlerin ortaya atılmasına neden oldu.
Halbuki patronun kafası bu tür konularda son derece netti. 'Dergisinde lüksü ve lüks yaÅŸam stilini anlatan bir markanın yayın yönetmeninin sadece masraf kısılacak diye basit gösterilere girmesi, sonuçta hem dergiye hem de ÅŸirkete zarar verir' diye düÅŸünüyordu. Ama bu arada bazı personel indirimlerine de yeÅŸil ışık yaktı.
Patronu benim gözümde büyüten ve bu yazıyı yazmama yol açan bunlar deÄŸildi. Bu olan biten normaldi ve bazı personel indirimi de belki kaçınılmazdı, Ama patron baÅŸka bir karar daha aldı.
Mali danışmanlık ÅŸirketinin elemanları masraf kısılması araÅŸtırmasına, ÅŸirket içinde baÅŸlayınca her derginin yayın yönetmenini tek tek çağırdılar ve onunla masaya oturdular. Patron buna uyulması için hepsine talimat verdi. Sadece bir tanesi hariç. New Yorker dergisi tüm bu sürecin dışında tutulacaktı. Bir tek derginin yayın yönetmeni David Remnick masraf kısma zorunluluÄŸundan muaftı. Patron bunu arzuluyordu.
Bu mühiÅŸ bir karar. Tarihe geçecek bir tavır. Bu, patronun kaliteli içeriÄŸe ne kadar önem verdiÄŸinin ve kendi kalitesinin bir göstergesi.
Okuyucularım hatırlayacaktır; ben bu köÅŸede sık sık bu New Yorker dergisini anlatmışımdır. Derginin tarihteki önemine ve bir yazar mabedi olarak var olmasına dikkat çekmiÅŸimdir.
Bu dergi daima önemli yazarlara ihtimam gösterdi, onlara sayfa kısıntısı hiç getirmedi, egolarını hep güzel tuttu, yazarına daima iyi paralar ödedi. Durum böyle olunca en kaliteli, en ilginç, en konuÅŸulan yazılar daima bu dergide yayınlandı. Derginin tüm arÅŸivi bende var. Zaman zaman bilgisayarımda açar, çok eski bir makaleyi sadece keyif olsun diye okurum. İyi yazar diye kim aklınıza geliyorsa bu derginin sayfalarında yazıları çıkmıştır. Son dönemde Orhan Pamuk da sık sık yazıyor bu dergide.
Åžimdi patron ÅŸunu diyor bu son tavrıyla: 'Tamam ben bütün dergilerimi seviyorum ama benim için yazarlar önemlidir. New Yorker sadece bir dergi deÄŸil, ayrıca bir kültür ikonu da. Bu dergiye maliyet düÅŸür demek yazarına daha az para öde demek. İşte ben bunu yapamam. Bunu yaparsam adımın tarihe nasıl geçeceÄŸini düÅŸünemiyorum bile'.
Bana 'medya patronu dediÄŸin iÅŸte böyle olmalı' dedirten Newhouse'un iÅŸte bu tavrıydı. Bu arada tabii benim ayrıca çok sevdiÄŸim Gourmet dergisi kapatıldı. Gourmet dergisi, Conde Nast'in en kaliteli dergilerinden bir tanesiydi. New York Times'ın eski lokanta eleÅŸtirmeni olan Ruth Reichl'ın yönetimindeki dergi, yemek kültürü üzerine kaliteli yayıncılık yapıyordu. Patron edebiyattan yana koydu tavrını. Zor konulara cesurca giren New Yorker'ı korurken yemek kültürünü anlatan dergisini feda etti.
Yanlış yaptı. Çünkü New York'ta yiyecek içecek dünyası yeniden canlanma sürecine girdi. O ortama, o dünyayı en iyi bilen Ruth Reichl gibi bir ismin yönetiminde olan derginin geleceÄŸi çok iyi olabilirdi. Galiba biraz aceleci karar verdiler gibi geliyor bana. Gourmet dergisinin yaptığı iyi iÅŸlerin bir kısmının Conde Nast'in sitesi www.epicurious.com'da sürdürülecek ve Ruth Reichl'ın bir yazar olarak kalacak olması da beni sevindirdi.
Mehmet Barlas'a bir hatırlatma
DoÄŸan Grubu'nun yaÅŸamakta olduÄŸu sorunları SABAH gazetesindeki köÅŸesinde ele alan Mehmet Barlas, 'Eski çalışanlarından hemen hiçbirisi DoÄŸan'a salınan vergi cezasını basın özgürlüÄŸü sorunu olarak görmüyor' diye yazmış.
Bu görüÅŸe itiraz etmek zorundayım. Bir eski Hürriyet çalışanı olarak ben konunun açıldığı her ortamda meselenin bir basın özgürlüÄŸü meselesi olduÄŸunu anlattım ve hatta iki yazı da bu köÅŸemde yazdım. İsteyen www.aksam.com.tr'de benim yazımı tıklayıp 'yazarın eski yazıları' bölümüne giderek bulup okuyabilir.
12 Eylül 2009'da çıkan yazımın baÅŸlığı 'Bu alıştığımız ve paylaÅŸtığımız hayat tarzına bir saldırıdır'dı. Bir gün sonra da 'Bu ne yahu, ne oluyoruz' baÅŸlıklı bir yazı daha yazarak konuya tekrar girdim.
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum