Zürih'teki tarihi protokolde yaÅŸanan imza krizinin nihayet aşıldığını müjdeleyen o fotoÄŸrafta en mutlu görünen kiÅŸinin, DışiÅŸleri Bakanı DavutoÄŸlu oluÅŸu tuhaf deÄŸil mi? Nalbantyan'ın 'hem aÄŸlarım hem giderim' ifadesine karşılık... Hem saatler süren bir skandalın sonucunda atılmadı mı o imza? Olan biteni en son öÄŸrenen Türk heyeti deÄŸil mi?
Temsilcilerimizden önce biz (ekran başında) öÄŸrenmedik mi neler neler olduÄŸunu? Türk heyeti boÅŸ salonda boÅŸ koltuklara bakıyorken haber kanalları, canlı yayında durumu analize baÅŸlamadılar mı?
MeÄŸer, Ermeni DışiÅŸleri Bakanı Nalbantyan'ın imzaya gelmeyeceÄŸi öÄŸle saatlerinden beri biliniyormuÅŸ. ABD DışiÅŸleri Bakanı Clinton'un, çıktığı gibi otele geri dönmesi bu yüzdenmiÅŸ. İşe bakın ki, olan biteni bilmeyen sadece Türkiye... Tarihi bir imza atacak olmanın heyecanıyla, tam zamanında, koÅŸar adım salona girmeleri de bu yüzden. Haber kanalları bu açıklamaları yaparken Türk heyeti hala gerçeÄŸi bilmiyor. Muhtemelen, bizimle aynı anda öÄŸreniyor.
Öyle ki, televizyon başındaki vatandaÅŸ olarak burnumuzun direÄŸi sızlıyor. Büyük umutlarla çıkılan bir maçı 6-0 kaybetmiÅŸ gibi hissediyoruz. Gözler doldu dolacak. En nihayet, heyet salondan ayrılmaya koyuluyor...
O sırada diÄŸer temsilciler (en çok da Hillary Clinton ve İsviçre DışiÅŸleri Bakanı Calmy-Rey), 'Ben o adama varmam' diye tepinen Özgü Namal misali arıza çıkartan Nalbantyan'ı teskin etmeye koyulmuÅŸ. Hakkı vardır, yoktur ayrı mesele. Fakat Türk heyetinin düÅŸürüldüÄŸü durum son derece yakışıksız. Bütün bu süreç boyunca canımız, komÅŸumuz Azerbaycan CumhurbaÅŸkanı Aliyev'in tutumu da çok yakışıksız. 'Türkiye'nin iÅŸi başından aÅŸkın, ben en iyisi kendi söküÄŸümü kendim dikeyim' demediÄŸi gibi; her iki lafın başı 'Türkiye'ye güveniyoruz' anonsları yapıyor ve bedavadan iÅŸ halletmeye çalışıyor. İyi peki de Türkiye kime güvenecek? 'Akraba olmasın, 'akbaba' olmasın' diyen Nil ÅŸarkısı geliyor aklıma ister istemez.
Sevgili Azeri dostlar kızacak bu dediÄŸime ama onların da artık, iÄŸneyi baÅŸkasına çuvaldızı Aliyev'e batırma zamanı geldi. Benden bu kadar. Bundan sonrası çok bilenlerin iÅŸi. Fakat unutmayın, dost acı söylermiÅŸ. Acı da gelse, tatlı da gelse durum ortada ayrıca; üzerinde bu kadar yük varken, adaletli iliÅŸkiler kuracağı ÅŸeffaf müttefiklere her zamankinden çok ihtiyacı var Türkiye'nin.
Ayrıca o protokol bunca krize raÄŸmen imzalandığına göre, hiç deÄŸilse Obama'ya iyi bir 'Nobel armaÄŸanı' yerine geçti diye düÅŸünüyorum. Bakan DavutoÄŸlu da buna gülüyordur belki o fotoÄŸrafta...
Magazini ıslah etmenin yolları
Timuçin Esen olayında da çarpıcı ÅŸekilde görüldü ki, magazin dünyası artık kendine çeki düzen vermeli. Peki ama bar kapılarında pusuya yatmak, ünlüleri tahrik ve taciz etmek dışında bir mahareti kalmadı gibi görünen magazin muhabirleri hayatından memnun mu? MesleÄŸi revize etmenin, bu iÅŸi aklı başında hale getirmenin bir yolu yok mu? Es kaza beÄŸenilen bir film ya da dizi çeken herkes, ömrü billah magazincilerle ahbaplık etmeye mecbur mu?
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum