Fatih Hoca döneminde en fazla konuÅŸulan, tartışılan isimlerden biri Halil Altıntop oldu... ÇoÄŸu kez kadroya alınmadı, ilk on birde oynatılmadı ve sürekli tartışıldı...
Yani diyeceÄŸim o ki, 'niye alınmıyorum, niye oynatılmıyorum' diye küsecek, surat asacak futbolcular varsa, bunlardan biri Halil Altıntop...
Ama o Halil, golü attıktan sonra, pası veren Arda'ya bile gitmedi...
Hepimiz gördük...
Fatih Hoca'ya gitti, kucakladı, bu sevinci paylaştı...
Arkasından da diğer futbolcular...
Emre de dahil...
'Emre de dahil' diyorum, çünkü küs oldukları, konuÅŸmadıkları iddiaları bugün bile konuÅŸuluyor...
İkinci golde, golün kahramanı Servet baÅŸta olmak üzere, bir kez daha aynı tablo...
Biliyorum ki, her hoca gibi, Fatih Terim için de, belki de kimin ne söylediÄŸi, ne yazdığı önemli deÄŸil...
Fatih Terim için önemli olan bu sıcak ve samimi paylaşımdı...
Ama o da bazen işe yaramıyor...
Duygusal anlar, aÄŸlamamak için sıkılan diÅŸler, dudaklar...
Gerçekten bazen o da iÅŸe yaramıyor...
Tıpkı dün akÅŸam yaramadığı gibi...
Oysa o Bursa stadında ne maçlar, ne finaller oynadık biz...
Almanyalar, Hollandalar, İrlandalar...
Bu kez bir puan maçı olsa bile, bir veda maçıydı bu...
Gecenin matemi, galibiyete raÄŸmen Bursa Atatürk Stadı'nın üstüne çökmüÅŸtü...
Hele Bosna'nın İspanya'dan fark yediğinin duyulması...
Ama her ÅŸey için artık çok geç kalmıştık...
Emre'nin mükemmel oyunu, Ayhan'ın olaÄŸanüstü hali, Servet'in 'süpermen'liÄŸe yeniden dönüÅŸü...
Belki bir galibiyete yetti ama...
Finale yetmedi...
Gerçekten çok geç kalmıştık...
Hiç olmazsa Türk futbol tarihine iki ÅŸeref madalyası armaÄŸan eden Fatih Hoca'ya bir döneme imzasını atan RüÅŸtü'ye iyi bir veda oldu...
Bu da tesellimiz olsun...
Futbolun nankörlüÄŸünü biliyorum...
Ama ben deÄŸilim...
2000'de Kopenhag tribünlerinde UEFA destanını...
2008'de İsviçre-Avusturya'da ulusal ÅŸahlanışı bizzat izleyen biri olarak...
Gruptaki bu hayal kırıklığına rağmen...
Fatih Hoca'yı alkışlarla uğurluyorum...
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum