AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-10-15
Tribündeki kriz bundan sonra, yeşil sahalardan sokağa, gündelik hayata ve siyasete sıçrar mı?
Öncelikle nasıl bugünkü tabloya gelindiğini anlamak durumundayız.
Sorunların üstü örtüldü, günü kurtarmakla yetinildi, ciddiyetle tedbirler alınmadı, hiç ama hiç riske girilmedi. Yoksa futbol dünyası, yıllardan beri çeşitli tehlike sinyalleriyle sarsılmıştı.
İşte bugün, tam tersini yapmak, Bursa'da yaşananları bir 'uyanın mesajı' olarak okumak zorundayız. Uyanmalıyız.
Radikal karar almak yine bugünkü federasyona kalmıştır. Yakın tarih uygulamaları, mevcut yönetimin gerektiğinde sert ve devrim niteliğinde adımlar atabildiğini gösteriyor.
İlk günden itibaren konunun üzerine giden, 'tribünde siyasete hayır' sloganını kullanan AKŞAM olarak krizin fırsata dönüştürülebileceğine inanıyoruz.
Daha önce görülmemiş derecedeki kamuoyu farkındalığı ve desteği bize o umudu fazlasıyla vermektedir.
FEDERASYON BAŞKANI'NIN TELEFONU
Futbol camiasında dün hareketli anlar yaşandı. Federasyon yönetimi ile Diyarbakır-Bursa-Ankara arasında yoğun temaslar ve görüşme trafiği gerçekleşti.
Ben de konuyla ilgili bir dizi telefon konuşması yaptım. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener aradığında uzun uzun meselenin tarihi gelişimini tartıştık.
Özgener, futbolun içinden gelen bir isim olarak kendi yaşadıkları doğrultusunda hayli etkileyici analizlerini bana aktardı. Bir çeşit 'dertleşme' görüşmesiydi. Şu kadarını söyleyeyim; federasyon olayın ciddiyet boyutunun farkında ve buna uygun kararlar alma eşiğinde. Bunu önemsedim çünkü düne kadar yetersiz kaldıklarını düşünüyorum.
Söylediklerinde yazmak için izin istediğim, çok önemsediğim bir bölüm var. O, konunun Ankara boyutuyla ilgili.
BAŞKAN: SPORDA ŞİDDET YASASI YETERSİZ
TFF Başkanı Özgener, şahit oldukları birtakım somut olayları anlattı ve yasal düzenleme ihtiyacına işaret etti. Başkana göre Sporda Şiddet Yasası, yaptırımı olmadığı için yetersiz, işlevsiz.
Tribündeki küfürden de rahatsız olduklarını ve önlenmesi için valiliklerin de devreye girmesi gerektiğini söyledi.
Haklı, her şeyi federasyondan beklemek olmaz, topyekun bir hareket planı zorunluluğu hissediliyor.
Kabul etmeliyiz ki; geçmiş hükümetler, federasyonlar, hatta bölgedeki asker dahil üst düzey yöneticiler iyi niyetli ama yanlış futbol politikalarıyla bugünlere gelmemize neden oldular.
Devlet Diyarbakır'ı adeta zorla lige çıkarma ve orada mutlaka tutma stratejisinde hatalıydı. Bu 'özel uygulama' diğer şehir takımlarında 'etnik bir taraftarlık', 'aşırı bir motivasyon' kaynağı oldu. 'Diyarbakır'ı koruyalım, sporun köprü işlevinden yararlanalım' derken kocaman bir karşı cephe açtılar.
Diyarbakırspor'un şimdiki başkanı hariç önceki yöneticileri de hep mağduru, mazlumu oynadılar. Bu tutum da ters tepti.
Diyarbakır'daki maçlarda dayak yiyen takımlar oldu, sessiz kalındı, iş Bursa'ya kadar uzadı. Şimdi yine sessiz kalınırsa kriz tırmanır, tırmanır...
ÇARE İÇİN ZİRVE ÜSTÜNE ZİRVE
Bir maç, iki açılımın da kaderiyle kesişti. Kürt açılımının önüne, Bursa'daki stattan yükselen 'tehlike çanlarının güçlü sesi' çıkabilir. Aynı sahada oynanacak Ermenistan maçı da Ermeni açılımının geleceğini belirleyebilir.
Tekrarlayayım; şahsen maçın yerinin değiştirilmesi gibi radikal uygulamalara ihtiyaç olduğunu düşünürüm, güçlü mesajlar vererek geleceği kurtarmak için.
Bu bir kriz yönetimi tavrıdır.
Zor görünüyor ama ben öyle yapardım.
Dün federasyon zirve üstüne zirve toplantılarına sahne oldu. Özgener yönetimi hukukçuları da topladı. Tribündeki şiddet ve ırkçı tezahüratla ilgili yönetmelik değişiklikleri yapacaklar. Takip edeceğiz. Futbolun kaderi, siyasetin ve ülkenin geleceği ile hiç bu kadar kesişmemişti.