AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-15
Dış basını takip edenler Sabrina Tavernise adına aşinadır. New York Times'ın İstanbul büro şefi. Kendisinden önce bu görevi yapanların aksine Tavernise'in Türkiye'yle ilgili yorumları, yazıları hep tartışma konusu oldu. AKP'nin basındaki en sağlam yandaşlarından biri. Fethullah Gülen okullarına gidip NYT'nin birinci sayfasına çıkartan da o... Özellikle türban tartışmaları döneminde öyle ateşli yazılar kaleme almıştı ki eminim Sabah, Yeni Şafak falan kıskanmıştır...
Tavernise'le beraber Amerika'nın en güçlü gazetesi New York Times'la AKP arasındaki ilişkiler her zaman sıcak tutuldu... NYT yayın politikası olarak AKP'yi hep destekledi. Bu ilişkiyi Amerika'nın Türkiye üzerindeki çıkarları ve beklentilerinden bağımsız düşünmemiz de mümkün değil elbette.
Sonra Davos krizi yaşandı. Başbakan Erdoğan'ın yarattığı gerilim ve Yahudi toplumunun tepkisini çeken sözler NYT'le ilişkileri bozdu. Malum, NYT Yahudilerin en güçlü yayın organı olarak da bilinir.
AKP'yle ilişkilerin gerilmesinin bir diğer ayağı da Doğan Grubu'na verilen astronomik vergi cezasıydı. New York Times bu konuda AKP'yi kıyasıya eleştirdi ve üstelik haberin altında imzası bulunan da Sabrina Tavernise'ti...
Tavernise'in bu yazılarını okuyanlar ister istemez 'Ne günlere kaldık, AKP'yi Tavernise bile savunamıyor' diye aklından geçirmiştir eminim.
Tabii bütün bu gelişmelerin arasında bir süredir Türk basınında bir New York Times eki verileceği konuşulmaya başlandı. Böyle bir projeye neden gerek duyulur; biri NYT'i okumak istiyorsa, gider orijinal kaynağından okur, haftada bir ek vermek her gün neredeyse ansiklopedi cildi boyutunda çıkan bir gazeteyi ne kadar yansıtır gibi sorular hiç mi hiç düşünülmedi?
Ama bütün bunlar önemli değil. New York Times, kendisine daha fazla okur kazandırmak için verilmesini sağlamıyor bu eki. Hesabı başka.
Dün de Sabah yazarları arasında coşkuyla kutlandı NYT'nin ek olarak verilmesi ve ilk sayı dağıtıldı...
New York Times'ın eki olmak için seçtiği gazetenin Sabah olması çok ilginç. NYT, Başbakan'la akrabalık bağı bulunan bir gazeteyle işbirliğine gidiyor. Bu tercihi politik iklim göz önünde bulundurulduğunda ticari bir karar olarak yorumlamak zor.
İster istemez politik bir yakınlık, AKP'yle bozulan ilişkilerin düzelmesi bakımından bir zeytin dalı gibi görülüyor NYT eki... Belli ki uzun soluklu da olmayacak bu proje; bir süre verilecek, belki bir sene, sonra da hiç çaktırmadan unutulup gidecek. Basında bu gibi yabancı gazete işbirliği hiçbir zaman uzun soluklu olmadı ki Sabah'ın sonsuza kadar NYT eki vereceği beklensin...
Ta ki ilişkiler yeniden düzelene ve AKP'nin akıbeti iyice belli olana kadar...
AKP'yle NYT'nin ilişkileri yeniden eski düzeye gelmesi için bu bu ekin stratejik önemi var. AKP'nin Türkiye'de zayıflarken ardı ardına yapılan hatalarla dış desteği kaybettiği, yabancı basının da tepkisini çektiği ortada...
Ayrıca bakalım New York Times'ta son zamanlarda yayımlanan AKP eleştirilerinin ne kadarı Sabah'ın NYT ekinde yer alacak? Mesela Sabrina Tavernise'in Doğan Grubu'na kesin cezayı eleştiren yazıları basılacak mı Sabah'ın ekinde...
Ama bütün bunların önemi yok... NYT ekinin içeriğinin de...
Burada dönemsel bir tercih, New York Times markasının Sabah'la yan yana anılması önemli...
Tıpkı, yurtdışındaki yayın organlarına yazdığı makalelerin Türkiye'de Sabah tarafından yeniden basılmasına izin veren Orhan Pamuk gibi...
Bu da öyle ya da böyle simgesel bir destek değil mi?
Her güçlü kadına bir çantacı gerekir
Tanıdığım en iyi iki dergi editöründen biri olan Deniz Alphan'ın (diğeri Elçin Yahşi) twitter'da 'The September Issue' adlı belgeseli izleyip hayal kırıklığına uğradığını söylemesinden sonra soğumuştum gerçi... Vogue'un neredeyse 900 sayfalık 2008 Eylül sayısı üzerine çekilen belgeseli geçtiğimiz günlerde izleme fırsatı buldum...
Alphan, derginin nasıl hazırlandığını yeteri kadar anlatmıyor yazmıştı twitter'ına. Haklı. Gazeteci olunca beklentilerimiz, merak ettiğimiz detaylar da doğal olarak farklılaşıyor. Ben yine de Mario Testino'yla yaşanan fotoğraf krizini ilgiyle izledim.
Bir de dünyanın en güçlü editörü olsanız bile eninde sonunda yaptığınız işi patronun onayına sunmanız, yönetim kuruluyla toplantı yapmanız ve onları ikna etmek için uğraşmanız gerektiğini anlıyorsunuz: Anna Wintour, eylül sayısını patronu Si Newhouse'a gösteriyor belgeselin sonundaki...
'The September Issue' dergidense dergi çalışanlarını daha yakından tanımamızı sağlıyor. Zannedersem genel yayın yönetmeni Anna Wintour 'Devil Wears Prada' filminde ve romanındaki yansımasından hiç hoşnut kalmamış, galiba da çok ciddiye almış bu durumu ve sevecen, duygusal yüzünü kamuoyuna yansıtmak istemiş. Yoksa bu kadar yıldır hiç kimseyi muhatap almayan ve ulaşılmaz bilinen bir gazeteci neden bir anda bütün özel hayatını kamuoyuna açsın...
Film vizyona girdiğinden beri Anna Wintour daha görünür oldu. Filmde de hakkındaki şehir efsanelerini destekleyecek soğuk tavırları pek yansıtılmamış...
Bir sahnede fotoğrafları incelerken yanında yolu tıkayan bir çalışana 'Pardon' demesi var ki... Salonda kahkaha orada koptu zaten; zihinlerdeki Wintour'a en yakın görüntü oydu.
'The September Issue'da ilgi çeken karakterlerden biri de Andre... Vogue yazarı ve editörü Andre, belli ki dünyada her güçlü kadın için geçerli bir kuralın yansıması Wintour'a: Her kuvvetli kadın yanında bir gay çantacı taşır... Yetenekleri, ne yaptığı önemli değildir, sadece efendisini mutlu etmesi gerekir bu çantacının... Nitekim, Andre de aşırı kostümleri, dev cüssesi ve konuşmasıyla Vogue içinde bir 'eğlence' kaynağı belli ki... Görevi de Wintour her istediğinde yanında durmak... Bu gibi insanlara çantacının yanı sıra 'Oya' da deniyor...
Neyse... Film, Vogue Türkiye'nin çıkışıyla beraber vizyona girecek bizde... O zaman hakkında daha çok konuşuruz...
Tek söyleyeceğim şu: Bu belgeselle beraber Türk dergiciliğinin vasatlığı ve kendisini fashionista zanneden ev kızı Türk dergicilerinin yetersizliği bir kez daha yüzümüze vurulmuş oldu... Bir de, Vogue Türkiye'nin işi her zamankinden daha da zor...