AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-10-15

kategori2

Kriz mühendisliği

Tarih kitaplarının da yazacağı nitelikteki olayı, heyecanlı bir maç gibi izlerken 'Buna kriz mühendisliği denir' diye akıl yürütmesi yaptım.
Bazen, her şeyin normal cereyan etmesindense kısa süreli-kontrollü gerginlikler iyi birer mesaj taşıyıcısı olarak tercih edilirler.
Zürih'ten yansıyanlar Karabağ'la ilgili Türk ve Azerbaycan, sözde soykırımla ilgili Ermenistan ve diaspora kamuoyları için birer yatıştırıcı, daha doğrusu 'gaz alıcı' olarak düşünülmüş olmalıydı. 
Uluslararası boyutu bu kadar yüksek bir konuda, böylesine angajmana girildikten sonra o masadan kalkmanın ya da o masaya bir daha oturmamanın bedeli, sorumlusu için çok ağır olurdu. Bunu hiç kimse göze alamazdı. 
Şimdi dün sabahtan itibaren o çetin diplomasi gününün hikayesine bakalım:
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Zürih'e uçmasına saatler kalmıştı. Davutoğlu ile görüşmek üzere dün sabah saat 09.30'da İstanbul Conrad Otel'e girerken, olağanüstü bir diploması trafiği yaşandığı belliydi. Bakan Davutoğlu, otelin bir başka salonunda kamuoyunun dikkatlerinden uzak bir zirveye katılmıştı. Bosna Hersek-Sırbistan ve Türkiye Dışişleri bakanları görüşmesine...
Çok yakın tarihte büyük bir insanlık trajedisine sahne olan Bosna'da tansiyon yine yükselmeye başladı. Türkiye, bu sefer de devrede. Bu çok önemli üçlü görüşmeden çıkıp, bizi bilgilendiren ve hemen ardından Zürih'e Türkiye-Ermenistan protokollerinin imzasına giden Bakan Davutoğlu'nun bu zamanlamasına tesadüf diyebilir miyiz?

Sanmıyorum. Tam tersine 'planlı hareket' demeliyiz.
İsrail-Suriye ve Afganistan-Pakistan arasında ilişkilerin normalleşmesi adına girişimlerde bulunan Ankara, Ermenistan'la da yakınlaşma arayışında. Büyük fotoğrafa Bosna Hersek-Sırbistan arabuluculuğu da eklenince, ortaya irdelenmesi gereken bir dış politika vizyonu çıkıyor.
Diplomatik kaynaklardan öğreniyorum ki; içeride Davutoğlu şöyle bir ifade kullanıyor: 'Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca Kore'yi saymazsak iki kez savaşı göze almıştır. Birisi Kıbrıs, ki savaştık, diğeri Suriye. 10 yıl önce sınırımız mayınlı araziydi ve üzerinde tanklar vardı. Bugün Suriye ile geldiğimiz noktaya bakın'.
'Stratejik Derinlik' fikrinin mimarı ve şimdi uygulayıcısı Ahmet Davutoğlu'nun Boşnak ve Sırp mevkidaşlarına nasıl bir mesaj verdiği ve krizlerin nasıl fırsatlara dönüştürülebileceğini gösterdiğini anlayabiliyoruz.

2015 ALARMI
Şimdi gelelim Ermenistan açılımına, Zürih'teki tarihi imzanın arka planına...
Burada aslında Türkiye'nin oyun planı 2015 yılında yaşanacakları önlemeye dönük. Ermeni diasporası sözde soykırımın yüzüncü yılı için şimdiden kapsamlı hazırlık yapıyor. Her yıl yaşadığımız 24 Nisan kabusunu 2015'te hayata geçirmeyi planlıyorlar. Türkiye'nin bugünkü inisiyatifinin gerisinde biraz da bu bilgi yatıyor. 'Şimdi hiçbir şey yapmazsak 6 yıl sonra çok ağlarız' düşüncesi...
İmzaların atılmasının çıkan kriz sonucu rötarlı gerçekleşmesinin tüm bunlarla ilgisi var, kuşkusuz. Tarafların kafasında uzun dönemli o perspektifin yansımaları etkisini gösteriyor.
Bakan Davutoğlu, uzun zamandır ekim ayına dikkat çekiyor ve 'Barış diplomasisi olacak, her konuda hamleler yapacağız' diyordu. İşte o kritik dönemdeyiz. Adeta, 'Ekim devrimi' günlerinde. Ermenistan konusunun en hayati süreci işliyor. Evet, barış kolay değil, sancılı oluyor.
Öte yandan Kürt açılımı hızlanıyor, Başbakan önümüzdeki hafta Irak'a uçuyor. AB konusunda da yoğun günler yaşanıyor. Hariciye'nin Pakistan ve İran temasları planlanmış durumda, Papandreu ilk ziyaretini Türkiye'ye yapıyor. Tüm bunlar ilginç ve kayda değer gelişmeler...
Şu sözler Ahmet Davutoğlu hocanın:
'Biz İran-Batı geriliminin azalması için elimizden geleni yapacağız. Aksi halde çok zarar görürüz.'
Davutoğlu'nun kaptanlığındaki Dışişleri Bakanlığı'nın kurmay takımında bu konulardan herhangi birini tek başına ele almak yerine, hepsini bütünlüklü bir bölge vizyonu içinde görme eğilimi hakim. 'Dondurulmuş krizleri (frozen conflicts) ve statüko değişimlerini' diplomasi yoluyla gerçekleştirmek, çözmek amacındalar. Aksi halde ilerleyen tarihlerde karşımıza çok ciddi sorunlar olarak çıkacağını biliyorlar. Bölge vizyonu içinde sınırların gevşemesi, vizesiz geçişler, karşılıklı ekonomik bağımlılıklar ve mutlak suretle herkesin herkesle diyalog kurması anlayışları yatıyor.
Çeşitli girişimleri de 'ani gelişmelere karşı reaksiyon' şeklinde değil de, bilinçli tercihlerin yönlendirdiği bir vizyon ürünü diye değerlendiriyorlar.
Bakan, 'Vaktinde alınmayan tedbirler sonra kriz olarak karşımıza çıkıyor' diyor.

DAVUTOĞLU'NDAN ÜÇ KONUDA GÜVENCE
Dışişleri Bakanı tarihe kalacak bir metne imza attıklarını biliyor. Bunun sorumluluğunun bilincinde. 'Bir önceki geceyi uykusuz geçirdim' diyor, ekibi de öyleymiş. Haklı, çok ince bir denge üzerinde uluslararası çok boyutlu bir diplomasi yürütüyorlar. 'Tarihi sorumluluğu olan imzayı atmaya giderken' cümlesi özellikle ilgi çekici. 'Bir anlaşma imzalanırken her tarafta acaba bir şey kaybediyor muyuz?' endişesi olmasını normal buluyor. Kolay değil 17 yıllık bir statüko değişiyor, yüz yıllık bir meselede yeni bir sayfa açılıyor. Protokol imzalandı ama bundan sonra daha zor günler yaşanacak. 'Süreç herhangi bir noktada tıkandığında, kriz var, açılım durdu diye düşünülmemeli' uyarısında bulunuyor.
'Kırmızı çizgiler tanımlamasını sevmediğimi bilirsiniz' diyor, ben bilmiyordum. Duyduğumdan beri üzerinde düşünüyorum, biraz da yadırgıyorum. İlk fırsatta kendisiyle bunun üzerine konuşmak isterim.
Ermenistan'la imzaya gitmek üzere Zürih'e uçmasına dakikalar kala üç konuda güvence veriyor:

- Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ve karşılıklı hakların korunması,
-  Türkiye sınırının tanınması,
-  Karabağ dahil bölge sorunlarının çözümünde Türkiye'nin yaklaşımlarının devamı...

'BU ANLAŞMA İŞARET FİŞEĞİ'
Haliyle, her şeyi yazamıyoruz ama şurası besbelli: Çok bilinçli bir strateji yürütüyorlar ve tüm olasılıklara göre alternatif yol haritaları hazırlanmış. Bakan, 'Bu anlaşma bir işaret fişeği olacak' diyor, 'iyi niyetimizin ve kararlılığımızın göstergesi...'
Karabağ konusunda yazılı ifadeler olmasa da aslında adı konulmamış bir şart ortada duruyor. Evet; sınırın açılması için Karabağ sorunu çözümlenmeli. Sonuçta, Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'si işgal altında. Görmezden gelinebilir mi?
Bakanı uğurladık, 'İyi dileklerinizi ve dualarınızı eksik etmeyin' dedi. Arkasından bakarken, AB İlerleme Raporu'nda pek çok eleştiriye rağmen, dış politika konusunda ağırlıklı olarak olumlu ifadelerin yer almasının hiç de sürpriz sayılmaması gerektiğini düşünüyordum.

SANCILI SÜREÇ
Gece zorlu diplomasi maratonunun ardından imzalar atılınca ise aklıma Bakan'ın protokolü 6 hafta önce duyurulurken yaşadığı olay geldi. Meğer, dün krizle aşılan protokol daha ilk aşamasında, Ermeni tarafının müdahalesi nedeniyle sancılı başlamış. Davutoğlu, 'Evet, üzerinde anlaşılan bir metne sonradan müdahale olunca sert tepki gösterdim' demişti. Anlaşılan dün de Zürih'te bunun benzeri bir olay yaşandı.  Her ne olursa olsun imzaların atıldığı o görüntüler tarih kitaplarına geçecek.