AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-10-15
Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokolün imzalanmasının ardından yeni bir süreç başlamış bulunuyor. Lakin bu sürecin yalnızca iki taraflı olarak sürdürülmesi kolay değil. Zira iki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca bu ülkelerin kendi geleceklerini değil, aynı zamanda bölge istikrarını ve dünya dengelerini etkileyecek önemde. Bu nedenle süreç boyunca çeşitli inişler çıkışlar ve hatta tıkanmalar, iç ve dış politik müdahaleler, hariçten gazel okumalar, provokasyonlar ve aleyhte gösteriler beklenebilir.
Dünkü imza töreninden özetle:
1- Diplomasi masasında ortaya çıkan bu tip gerginlikler son dönemlerde daha da fazla gündeme gelmekte. Ancak masadan kalkıp yeniden oturmalar; konuşulanları bazen anlayıp, bazen kulağı işitmemeler; son dakikada metine ilaveler isteyip karşı tarafı şaşkına çevirmeler çok da yeni taktikler değil. Bu tip tutumlar diplomasi tarihi kadar eski. Yeni olan, bunun medyatize edilmiş, yani kitlelerle paylaşılan, haber niteliği taşıyan hali. Diplomasi faaliyeti artık yalnızca masanın karşı tarafında oturan ve pazarlık yaptığınız insanları hedef alarak değil, aynı zamanda geniş bir izleyici kitlesine yönelik olarak da yapılmak zorunda. Nitekim tam da bu nedenle 'one minute' tipi hareketler büyük çaplı etkiler yaratarak, politik fenomenlere dönüşebiliyor. Herkesin herkesi naklen izlediği ve yapılmakta olan pazarlığın özünü içeriğini fazlaca bilme gereksinimi duymadan yorumlar yaptığı bir ortamda, geniş kitleleri sürükleyecek artistik hareketler doğal bir mecburiyet halini alıyor. Yüz ifadeleri, vücut dilleri birer veri olarak analiz ediliyor, medya süzgecinden geçirilip haber olarak izleyiciye naklediliyor. Bizim protokol durumlarında ise kriz sonrası fotoğraf Davutoğlu'nun neşeli, Nalbantyan'ın ise tedirgin ruh halini yansıtıyor.
2- Krizin, protokolün maddeleri nedeniyle değil, imza sonrasında yapılacak olan basın açıklamalarındaki 'soykırım' ve 'ön koşulsuz' kelimelerinden çıktığı söyleniyor. Ermeniler süreci Karabağ meselesinden koparmak, soykırım iddiasını öne çıkarmak; Türkiye ise soykırım iddiasını Komisyon'a havale ederek, Karabağ sorunu ile bu süreci birlikte götürmek istiyor. Karabağ sorununun çözümü ile görevli Minsk grubu eşbaşkanlarının (ABD, Rusya, Fransa) da toplantıya katılıyor olması, bu konunun süreçte öncelikli ve hatta önkoşul olarak ortaya çıkacağını gösteriyor. Türkiye'nin Karabağ konusunda geri adım atması halinde yalnızca muhalefet partisi milletvekillerinin değil, iktidar partisi milletvekillerinin de Meclis'te aleyhte oy kullanması ve protokolün onaylanmaması söz konusu olabilir. Bu açıdan konunun en azından üçlü bir ilişki biçiminde götürüleceği düşüncesini taşıyorum. Azerbaycan bu sürecin bir parçası ve topraklarını işgalden kurtaracak olan formül, Türkiye- Ermenistan- Azerbaycan üçlü işbirliğinde yatıyor. Hazar Denizi ile Karadeniz bu hatla birbirine bağlanıyor, Kafkasya'da istikrar ve enerji yollarının güvenliği konusu en sağlam çözüme kavuşuyor.
3- Protokol imza törenine katılan ülkelerin politik kompozisyonu oldukça önemli. ABD ve Rusya dışişleri bakanlarının bir arada bir imza töreninde bulunmaları yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğinin de bir göstergesi kanımca. Avrupa Konseyi'ne başkanlık eden Slovenya Dışişleri Bakanı Zbogar, AB temsilcisi Solana, Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner ve ev sahibi İsviçre'nin Dışişleri Bakanı Calmy-Rey'in de katılımıyla diplomatik resim tamamlanmış görünüyor. Bir türlü 'çözülemeyen sorunlardan', 'sürdürülebilir çözüm süreçlerine girmiş sorunların' olduğu bir dünyaya doğru evriliyoruz. Bu o kadar güçlü bir eğilim ki, tarihte ilk defa Nobel Barış Ödülü 'henüz herhangi bir sorunu çözmese de, büyüyünce çözmek istiyorum' diyen birisine, Obama'ya veriliyor! İlk kez barış ödülü sahibinin geçmişte yaptıkları değil, gelecekte yapacakları referans alınıyor. Galiba artık geleceğe bakma zamanı...