AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-10-15

kategori2

Nobel armağanı

Zürih'teki tarihi protokolde yaşanan imza krizinin nihayet aşıldığını müjdeleyen o fotoğrafta en mutlu görünen kişinin, Dışişleri Bakanı Davutoğlu oluşu tuhaf değil mi? Nalbantyan'ın 'hem ağlarım hem giderim' ifadesine karşılık... Hem saatler süren bir skandalın sonucunda atılmadı mı o imza? Olan biteni en son öğrenen Türk heyeti değil mi?
Temsilcilerimizden önce biz (ekran başında) öğrenmedik mi neler neler olduğunu? Türk heyeti boş salonda boş koltuklara bakıyorken haber kanalları, canlı yayında durumu analize başlamadılar mı?
Meğer, Ermeni Dışişleri Bakanı Nalbantyan'ın imzaya gelmeyeceği öğle saatlerinden beri biliniyormuş. ABD Dışişleri Bakanı Clinton'un, çıktığı gibi otele geri dönmesi bu yüzdenmiş. İşe bakın ki, olan biteni bilmeyen sadece Türkiye... Tarihi bir imza atacak olmanın heyecanıyla, tam zamanında, koşar adım salona girmeleri de bu yüzden. Haber kanalları bu açıklamaları yaparken Türk heyeti hala gerçeği bilmiyor. Muhtemelen, bizimle aynı anda öğreniyor.

Öyle ki, televizyon başındaki vatandaş olarak burnumuzun direği sızlıyor. Büyük umutlarla çıkılan bir maçı 6-0 kaybetmiş gibi hissediyoruz. Gözler doldu dolacak. En nihayet, heyet salondan ayrılmaya koyuluyor...
O sırada diğer temsilciler (en çok da Hillary Clinton ve İsviçre Dışişleri Bakanı Calmy-Rey), 'Ben o adama varmam' diye tepinen Özgü Namal misali arıza çıkartan Nalbantyan'ı teskin etmeye koyulmuş. Hakkı vardır, yoktur ayrı mesele. Fakat Türk heyetinin düşürüldüğü durum son derece yakışıksız. Bütün bu süreç boyunca canımız, komşumuz Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'in tutumu da çok yakışıksız. 'Türkiye'nin işi başından aşkın, ben en iyisi kendi söküğümü kendim dikeyim' demediği gibi; her iki lafın başı 'Türkiye'ye güveniyoruz' anonsları yapıyor ve bedavadan iş halletmeye çalışıyor. İyi peki de Türkiye kime güvenecek? 'Akraba olmasın, 'akbaba' olmasın' diyen Nil şarkısı geliyor aklıma ister istemez.
Sevgili Azeri dostlar kızacak bu dediğime ama onların da artık, iğneyi başkasına çuvaldızı Aliyev'e batırma zamanı geldi. Benden bu kadar. Bundan sonrası çok bilenlerin işi. Fakat unutmayın, dost acı söylermiş. Acı da gelse, tatlı da gelse durum ortada ayrıca; üzerinde bu kadar yük varken, adaletli ilişkiler kuracağı şeffaf müttefiklere her zamankinden çok ihtiyacı var Türkiye'nin.

Ayrıca o protokol bunca krize rağmen imzalandığına göre, hiç değilse Obama'ya iyi bir 'Nobel armağanı' yerine geçti diye düşünüyorum. Bakan Davutoğlu da buna gülüyordur belki o fotoğrafta...

Magazini ıslah etmenin yolları
Timuçin Esen olayında da çarpıcı şekilde görüldü ki, magazin dünyası artık kendine çeki düzen vermeli. Peki ama bar kapılarında pusuya yatmak, ünlüleri tahrik ve taciz etmek dışında bir mahareti kalmadı gibi görünen magazin muhabirleri hayatından memnun mu? Mesleği revize etmenin, bu işi aklı başında hale getirmenin bir yolu yok mu? Es kaza beğenilen bir film ya da dizi çeken herkes, ömrü billah magazincilerle ahbaplık etmeye mecbur mu?