AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-15
Benim açımdan yolda çıkan bir tartışmadan dolayı Tarık Akan'ın yüzüne biber gazı sıkıp döven 18-20 yaşındaki veletle geçtiğimiz günlerde teslim olan katil Cem Garipoğlu arasında nitelik olarak hiçbir fark yok... İkisine de katil demiyorum elbette... Ama ikisi de güçlerini babalarından, ailelerinden alan ve kendi kimlikleri oluşmadan, babalarının, büyüklerinin kimliğini kendilerine adapte edip başkalarına karşı kullanan bir kültürün iki piyonu...
Cem Garipoğlu'na 'çocuk' deyip duruyor avukatı, yaşını kanıt göstererek. Oysa o çocuğun konuşmalarından, yazışmalarından hiç de kendisini böyle bir görmediğini biliyoruz.
O MSN yazışmalarını okumadık sanki...
'Genel müdür bu saatte istesem ayağıma gelir, ileride bütün bu şirketler bana kalacak, herkes benim emrimde çalışır' diyen büyümüş de küçülmüş edalı bir şımarık küçük erkek hatırlıyorum...
Bu 'çocuk' dediğimiz Cem babasının küçük bir kopyası, amcası Hayyam Garipoğlu'nun kötü bir yansıması ve özentisi değil mi?
Bütün bunları yeni para, iktidar açlığı yaratmadı ve sonunda sonradan görme bir vahşet kültürü oluşturmadı mı?
Etrafımızda o kadar çok var ki bunlardan...
Gece kulüplerinin ön masalarına kurulup şampanya açtırıp Rus kadınları masalarının üzerinde dans ettiren 18'likleri görmedik mi?
Daha bacakları gaz bedalına ulaşmadan ev boyutunda ciplerle İstinye Park'ta tozu dumana attıran, Bağdat Caddesi'nde Porsche'lerinin motor seslerini duyuranlar bunlar değil mi?
Şimdi aralarından katiller de çıkıyor işte...
Daha da vahimi, kendisine en ufak bir iktidar alanı bulanın çocuğunun da aynı yöntemi örnek alması... Demek ki babanızın illaki büyük bir işadamı, holding patronu ya da Türkiye'nin sayılı zenginlerinden olması gerekmiyor...
Baksanıza, belediye meclis üyesinin oğlu olmak bile 18-20 yaşındaki bir çocuğa güç veriyor. Buradan bile kendisine paye sağlayabiliyor, başkaları üzerinde bunu bir güç unsuru olarak kullanabiliyor ve sokakta terör estiriyor...
Ben Tarık Akan'la trafikte yaşanan bir kavgada 'Kim haklı, kim haksız' diye bir tartışmanın tarafı değilim. Bununla ilgilenmiyorum bile. Dahası, herkesin kendinden geçtiği ve hiç kimsenin kurallara uymadığı İstanbul trafiğinde en ufak bir çatışmada kimin haklı kimin haksız olacağını kestirmenin çok güç olacağını da biliyorum...
Malum, yollarımızda araba kullanmak her gün ölümle dans etmek gibi...
Bu gibi tartışmalar da çok doğal... Her gün hepimiz yaşıyoruz... Şahsen ben haklı olduğum durumlarda bile sinip, kabuğuma çekilmeyi, ortadan kaybolmayı tercih ediyorum.
Ama Tarık Akan'ın da medeni biri olduğunu biliyorum. Kalkıp küfür edecek, olay çıkaracak, birinin üzerine yürüyecek kabalıkta biri asla olamaz... Belli ki anlık bir tepki göstermiş...
Peki bu çocuğun arabasındaki cop, biber gazı, belediye meclis aracının kartı? Bunlar nerden çıkıyor, bunları ona kim veriyor?
Üniversite öğrencisine binlerce dolar harçlık veren anne babalar, çocuklarını Porsche'yle, Ferrari'yle okula yollayan sonradan görmeler, orada burada çocuklarına aldıkları süper lüks arabalara isim soyadlarının baş harflerinden oluşan özel plakalar aldıranlar, oğullarını 'Sen kimin oğlusun bil' diye yetiştirenler...
Suçlu sizsiniz... Bu çarpık düzeni, bu sokak terörü yaratan çocukları sizler yetiştirdiniz...
Trafikte tartıştığı birinin ağzını burnunu kıranla, tartıştığı kız arkadaşını öldürüp boğazını kesen aynı terör kültürünün yan ürünleridir...
Eserinizle mutlu olun...
Paparazzinin çirkefi makbuldür
Dünyanın her yerinde ünlülerin fotoğraflarını çeken, onları taciz eden fotoğrafçılar yani paparazziler tartışma konusudur... Bu öyle bir kültür ki, paparazzi ne kadar çirkefse o kadar makbuldür. Hatta bu uğurda kitaplar, belgeseller vardır. Unutulmaz kavgalar yaşanmıştır, mesela Sean Penn bir fotoğrafçıya tekme atmıştır... Roseanne Barr birini yumruklamıştı, Hugh Grant daha geçen ay saldırdı ve mahkemesi sürüyor...
Amerika'da bu çifkef paparazzi kültüründen TMZ diye ortalığı inleten bir program bile yapıldı; bütün magazin gelişmeleri (mesela Michael Jackson'ın ölümü) buradan takip ediliyor artık...
Kısacası, mesele Türkiye'deki paparazziler ne kötü, bunlardan kurtulalım diyerek çözülecek kadar sığ bir şey değil. Bu bir global medya sorunu...
Önüne geçmek de pek mümkün değil...
Sarhoş olmak, yerlerde sürünmek, ayakta duramayacak kadar içmek normal şeyler. Bunları herkes yapabilir, Timuçin Esen'in başına gelen herkesin başına gelebilir...
Dünyada da böyle oluyor... Pek çok kameraman, paparazzi küfür yiyor...
Bana kalırsa tek bir çözüm var: Paparazziler bu dili ve çirkefliği sürdürecekse küfre ve saldırıya alışık olacak, ünlüler de mümkün olduğu kadar onları muhatap almadan, görmezden gelerek hayatlarını sürdürecekler.
Öbürü boş laf... Mesela Reha Muhtar çıkmış diyor ki 'Arkadaşlar neler yapıyorlar', böyle yazılar yazıyor... Show Haber'de yaptıklarını unutmuş gibi, balık hafızalı toplumda böyle vaazlar veriyor... Bunlar boş laf...
Bana kalırsa bizim ünlüler de bu paparazzileri çok ciddiye alıyor; sektör henüz oturmadığı için magazin programlarında döndürülen görüntüleri fazla önemsiyor... Timuçin Esen de doğrusu bana bu olayı çok fazla önemsemiş gibi geldi...