AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-10-15

kategori2

Protokollerin esas kahramanı

İlk işaret Hillary Clinton Avrupa gezisine çıkmadan önce geldi. O seyahatten önce, Avrupa işlerinden sorumlu yardımcısı Philip Gordon çıktı ve bir açıklama yaptı. İşte o anda işlerin bizim için güzel gelişeceğinin ipucu verilmiş oldu.

***
İpucu Gordon'un kendisiydi.
Bunu anlamak için biraz geriye gidelim...
Philip Gordon Türkiye'yi yakından takip eden, uzun yıllardır Türkiye üzerine çalışan ABD'li bir bürokrat. Ömer Taşpınar ile birlikte yazdığı 'Türkiye'yi Kazanmak' kitabını hatırlayanınız olacaktır. O kitap Türkiye'nin Batı için ne kadar önemli olduğunu ve onu kazanmanın yollarını anlatıyordu. Bununla da kalmadı Gordon, Doğu Ergil'in bu yıl içinde çıkan ikinci Kürt Raporu kitabına da yine Ömer Taşpınar ile katkı sağladı.

***
ABD'li bürokratın Türkiye'ye olan ilgisi vatanında da biliniyor. Hatta başkanlık seçimlerinden sonra Gordon, Avrupa işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atandığında diasporanın engellemeleri nedeniyle uzun süre Kongre'den onay alamamıştı.

***
Bu nedenle onun sürecin içinde olması baştan itibaren ABD'nin diasporaya rağmen süreci destekleyeceği anlamına geliyordu bir nevi. Öyle de oldu. Hillary Clinton, Gordon'un yardımı ile sabırlı bir ikna faaliyeti yürüttü ve sonuç aldı.

***
Peki ama Gordon Türkiye dostu da Clinton bu meseleyi neden böyle sahiplendi?

***
Sahiplenişin arkasında yardımcısının etkisi olsa da esas neden başka. Clinton Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturduğundan beri Obama'nın gölgesinde kalmakla eleştirildi. Arka planda olmaktan rahatsızlık duydu. Hatta Obama'nın birçok yurtdışı gezisine Clinton'u almaması dikkatlerden kaçmadı.

***
Tüm bu tabloya inat Clinton şimdi Türkiye-Ermenistan meselesi ile bir ivme yakaladı. Başarı hanesine yazacak bir şeye ihtiyacı olduğu için bu meseleyi kendi meselesi yaptı. Kısacası altına imza atacak bir projeye ihtiyaç duyan Clinton ile Türkiye dostu Gordon bir araya gelince ivme bizden tarafa döndü.

***
Ancak şimdi mesele bu ivmenin diasporanın baskıları ile yeniden ters dönmesini engellemek. Bunun için ABD'de yoğun bir lobi faaliyeti yapmamız gerekiyor. Ama biz henüz lobinin a-b-c'sindeyiz maalesef.

Hepimiz hayvanız!
Mediacat adlı teknoloji mağazasının son reklam afişlerini görmüşsünüzdür. İnsan vücutlarına hayvan başı yapıştırdıkları ve altlarına birtakım sloganlar yazdıkları afişler...
Birinde 'Fotoğraf makinesi alırken sağılacak inek miyim?', diğerinde 'Çamaşır makinesinde kazığa razı olacak kadar koyun muyum?' ifadeleri var.

***
'Ben aptal mıyım?' demek için çeşitli hayvanları kullanmışlar anlayacağınız. Ve bunu maalesef kendi dilimizdeki deyimlerden almışlar: Kaz kafalı mısın? Kuş beyinli misin? Sazan gibi atlama! Koyun gibi bakma! Ve daha niceleri...

***
Böyle hayvan sever bir toplumuz işte biz. Şimdi de kalkıp sanki bütün hayvanlara yıllardır küfreden kendimiz değilmişiz gibi, bize ayna tutup bu küfürleri gözümüze soktuğu için Mediacat'e kızıyoruz.

***
Yoksa biz biraz angut muyuz?