AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-15
Demokratik açılım, Ermeni açılımı, Kürt açılımı, Suriye açılımı derken okullarımızda pek öğretilmeyen tarihimiz de açıkça tartışılmaya başlandı! Son zamanların trendi olan tarihi daha yakından izlemenin ve bazı tabuları tartışmanın oldukça sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Bu tür gelişmeler dünyanın birçok ülkesinde de var. İlginçtir ki, Hindistan da bugünlerde bir tarih tartışmasıyla karışmış durumda! Uzlaşmak ve birleşmek veya bölünmek birçok ülkenin başına geliyor. Ama, sonuç ne olursa olsun, sorunların hepsi ortadan kalkmıyor. Osmanlı'nın Güneydoğu'daki eyaletlerini kopartarak Irak, Suriye, Ürdün gibi ülkeler yaratan Batı entrikaları nasıl bugün bakıldığında çözdüğünden daha fazla sorun yaratmışsa, bugünkü kavgalar da ayni potansiyeli taşır!
Hindistan coğrafi olarak dünyada yedinci büyük, nüfus olarak da ikinci büyük! 2020 yılında Hindistan, şimdiki birinci Çin Halk Cumhuriyeti nüfusundan daha fazla nüfusa sahip olacak ve en kalabalık tahtına oturacak. Bugünün Hindistan'ı, dünyanın şimdiden en kalabalık demokrasisi. Hindistan bugün nominal kurlarla dünyanın on ikinci büyük ekonomisi, hatta satın alma gücü paritesiyle de dördüncü büyük ekonomi. Hindistan 1974-1998 yıllarında yaptığı girişimlerle dünyanın nükleer ülkeleri arasına katıldı ve ordusu da dünyanın dördüncü büyük ordusu. Büyük bir bölümü 1856 yılından beri Büyük Britanya İmparatorluğu hakimiyetindeki Hint Yarımadası 1947 yılında iki ayrı devletin kuruluşuyla özgürlüğüne kavuşmuştu. Bir yandan Hindistan Britanya'dan koparken, çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Pakistan da gene 1947 yılında Hindistan'dan kopmuştu. Pakistan, Batı ve Doğu bölgeleri olarak birbiriyle kara bağlantısı bulunmayan iki parçadan oluşuyordu. Doğu Pakistan ise daha sonra, 1971 yılında Pakistan Cumhuriyeti'nden ayrıldı ve Bangladeş adı altında yeni bir Cumhuriyet kuruldu. Hindistan Cumhuriyeti, bugün sınırları içerisinde bulunan Keşmir ile birlikte 150 milyonu aşan bir Müslüman azınlığa, ama çoğunlukla da Hindu olan bir nüfusa sahip. Hindistan 1991 yılında yaptığı ekonomik reformlarla da dünyada en kalabalık ama en hızlı büyüyen ve değişen bir ülke oldu.
Hindistan-Pakistan kavgasına dönersek, resmi tarihe göre, Pakistan Devleti'nin kurucusu Muhammed Ali Cinnah, Hindistan Cumhuriyeti'nin kurucusu ise Nehru. Ama bugün farklı bir tartışma gündemde. Hindistan'ı sosyalist, seküler, demokrat özgür bir ülke olarak tanımlayan yeni anayasanın kabul edildiği 1950 yılından 1990 yılına kadar, 40 yıl boyunca Hindistan'a, Kongre Partisi ve başındaki Gandi-Nehru ailesi hakimdi. 1984 yılında Başbakan Indira Gandhi bir suikasta kurban gidince Kongre Partisi azınlık hükümeti ile beş yıl daha iktidarda kalmıştı. Bundan sonra Hindistan'ın ikinci büyük partisi olan Baharatiya Janata Partisi koalisyonlarla bir süre iktidara geldi. 2005 yılından beri de, gene Kongre Partisi liderliğinde bir koalisyon hükümettedir. B.J.P ise (Baharatiya Janata Partisi) muhalefet görevini görmektedir. Cumhuriyetin kurulduğu 1947 yılından beri 62 yıldır, kısa fasılalar dışında, bir şekilde iktidarda olan Kongre Partisi'nin karşısına ciddi bir muhalefetin çıkmaması Hindistan'ın en önemli sorunu.
Ancak geçtiğimiz hafta ortalık karıştı. Geçtiğimiz hafta B.J.P.'nin liderlerinden Jaswant Singh tarafından yazılan bir kitabın yayınlanması, ana muhalefet partisini daha da karıştırdı. Hintli Singh kitabında, Pakistan'ın kurucusu Cinnah'ı yücelterek, Hindistan'ın bölünmesinde Müslüman Cinnah'ın değil, Hindistan'ın ilk Başbakanı Hindu kökenli Jawarhalal Nehru'nun başrolü oynadığını iddia etmekte idi. Bu kadar zor bir iddiayı tutucu Hindistan'ın hazmetmesi daha da zor olduğundan, kitabın yayınlanmasından sonra Jasvant Singh, B.J.P'den ihraç edildi.
Bu kitapta iddia edilenler dolayısıyla alevlenen tartışmalar gerçekte yıllardır süren siyasal bir tartışmanın son bölümü.
1980'li ve 1990'lı yıllarda, Gandi ve Nehru ailelerinin aşırı sosyalizm denemelerinden ve beceriksiz kamu yönetiminden bıkan seçmen, B.J.P.'nin 'Hindutva' olarak adlandırılan milliyetçi siyasal görüşüne yönelmişti. Hindistan da özgüvene sahip, saygın bir ülke olma yolunda ilerlemeye başlamıştı. 2005 yılında yapılan seçimlerden sonra Kongre Partisi'nin hassas dengeler üzerine kurulu bir koalisyonla ülkeyi yönetmesi karşısında, Hindistan seçmeni yeni seçimlerde bir iktidar değişimine hazırdı. Ancak B.J.P.'ye oy veren orta sınıf, bu partinin içindeki kargaşadan çekinerek son seçimlerde gene de Kongre Partisi'ne oy vermeyi tercih etti. B.J.P'nin kendi iç sorunlarıyla fazlasıyla meşgul olması, Hindistan'da çok ihtiyaç duyulan ve Kongre Partisi'ni yenilmezlik duygusundan uzaklaştıracak güçlü bir muhalefetin oluşmasına fırsat vermedi.
Bugün Kongre Partisi, Başbakan iktisatçı Dr. Mahmodan Singh yönetiminde Nehru sosyalizminden, daha liberal bir ekonomiye doğru başarılı bir dönüş yaparken, devlet tarafından yalnızca yoksulların korunmasını ön planda tutmakta. Böylece de B.J.P.'nin ekonomi stratejisine yaklaşarak, muhalefetin siyasal programını etkisiz duruma sokmakta. İki büyük parti programındaki farkların neredeyse ortadan kalkması ise Kongre Partisi lehine işlemekte.
Sözün özü, ne birleşemenin, ne uzlaşmanın, ne de bölünmenin biçok ülkede kalıcı çözüm getiremeyeceği! Pakistan-Hindistan arasındaki bitmeyen kavga ve nükleer bomba stokları bunun ispatı!