Heyecanlanmamak mümkün deÄŸil. Gözümüzün önünde Cumhuriyet tarihinde yepyeni bir sayfa açılıyor.
Dün Kandil'den, Mahmur'dan, Dohuk'tan gelen PKK'lıların kameraların önünde teslim olması, bir zamanlar Süleyman Demirel'in '29'uncu Kürt isyanı' dediÄŸi ayrılıkçı hareket için sonun baÅŸlangıcıdır. Kim ne derse desin!
Büyük bir aksilik çıkmaz, her ÅŸey planlandığı gibi giderse, dün gelen sembolik grup, ileride daha büyük grupların daÄŸdan inmesi, siyasi ortamın yumuÅŸaması ve Meclis'in çıkaracağı üst düzey yönetici kadrosunu dışarıda bırakan bir afla binlerce PKK'lının topluma kazandırılması için ilham kaynağı olacaktır. Türkiye için rasyonel olan budur.
Bu, Abdullah Öcalan'ın yürüttüÄŸü, AKP'nin uydurduÄŸu ya da Amerika'nın dayattığı bir çözüm deÄŸil; tam tersine Türkiye'de devlet ve özellikle güvenlik birimlerinin 2006 yılından beri ince ince iÅŸlediÄŸi bir sürecin son halkasıdır.
Dün görüÅŸtüÄŸüm bazı 'kuÅŸkucular', inisiyatifin Öcalan'da olmasından ya da DTP'nin 'olayı ÅŸova dönüÅŸtürmesinden' yakındılar. Ama yanılıyorlar. Son emri İmralı verse de bu ve bundan sonraki adımlarda inisiyatif Öcalan'da deÄŸil, Ankara'da. Devlet artık gerektiÄŸinde 'Öcalan'ı kullanmaya’, hapiste olan ve her ÅŸeyden çok kendi akıbetini düÅŸünen bir adamla 'dolaylı' pazarlık yapmaya karşı deÄŸil. Tam tersine İmralı-Avrupa-Kandil üçgenindeki adı konmamış iktidar mücadelesinin, pratikte Türkiye'nin hayrına olduÄŸunu düÅŸünüyor. Yanlış da deÄŸil.
Yıllar önce bir yetkiliyle aramda ÅŸöyle bir konuÅŸma geçmiÅŸti. Ben, devletin Åžerafettin Elçi gibi, Ümit Fırat gibi, Abdülmelik Fırat gibi bağımsız ve hatta PKK karşıtı Kürtlere karşı neden çok sert olduÄŸunu sormuÅŸtum. 'Bıraksanız da böyle insanlar güçlense, PKK tabanı zayıflamış olmaz mı' dedim. Aldığım cevap çok ilginçti. 'Hayır' dedi karşımdaki 'Türkiye hiçbir zaman Kürtlerin meÅŸru bir hareket tarafından temsil edilmesini istemedi. Onun daha tehlikeli olduÄŸu düÅŸünüldü. Yıllardır MGK'da ılımlı bir Kürt hareketinin, PKK ve silahlı terörden daha tehlikeli olacağı varsayımı vardı' dedi.
İşte ÅŸimdi deÄŸiÅŸen paradigma bu. Devlet artık Kürt hareketinin silahlı, dolayısıyla 'meÅŸruiyet özürlü' olması gibi bir tercih içinde deÄŸil. Türkiye artık siyasi bir Kürt hareketinden korkmuyor.
Tam tersine silahların susması ve PKK'nın tasfiye sürecinin DTP çatısı altında meÅŸru siyaset zeminini güçlendireceÄŸinin farkında. Tarihin de akışı bu yönde. Ama artık Ankara bundan çekinmiyor.
Tabii Demirel’in '29'uncu isyan' dediÄŸi silahlı Kürt hareketinin tasfiye sürecine girmesi, Kürt milliyetçiliÄŸinin taleplerinin bittiÄŸi anlamına gelmiyor. Dün seyrettiÄŸimiz, sadece silahlı ayrılıkçı terör hareketi için 'sonun baÅŸlangıcı' sayılabilir. Daha çok sancılar, git-gel'ler olacak. Bu yolda pürüzler, hatalar, geri adımlar olacak.
Ama sonuçta bu proje, nihai olarak PKK ve kadrolarına, silahı bırakması karşılığında meÅŸru siyasi zeminde yer açılması projesi.
'Eyvah siyasallaşıyor!' derseniz, evet, PKK denilen siyasi akım bir anlamda siyasallaşıyor. Ama bu, silahlı terörden iyidir.
Artık hamaset deÄŸil siyaset zamanı. Bırakalım, DTP ve PKK'nın temsil ettiÄŸi çizgi, demokrasi arenasında kendini kanıtlasın. Sandıkta zafer kazanmak, gerilla ve bombalarla verilen mücadeleden daha zordur. Bu hareket bundan sonra demokrat olmak, insanların taleplerine cevap vermek zorunda.
Demokrasi Türkler için neyse, Kürtler, Lazlar, Fransızlar ve İtalyanlar için de aynı ÅŸeydir: iyi yönetim, çok çalışma, hesap verebilme ve tolerans. Gün olur çöp toplamayan, rüÅŸvet alan bir belediye baÅŸkanı bile size o beldeyi kaybettirir. Gün olur, bakarsınız insanlar hamaset deÄŸil aÅŸ istiyor. Bakalım DTP buna hazır mı? Bakalım ÅŸu zamana kadar devletin Kürt kimliÄŸi üzerinde uyguladığı irrasyonel baskılar sayesinde bu ölçüde büyüyen Kürt hareketi, bu avantajı kaybedince demokrasiyle sınavını geçecek mi?
Silopi'ye bakarken Ağar'ı hatırladım... Ne kıyametler kopmuştu