AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-20

kategori2

Kültür-sanat mafyası yine devrede

Cumartesi geceki Altın Portakal'ı göz ucuyla izledim. Yayın tam bir rezaletti, organizasyon ondan bile kötüydü belli ki. Sırrı Süreyya Önder'in türkü söylemesinden tutun da o adını sanını bilmediğimiz, ne görsel ne işitsel zevk veren bir şarkıcı kadının yaşattığı işkenceye kadar her şey bir müsamereyi andırıyordu.
Dün, Sabah gazetesinin Pazar ekinde Altın Portakal'la ilgili izlenimleri okudum. Daha da mutsuz oldum... Öyle ya da böyle son birkaç yıldır 'Avrasya Film Festivali' adını alan Altın Portakal uluslararası bir açılım yapmıştı. Kimi düşmüş de olsa, Hollywood yıldızlarını ağırlıyordu ve bu hiç yoktan renklendiriyordu Antalya'yı...
Vecdi Sayar, bu festivali 'bizbize' konuşan kapalı bir organizasyona dönüştürmüş. Bu da yıllar sonra yeniden ivme kazanan bir festivali, tıpkı Eurovision gibi kendi kendimize dalga geçebileceğimiz, itibarsız bir şeye dönüştürdü.
Her şeyden önce birincilik ödülünün iki kişiye paylaştırdığı bir yarışmayı ciddiye almak mümkün mü?
Peki ya o eskimiş Yeşilçam yüzlerinden yeniden bir 'starlar geçidi' yaratma çabasının acıklılığı? Birkaç günlüğüne hoş bir nostalji olabilir; o kadar.
Vecdi Sayar'ın bu festivali yüzüne gözüne bulaştıracağı daha organizasyon ona verildiğinde sinemaya gerçekten emek veren insanlar tarafından konuşuluyordu... Uzaktan da görünen bu oldu.
Aslında mesele şahıslarla ilgili değil. Bu Türk kültür-sanat dünyasına egemen olmuş bir zihniyet sorunu bir kez daha kendisini Altın Portakal'da gösterdi.
Tam birileri iyi niyetli bir şeyler yapmak, bazı kültür-sanat olaylarını objektif ve evrensel hale getirmek için yola çıksa bir süre sonra görünmez bir el devreye giriyor ve geleneksel bir kültür-sanat mafyasını devreye sokuyor.
80'li yıllarda edebiyat üzerinde Güzel Zeynep diye bilinen Zeynep Oral'ın etkisi gibi, şimdi de Vecdi Sayar'ın Altın Portakal'ı gölgelemesi, kendisine pay biçmesi, festivali girdiği çok olumlu seyirden saptırıp kendi dünyasına hapsetmesini gördük.
Zaten gecenin en anlamlı anı Güzel Zeynep'in sahneye çıkıp ödül vermesiydi... 'Yazık' demek için bundan daha iyi bir fırsat olabilir mi?
Türkiye'nin dünyaya kapalı olduğu yıllarda sinema, edebiyat, müzik, resim, heykelcilik, plastik sanatlar gibi alanlar belli ağababaları tarafından ele geçirilmişti... Kısacası kültür-sanat dünyası bir mafyanın tekeline girdi. Bunlar iyi bir şeyler yapmak isteyenlere sadece kendilerine biat etmeleri karşılığında vize veriyorlardı. Gençlere destek çıkmaları, sadece o gençler de yaşlılar gibi davranınca, geleneksellerin kendilerine çizdikleri sınırların içinde bir şey üretirlerse mümkün oluyordu.
Mesela ben yaşı 40'a varmış insanlara 'Genç öykücü' dendiğini biliyorum bu insanlar tarafından.
İşin en acıklı tarafı ise 80'ler bitince, Türkiye'nin algı kapakları biraz daha açılınca, insanlar dünyayı kendi kendilerine keşfetmeye başlayınca bunların etkisinin azalmaya başladığını gözlemlemiştik...
Edebiyat eleştirmenleri, sinemacılar, Çiçek Bar müdavimleri düşünce hayatımız üzerindeki etkisini fena halde kaybetmeye başlamıştı. Buna bir 'aydınlanma çağı' da denebilirdi.
Nitekim bu mafyanın yıkıldığı, etkisinin ve gücünün zayıfladığı zamanlarda yeni yeni isimler ortaya çıktı. Kutluğ Ataman'lar, Reha Erdem'ler, Nuri Bilge Ceylan'lar bu teslimiyeti adeta kırarak ortaya çıktı, umudumuz oldu.
Ben Antalya'nın medya tarafından çok yüklenilen Belediye Başkanı'nın özünde iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Sırf bu iyi niyeti yüzünden de kültür-sanat mafyasının onu en amiyane tabirle 'kafaya aldığını' da...
Yazık ki CHP'lilerde böyle bir problem var; 80'li yılların bu kültür-sanat mafyasını haddinden fazla önemsiyorlar, onların hala bir itibarı olduğunu zannediyorlar ve yazık ki en büyük zararı kendilerine, sonra da bu mafyayı izlemek zorunda kalan bizlere yapıyorlar.
Geçmişte de böyle olmamış mıydı; hiçbir kıymeti olmayan adamlar kültür bakanlığı danışmanlığına getirildiler. Şimdi de organizasyonlara yerleştiriliyorlar... Bunlar da sadece eş-dost-ahbap ilişkilerileriyle oluyor, ideolojik yakınlığı sömüyorlar...
Bu yüzden de ne Altın Portakal, ne kitap fuarı, ne edebiyat ödülleri, ne panaller inandırıcı... Hiçbir kültür-sanat organizasyonu bu yüzden devrimci olamıyor. Bu kültür-sanat mafyasının kültür-sanat dünyasının babalarının malı olmadığını öğrenmeleri gerek.
Yapmamız gereken tek şey kültür-sanat mafyasına yumruğu indirmektir...