AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-20

kategori2

Canlı yayında nasıllar gerçek hayatta nasıllar?

Arka arkaya televizyon programlarına çıkınca, geçenlerde Hürriyet'ten Ezgi Başaran bir mesaj yolladı Twitter'dan: 'Hayatın televizyon stüdyolarında geçiyor.' Tabii bu arada o kadar çok kişiyle konuşuyorum ki, ekranda mıyız yoksa kameralar kapalı mı zaman zaman ayarı kaçıyor. Mesela bazı insanlar bende normal hayatta bile sanki canlı yayındaymış gibi konuşuyor izlenimi doğuruyor... İşte son zamanlarda temas ettiğim ekran yüzlerinin karnesi...

AHMET HAKAN: Televizyonlarda yıllardır program yapıyor, ekrana da çok yakışıyor. Ses tonu, Türkçesi, nerelerde müdahale edilmesi gerektiğine dair hakimiyeti ve de tabii ki kıvrak zekası onu hem iyi bir programcı, hem de iyi bir canlı yayın konuğu yapıyor.

İşin ilginci, bu kadar zaman haber ekseninde ekranda yer alan Ahmet Hakan şov programında da ses getirdi. Başına bir bela açtım galiba: Şimdi yapımcılar peşine düşecek... Onun televizyona çorapsız çıkmasına yönelik eleştirilere de katılmıyorum, bence gayet rahat ve modern bir görüntüydü.
HÜLYA AVŞAR: Her zaman için kendisi... Ve 'kendi gibi olmak' insana kazandırıyor. Kameralar açık olsa da, olmasa da içinden geldiği gibi davranmayı bir alışkanlık haline getirmiş. Kontrollü ama kendini kasmıyor. Yanlış yaptığında anında düzeltebiliyor. En büyük silahı samimiyeti: Yaklaşımı da, söyledikleri de samimi ve bence zaten bu yüzden yıllardır kazanıyor.

HELİN AVŞAR: Üzerinde 'abla baskısı' olmadığı zamanlarda daha rahat gibi duruyor. Ablası olunca sık sık onun onayına ihtiyaç duyuyor gibi... Ama son derece komplekssiz. Kameralar açık olsa da, kapalı olsa da kendisine her şeyi söyleyebiliyorsunuz, alınmıyor, bozulmuyor, gülüyor.

RABİA KAZAN: Daha evvel hiçbir türbanlıyla bu kadar yakın olmamıştım. Çok rahat bir kere... Kendi mahallesine de, dışarıya karşı da en sert eleştirileri getirecek kadar gözü kara... 'Başkası benim hakkımda ne düşünür' derdinde değil. Ve en önemlisi türbanı zihnini gölgelemiyor...

OKAN BAYÜLGEN: Yerinde durmayan, hiperaktif bir adam olduğundan beyni de o şekilde çalışıyor. Ancak yayında da, dışarıda da herhangi bir cümle kurmadan önce bin tane dengenin hesabını yapıyor, yüzlerce filtreden çıkartarak söylüyor söyleyeceğini. Bir televizyon yayınını mükemmel idare ediyor ama; neredeyse konuklarının söyleyeceği üzerinde bile kontrol gücü var. Fakat zaman içinde muhafazakarlaştığını ve yeni şeyler denemekten korkmaya başladığını da söylemek istiyorum.

HAKKI DEVRİM: Yayında farklı, dışarıda farklı insanlardan... Ya ekranda gerçek kişiliği ortaya çıkıyor, ya da dışarıda rol yapıyor. Çözemedim. İlginç zekasını ve takıntılarını yıllardır dikkatle takip ediyorum, sempatik de geliyor bana. Ben onunla dışarıda sohbet etmeyi, telefonla konuşmayı onu ekranda izlemeye tercih ederim. Beni ekranda şaşırtıyor, kendisinden beklemeyeceğim şeyleri yapıyor. En garibi de köşesinde de, ekranda da fazlasıyla eşcinsellik takıntılı. Bir şekilde meseleyi hep eşcinselliğe getiriyor...

SERDAR TURGUT: Yemek masasında, bir barda 'Jameson on the rocks' içerken, dost sohbetlerinde harika performansını bilirim onun... Saldırgan-sempatik ve tabii ki çok üst perdeden, soğukkanlı bir mizah anlayışı, bana laf sokuşları var... Beni çok güldürür.'Bunu ekrana taşır mı' endişesi içindeydim. Sonuç mükemmel oldu. O da beni şaşırttı, ama olumlu anlamda. Mükemmel bir ekran karakteri doğuyor bence: Sempatik, zeki ve sürprizlere açık...

ÖZGE UZUN: O benden korkuyormuş, benim ise ona karşı hiçbir önyargım yoktu. 'Türkiye'nin en seksi sunucularından biri' denir hakkında, hem kamera önünde hem de çıplak gözle bunun hakkını çok iyi veriyor. Fakat galiba kamera arkasındaki rahatlığı kamera önünde bir tedirginliğe dönüştü... Ama galiba bu da benden kaynaklandı...

LATİFE TEKİN: Doğru soru sorulduğunda mükemmel yanıt veren, hiç kimseden çekinmeyen, korkusuz, hesap peşinde koşmayan, söylediğini direkt ve net söyleyen bir yazar... Yazılı basına verdiği röportajları, ekranda da çok iyi sürdürüyor. Keşke daha fazla canlı yayına çıksa, daha fazla ekranda konuşturulsa...

Bu haber çok Tartışılacak
Dünkü Hürriyet'te Tufan Türenç son yılların en ilginç haberlerinden birini kaleme aldı köşesinde... Bu yazı günlerce tartışılacak, masaya yatırılacak ve Türkiye'de gündemi değiştirecek... Türenç, isim vermeden gerçek bir skandalı anlatıyor. Hükümet partisinin tüm uğraşlarına rağmen belediye başkanlığını kazanamadığı bir ile atanan emniyet müdürü... Üstelik istihbarat kökenli...
Emniyet müdürü, tayin olduğu bu şehirde kentin önde gelenlerini ziyaret ediyor. Sıra doğal olarak belediye başkanına da geliyor.

Ancak başkan onu şu sözlerle karşılıyor:
'Bakın Müdür Bey, buraya gelmeden Ankara'da bir dizi görüşmeler yaptınız. Size birileri bir görev verdi ve bir vaatte bulundu. Şöyle dediler: 'Görev yapacağın kentin belediye başkanını seçimde bir türlü yenemiyoruz. Ne yaparsak yapalım halk gidip ona oy veriyor.

Eğer sen başkana bir kulp takıp onu suçlu hale getirebilirsen, ki bu senin işin, seni büyük bir kente emniyet müdürü olarak atarız.'
Çok şaşırtıcı, çok sarsıcı bir haber değil mi? Tufan Türenç isim vermemiş ama aktörleri tahmin etmek zor değil...
İstihbarat kökenli emniyet müdürü Hanefi Avcı... Hükümetin bir türlü alt edemediği başkansa Eskişehir'in belediye başkanı Yılmaz
Büyükerşen...
Ve bu diyalog çok ama çok konuşulacak.

24 saat açık kütüphane
Dün öğlen Bahçeşehir Üniversitesi'ni ziyarete gittim ve kampusu gezdim... Üniversite, Beşiktaş gibi kentin tam da en merkezi yerinin en güzel yerine konuşlanmış harika bir kampus. Hava da harikaydı, terasın ve Boğaz'ın tadını çıkardık.
Ancak beni Bahçeşehir Üniversitesi'nde en çok etkileyen şey kütüphanesi oldu... Cadde üzerinde, üç katlı harika bir kütüphane kurmuşlar. Üniversitenin sahibi, kendi ofisinin olduğu binayı kütüphaneye tahsis etmiş... Dahası da var: 24 saat açık... Çalışmak, okumak, araştırma yapmak isteyenler için sınır, saat, problem yok...
Böyle yenilikçi ve cesur adımlar atılınca çok seviniyorum.
Benim için en önemlisi ise, bilgisayarımla dışarıda çalışmaya meraklı biri olarak kentin tam ortasında böyle bir 'vaha' bulmuş olmam.

Çünkü bu kütüphane Bahçeşehir Üniversitesi tarafından yapılmış olsa da, üniversitenin bir parçası olsa da dışarıdan gelenlere de açık.