Merkezi Frankfurt'ta bulunan yatırım fonları bankası DekaBank, 27 AB ülkesi dahil 31 ülkenin, Mart 2008-Mart 2009 GSYH verilerini baz alarak bir rapor hazırladı. Bu raporda, dünyadaki finansal krizinden en olumsuz etkilenen ülkenin Türkiye olduÄŸu iddia ediliyor. Ayrıca hatırlayalım birçok ekonomist, BaÅŸbakanımızın aksine bu krizden Türkiye'nin normalin üstünde etkileneceÄŸini söylüyordu. Buna karşın geçen hafta, Fransızların Match dergisine röportaj veren Akbank Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Suzan Sabancı Dinçer, Türkiye'nin krizden güçlenmiÅŸ olarak çıkacak birkaç ülkeden biri olacağını söyledi. Peki, ne oldu da krizden en çok etkilenecek ülkeler arasında olan Türkiye, bir zaman sonra krizden en hızlı çıkacak ülkeler listesine girdi.
Soyut bir resmin güzelliÄŸi ona bakan kiÅŸinin farklı ÅŸeyler görmesi veya imgeleme gücü yüksek bir ÅŸiirin derinliÄŸi, onu okuyan kiÅŸinin farklı ÅŸeyler algılamasıdır derler. Aslına bakarsanız bakan kiÅŸinin ne gördüÄŸü veya ne algıladığı; biraz da bakana veya okuyana göre deÄŸiÅŸir. Fakat iktisadi olaylarda birbirine bu kadar zıt yorumlarda bulunulması beni ÅŸaşırtıyor doÄŸrusu.
Bir düÅŸünelim tartışmaya konu olan ÅŸey nedir? Milli hasıla, gelir, ekonominin performansı. Peki bu nasıl ölçülür? Temel olarak harcama veya gelir yaklaşımlarıyla. Bu ölçme iÅŸini kim yapıyor? Türkiye'de en kapsamlı ölçümü TÜİK yapıyor. Bunun yanında çeÅŸitli kuruluÅŸlar da piyasa oyuncularından tahminler topluyor. Rakamlar manipüle edilmiyorsa, bu rakamlar elde edilirken ciddi bir yöntem farkı yoksa ve veri toplama, örneklem oluÅŸturma iÅŸlemlerinde bir hata yapılmadı ise üç aÅŸağı beÅŸ yukarı aynı tablo ortaya çıkmaz mı?
Ortaya çıkan bir rakam ya da orandır (ya da bunun tahmini). Yani ortada 'ÅŸair burada ne demek istemiÅŸ' türünden bir durum yok; sayılar, oranlar var. Sayılar ise zaman, mekan ve yorumlayıcıdan bağımsız olarak mutlak kavramlardır. Milli gelir düÅŸüyorsa düÅŸüyordur. Gelirin düÅŸmesi hız kesse de, mantıklı bir insan, gelir ÅŸimdi düÅŸüyor ama sanki yarın aniden ibre yukarı dönecek gibi, hem de büyük bir ivmeyle artacak gibi görünüyor diyemez.
Gel gör ki, bu ülkede doÄŸru bildiÄŸin herhangi bir ÅŸeyin yanlış olduÄŸunu veya tersini, bir zaman sonra görürsün. Ülkeye giren veya çıkan dövizi, dış ticaret ya da turizm geliri ile izah edemezsin. Ekonominin yarısı nerdeyse kayıt dışıdır, kimin ne kadar kazandığını bilemezsin. YapabileceÄŸin en iyi ÅŸey baÅŸka birtakım göstergeleri hesaplayarak tahminlerde bulunmaktır. DoÄŸrudan vergilerin payı çok düÅŸüktür. O yüzden gelir ve varlık ölçümünü saÄŸlıklı olarak yapamazsın. Satılan evin bedelini satış kayıtlarına bakarak anlayamazsın. Birçok vatandaÅŸ götürü usülde vergi öder, o iÅŸi yapan herkes aynı parayı kazanıyor sanırsın. Bir estetik cerrahının, bir mobilyacının, bir kuyumcunun ödediÄŸi vergiye bakarsan, asgari ücretliden daha kötü durumda olduÄŸunu düÅŸünürsün. Ama yine de gerçeÄŸin böyle olamayacağını bilirsin. Sözün kısası, birçok durumda bildiÄŸin ÅŸeyin yanlış olduÄŸunu bilirsin ama o ÅŸeyin ne kadar yanlış olduÄŸunu, hakikatin tam olarak ne olduÄŸunu bilemezsin.
Bürokratik uygulamalar ve hukuki güvenlikte de durum faciadır. Neden böyle? Birincisi, yasal mevzuatımız vatandaşı maÄŸdur etmek üzere dizayn edilmiÅŸtir. Bir de buna uygulamacıların, adamına göre keyfi yorumlarını ilave edin. Her gelen iktidar bunları deÄŸiÅŸtireceÄŸini söyler ancak deÄŸiÅŸtirmez. Acaba neden? (Üstelik bunlar için Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi de gerekmiyor.) İkincisi, vatandaÅŸ olma kültürü yeterince olgunlaşıp kurumsallaÅŸmamıştır. Devlet alacağına aslan, vereceÄŸine kedidir algısı vardır insanımızda. Bu nedenle kimse devlete doÄŸru bilgi vermeye de yanaÅŸmaz. Çünkü devletin tuttuÄŸu kazı yolacağını düÅŸünürler. Kimse de o tutulan kazlardan biri olmak istemez, herkes tutulamayan kaz olmaya gayret sarf eder. Canla baÅŸla hem de...