UÄŸur Yücel'in paparazziler tarafından fotoÄŸrafının çekilmesi, ya da Timuçin Esen'in kameraların önünde kendini o hallere düÅŸürmek zorunda bırakılması deÄŸil bugünlerde tartıştığımız magazin terörü... Asıl magazin terörü, UÄŸur Yücel gibi Türkiye'nin en büyük sanatçılarından birinin basın tarafında düÅŸürüldüÄŸü durum...
UÄŸur Yücel, ciddi maddi zorluklarla boÄŸuÅŸan bir sanatçı... Kazandığı parayı, para kaybedeceÄŸini bile bile, sadece kendi istediÄŸi iÅŸlere yatırdığı için yaÅŸadı bu sıkıntıları. Sanattan kazandığını sanata yatırdığı için kısacası... Ancak her sanatçıda olduÄŸu gibi onun da iniÅŸ-çıkışlı dönemleri olmuÅŸtur...
Yücel, ÅŸimdi yine çıkışta... Televizyona dizi yapıyor, Amerika'da oynadığı bir film vizyona giriyor...
Bu arada bir de vergi borcu çıktı. Alt tarafı 97 bin TL. Küçük düÅŸünenlerin gözünde büyüteceÄŸi ama sahibini ne zengin edecek ne de fakir edecek miktarda bir para. UÄŸur Yücel çapında bir sanatçı için bahsi bile olmaması gerekecek kadar küçük bir rakam.
Yerin dibine geçecektim okuduÄŸumda; bir de First Class uçtu diye gammazlamaya kalkmış kimi haberciler... THY yetkilileri de 'BiriktirdiÄŸi millerle uçtu' diye açıklamış...
Neden bazılarının yaÅŸantıları, üzerine vazife olmayan baÅŸkalarına bu kadar batıyor?
Nedir bu kıskançlık?
İşte asıl terör 97 bin TL gibi küçük bir rakamı ödememek için UÄŸur Yücel'in Amerika'ya kaçtığının yazılması, ısrarla bu konuda haberler yapılmasıdır. UÄŸur Yücel'le Cem Uzan'ı aynı kefeye koymaktır bu; ciddi bir ayıp, büyük bir terbiyesizliktir...
UÄŸur Yücel bu parayı öder... Oynadığı diziden kazandığı birkaç bölümle de öder, birikimiyle de, hiç parası yoksa da kendi aramızda toplarız öderiz bu borcu... UÄŸur Yücel de bu ülkeden kaçacak, vergi yüzsüzü olacak biri deÄŸildir...
Bu borç ödenir de, peki bu ahlaksız haberleri kaleme alanlar çiÄŸnedikleri meslek onurunun bedelini nasıl öderler onu bilir miyiz?
Gönlümün portakalı
YarIn Altın Portakal'ı kim kazanırsa kazansın... Hangi ayak oyunları, eÅŸ-dost-ahbap iliÅŸkileri devreye girerse girsin... Ben gönlümün portakallarını çoktan dağıttım bile...
Ve bir Erkan Özerman yarışmasında olacağı gibi tek bir 'birinci' bulmakta epey zorlandım...
Olsun varsın, ödül sahipleri beni bağışlasın...
Benim için bu senenin en iyi filmi 'Uzak İhtimal' ve 'Deli Deli Olma'dır... İkisi de Türk sinemasında yeni bir dil peÅŸinde koÅŸan, kendini beÄŸenmemiÅŸ, 'iddiaları iddiasızlığında gizli' ve baÅŸka bir ülkeye, baÅŸka bir kültüre, baÅŸka bir dünyanın sinemasına özenmeyen, bizim de kendi kendimize 'Türk sineması' yapabileceÄŸimize dair umut veren iki filmdir...
Nobel Barış Ödülü 'umuda' gidiyorsa, yeni bir Türk sineması umudumuzun mimarlarına neden Altın Portakal gitmesin ki?
'Uzak İhtimal' vizyonda, 'Deli Deli Olma' kendini ÅŸöyle bir gösterdi beyazperdede, sonra kayboldu...
İki 'mayınlı tarla'yı konu alan iki film de bu iÅŸin altından çok iyi kalkıyor... İkisinin de yaratıcılarının ellerine saÄŸlık...
Dünün haberi
Halİt RefiÄŸ'in ölümünden beri basında dikkatimi çeken bir haber, bir de yorum oldu... Önceki gün Engin Ardıç, Sabah'ta 'Yorgun SavaÅŸçı'nın öyküsünü kaleme aldı. Solcular neden memnun kalmadı bu filmden, iÅŸin aslı astarı nedir, saÄŸcı bir yönetmenin bu öyküsü çekmesi neden sıkıntı yarattı gibi soruların yanıtları bu yazıdaydı... Gözünüzden kaçtıysa, arÅŸivleyin. Öyle böyle de deÄŸil, düpedüz mükemmel bir yazı...
RefiÄŸ ve 'Yorgun SavaÅŸçı'yla ilgili en çarpıcı haber ise dünkü AkÅŸam'ın manÅŸetindeydi... MeÄŸerse, 'Yorgun SavaÅŸçı'yı yakanlardan biri de Turgut Özakman'mış. Özakman, gazetemizin dünkü manÅŸetinde Nurbanu Güney Elbir'e 'Yaktım ama kopyalardan birini sakladığım için vicdanım rahat' demiÅŸ... Bu iÅŸte Özakman'ın dahlini bilmiyorum. ÖÄŸrendiÄŸimiz iyi oldu... Tebrikler...