Biliyorsunuz, İvedik 2'yi İvedik 1'den daha az kiÅŸi izleyecek diye kendi kendime kaşınıp bir dizi eÅŸ dostla iddiaya girmiÅŸ, sonra da hepsine birden köfte partisi vermek durumunda kalmıştım... HoÅŸ, bir söylentiye göre son hafta Maradona'nın 'el destekli' golünde olduÄŸu gibi Tanrı'nın eli devreye girmiÅŸ, son haftada birden bire 90 bin kiÅŸi salonlara akın etmiÅŸti (!)... Olsun... Resmi rakamlara Dolar bazında gelire göre kazansak da izleyici sayısına göre kaybetmiÅŸtik iddiayı... Ancak akıllandım... Halkın ortalama vicdanına ve saÄŸduyusuna güvenip sazan gibi ortalığa atılmak yok!.. Kolay kolay iddiaya girmem...
GiÅŸe için de girmem, ödül için de... ÖrneÄŸin Nefes'in bizim yırtık pırtık giysili entelijansiya arasından sıyrılıp herhangi bir ödül alması olası deÄŸil... Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne zaten almazlar ya; hadi diyelim ki aldılar... Hiçbir ÅŸansı olmaz... Çünkü insanın içinin kıyıldığı, saatler süren 'bakma' ve 'bakışmalar' yok filmde... OÄŸlan kasabaya gelir... Bakar... Sonra kızı görürüz... O da bakmaktadır... Daha sonra bunlar karşılaşırlar ve bakışırlar... Sonra oÄŸlan bakarak oradan ayrılır. Kız da arkasından bakar... Böyle bir senaryosu yok Nefes'in... O zaman Nefes'te bizim sinema entelijansiyasına göre sanat da yok... Çünkü başından sonuna, nefes nefese bir film... Altın Portakal'ın resmini bile göstermezler ona... Ancak biraz da o nedenle acaba İvedik'i sollayamasa da zorlar mı, dersiniz?.. Nefes'in ilk üç günde 334 bin kiÅŸi tarafından izlenmiÅŸ olması beni yüreklendirmeli mi?.. Tüm zamanların en iyisi olmaya aday bir film, tüm zamanların en 'düzeysiz' esprileriyle dolu filmine karşı... Sonuç ne olur acaba?..
Nefes'le ilgili yazdıklarıma (18 Ekim) çok olumlu tepkiler aldım. Özellikle de filmin oyuncularından.
Son yenilgiden bu yana pek umudum yok aslında... Ama yine de... Canım milletim beni ÅŸaşırtırsa hiç itirazım olmaz...
Marka vaadi şart mıdır? Evet şarttır!..
Kendimi bildim bileli adını duyduÄŸum Nuh'un Ankara Makarnası markasını yeniden lanse ediyor... İletiÅŸim jargonunda 'relansman' diyorlar buna... Relansman ince iÅŸtir... Yeniden konumlama yapmadan, yeni bir vaat oluÅŸturmadan markanıza yeni bir 'start' verirseniz başınız aÄŸrıyabilir. ÖrneÄŸin eskiden Puro ve Fay diye sabun ve temizlik tozu markaları vardı. Zamanın en baÅŸarılı ürünleriydi... Bu iki markayı tekrar çıkarsanız hangi vaatle çıkarırdınız?... Åžimdi Nuhun Ankara Makarnası'nın vaadine ve kendini konumlamasına bakalım... Ne diyor Makarnacılar?
'Türkiye'nin en büyük, dünyanın üçüncü büyük fabrikası, Nuh'un Ankara Makarnası.'
İletiÅŸimciler bu gibi durumda hemen ÅŸu soruyu sorarlar: 'Bana ne kardeÅŸim!.. SöylediÄŸin ÅŸeyin sana faydası var da, bana ne faydası var?'...
İletiÅŸimin kara kaplı defteri, kilit mesajın, hedef kitlenin 'Bu iÅŸte benim ne çıkarım var?' (What's in it for me?) türünden soracağı soyut suale verecek bir yanıtı olması gerektiÄŸini söylüyor... Fabrikanın büyüklüÄŸü satın alma tercihi için bir neden olabilir mi?.. Hiç sanmam...
İş dünyasının en büyük kuramcı ve uygulamacılarından Turkcell'in davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Michael Porter, cumartesi verdiÄŸi konferansta Porter'ı bilenler için belki çok yeni deÄŸil ama çok önemli ÅŸeyler söyledi... Nuh'un Ankaracılar da keÅŸke stratejilerini belirlemeden önce Porter'in 'On Competition' adlı kitabına bir göz atsalarmış... M. Porter bir kez daha altını çizdi: 'EÅŸsiz, taklit edilemez, bir deÄŸer önermeniz (unique value proposition) yoksa, rekabet edemezsiniz!'... Reklamları ilk duyduÄŸumdan beri kendime soruyorum... Aslında mükemmel bir ürün gamına sahip olan Nuh'un Ankara Makarnası'nın 'EÅŸsiz deÄŸer önermesi ne?'.. Ve de 'Marka vaadi ne ola?'.. Ben soruların yanıtını bulamadım. Bulan olursa haber versin lütfen..