AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-10-21

kategori2

Papatya falı

Sürdürülen ekonomi politikalarından olumlu sonuçlar alabilmek için, ekonomide rol oynayan yatırımcı, tasarruf sahibi ve tüketici gibi aktörlerin ileriye dönük beklentilerinin de olumlu olması gerekiyor. Beklentilerin yönetilmesi modern iktisat biliminin önemli bir uğraş konusudur. Ancak yaratılan spekülatif beklentiler ya da bilimsel ve gerçekçi verilere dayanmayan tahminler, günü kurtarsalar bile orta ve uzun vadede güvensizliği derinleştirmekten başka bir işe yaramazlar. Güvensizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda beklentileri yönlendirmek ve yönetmek de kolay değildir.

TÜİK tarafından yayınlanan verilere göre, 2009'un ikinci çeyreğinden itibaren konut satışlarında belirgin bir artış var. Benzer bir satış artışı eğilimi kara taşıtlarında da gözleniyor. Ancak bu sinyaller, iç piyasada sürekli bir canlanmanın başladığını söylemek için yeterli midir? Ya da bu verilere bakarak, ekonomide etkinliğin, verimliliğin ve rekabet gücünün artmaya başladığını iddia edebilir miyiz? Oysa ihracatımız azalırken, işsizlik ve durgunluk hız kesse de, artmaya devam ediyor. Dün büyümede oluşturulan fason (artı değeri düşük) ihracata dayalı büyüme modeli bugün artık teklemektedir.

Tahmin, iktisat ve finans bilimlerinin en netameli konularından biridir. Zira ekonomik veya finansal olaylar birçok faktörden etkilenen oldukça karmaşık olaylardır. Bu faktörlerin en karmaşığı da insandır. Bir insanın ne zaman neye güvenip neye güvenmeyeceğini, neyi yapıp neyi yapmayacağını tahmin etmek zor; bunu nicel olarak ölçmek daha da zordur. Ancak tahminlerin kasıtlı olarak yanlış yapılması, spekülatif beklentilerle yatırımcıların, tasarruf sahiplerinin ve tüketicilerin yanıltılması bugün yaşanan küresel krizin de ana sebeplerindendir.
Özellikle talep zayıflığından kaynaklı ekonomik durgunluk dönemlerinde bu tip spekülasyonlar yapılır. Eğer spekülasyon tutarsa büyük rantlar elde edilir. Emlak, altın, petrol, döviz ve borsa hisseleri bu spekülatörlerin en çok kullanıldığı araçlardır. Reel ekonomide kar oranları düşünce bazıları çareyi bunda buluyor maalesef. Fakat son kriz gösterdi ki reel ekonomideki getiri oranıyla sanal (finansal) piyasalardaki getiri oranları arasında uçurum pek de hayırlı olmuyor. Zira sanal ekonomi bu yüksek rantı ilelebet veremez. Bir yerde sistem tıkanır. Bu hikaye hiç değişmeden böyle olagelmiştir. İşin acısı bu tuzağa düşenler arasında beklenmedik isimlerin olması. Örneğin 80 sonrası ortaya çıkan banker furyasında enflasyonun bir hayli üzerinde getiri vaadinde bulunan çağdaş hırsızlara para kaptıranlar arasında birçok iktisat profesörü de vardı.

Peki, bu işin ahlaki boyutu ne olacak? Ne yazık ki, art niyetli spekülatörlere inanıp yatırım yapan ve zarara uğrayanların hukuki hiçbir hakları da olmuyor. Manipülasyon cezalandırıldığı halde spekülasyonun tespiti ve cezalandırılması mümkün olmuyor. Elbette burada önemli görev kamunun denetimine ve gözetimine düşmektedir. Ayrıca sözüne itimat edilecek, objektif ve bilimsel metotlarla çalışan piyasa araştırma kuruluşlarına da ihtiyaç  bulunmaktadır. 
Konuyu bir fıkra ile noktalayalım. Rivayete göre bir Amerikan üniversitesinde finansçıların ve iktisatçıların tahmin yetenekleri üzerine bir deney yapılır. Bir tarafta bir grup iktisatçı ve finansçı, diğer tarafta bir grup maymun denek olarak kullanılır. Her gün herhangi bir hissenin yarın artıp artmayacağı sorulur finansçı ve iktisatçılara. Maymunlar ise, ellerine verilen bir topu aynı renk ve ebatta iki sepetten birine atmaktadır. Sepetlerden biri artışı diğeri düşüşü ifade eder. Deney sonunda görülür ki maymunların tahmin gücü yüzde elli iken bizim alimlerinki bunun çok altındadır. Evinizde bir maymun varsa ona sorun, yoksa da papatya falını deneyin bir şeyin fiyatının artıp artmayacağını merak ediyorsanız.