AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-10-21
Bu hafta birçok önemli veri açıklandı. Yılın ikinci çeyreğinde, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, sabit fiyatlarla, yani reel olarak yüzde 7 düşmüş durumda. Fakat yılın birinci çeyreğinde bu rakam yüzde 14,3 düşüş olarak gerçekleşmişti. Paralel olarak gelişmiş ülke ekonomilerinden de krizin yumuşamaya başladığını gösteren sinyaller geliyor. Buradan hareketle ekonomideki daralmanın hız kestiğini söyleyebilmek için yine de sene sonu rakamını da görmemiz gerekecek. Çünkü imalat sanayii kapasite kullanım oranı verisindeki eğilim pek de iç açıcı görünmüyor. Zaten birçok ekonomist sabit fiyatlarla yıl sonu daralmasını yüzde 6'lar civarında tahmin etmektedir.
Ağustos ayı verilerine göre kapasite kullanım oranı 69,7'ye düşmüş durumda. Verinin temmuz ayı değeri 72,3 idi. İmalat sanayiinde mart ayında başlayan toparlanma yerini yeniden küçülmeye bırakmış görünüyor. Bu üretim daralmasının arkasındaki en büyük neden ise yüzde 52,2'lik payla iç talep yetersizliği. Yüzde 29,8'lik payla ikinci neden ise dış talep yetersizliği. Yani üretim daralmasının arkasında yüzde 82 oranında talep zayıflığı rol oynuyor. Mali imkansızlıklar, hammadde yetersizliği ve işçilerle ilgili problemler yüzde 4'ü geçmeyen çok marjinal paylara sahip.
Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir diğer veri ise aylık üretim sanayi endeksiydi. Endeks 2009 yılı temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,2 oranında azalırken, bir önceki aya göre binde 9 oranında hafif bir toparlanmaya işaret etmektedir.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla verilerini incelediğimizde, imalat sanayindeki en şiddetli daralmanın sermaye malı ve taşıt üretimi gibi alt sektörlerde olduğunu görüyoruz. Bu sevimsiz bir haber. Zira özellikle de taşıt imalatı sektörü, ihracattaki payı açısından da ülkenin önemli lokomotiflerinden.
Dış ticaret verileri önemli bir açmazımıza işaret ediyor. Yayınlanan veriler, Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, ihracat birim değer endeksinin yüzde 24,2 oranında, ithalat birim değer endeksinin ise yüzde 29,4 oranında azaldığını gösteriyor. Paralel bir azalma ihracat ve ithalat miktar endekslerinde de gözleniyor. İhracata bağımlı büyüme modeli bloke olmuş durumda. Ayrıntılara bakıldığında ihracat birim endeksleri alt gurubunda, imalat sanayii sektöründe yüzde 24,3 oranında azalma göze çarpıyor. İstihdamdaki payı düşünüldüğünde imalat sanayindeki bu daralma işsizlik sorununu daha da can yakıcı hale getiriyor. İthalattaki düşüş daha sert olduğundan dış açığımız azalıyor. Belki de bu, son zamanlarda karşılaştığımız en olumlu haber. Küresel krizin tek olumlu etkisi bu oldu: dış ticaret dengesi lehimize gelişiyor.
Dikkat çekmek istediğim diğer bir konu da, ekonomik krizin Türkiye'de, içinde bulunduğumuz siyasi konjonktürden yeterince olumsuz etkilenmekte olduğudur. Özellikle bu ortamda tüketici güveninin güçlenmesi ve talebin canlanması için ortaya konan zayıf uğraşılar anlamsız kalıyor. Bu noktada faiz indirimlerine bağlı olarak insanların niçin harcamalarını artırmadıkları sorusuna doğru cevap verilmelidir. Buna karşın vergi indirimlerinin ve kısmen de olsa uygulanan mali genişlemenin tetiklediği canlanmanın yeterli olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Sonuç olarak henüz küresel kriz ağırlığını göstermeye devam ediyorken, kriz geride kaldı demek şimdilik erken ve iddialı bir söylemdir. Beklentileri olumlu anlamda yönlendirmek, insanları krizin geçmekte olduğuna inandırmak amacıyla da olsa ufak tefek toparlanmaları abartarak sunmak, daha çok karar alıcılara olan güven duygusuna zarar vermektedir. Umutsuzluk insanoğlunun pek sevdiği bir duygu değil. Hatta bu sevimsiz duygudan kaçınmak için hayalperestliğe kapıldığımız da doğru. Karamsar olalım demiyorum ama makul ve temkinli olmak yeterlidir.