AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-21
Başbakan Erdoğan'ın Aydın Doğan'ı Al Capone'a benzetmesini duyar duymaz aklına bu ismin nereden gelmiş olabileceğini düşündüm. Danışmanı mı söyledi, bir sohbette mi konuşuldu, yoksa kendisi mi buldu? Doğrusu bugüne kadar Batı referanslarına pek prim verdiğini görmemiştik Başbakan'ın. Kendi ilgi alanı olamaz diye düşündüm.
Bu yersiz benzetme kafamı kurcalamaya devam etti. Bu konunun konuşulduğu meclislerde de 'Başbakan'ın nereden aklına Al Capone gelmiş olabilir' diye konuyu açtım. Herkes şaşırdı.
Sonra bir duayen gazeteci laf arasında 'Sen okumadın mı' dedi, 'Neyi' diye sordum ve çok ilginç bir makaleye işaret etti...
Aslen Amerikalı ama İngiliz aksanıyla konuşan gazeteci Andrew Finkel'ın bir makalesini işaret etti...
Yazı Today's Zaman'da çıkmış... Finkel, 17 Eylül 2009 tarihinde 'Some of the News Fit to Print' başlıklı bir makale yazmış. Basın özgürlüğüne değindiği yazısında Nokta dergisinden, Hürriyet gazetesinden ve Hrant Dink'ten söz ediyor.
Ve yazının sonunda sözü Doğan'a kesilen vergi cezasına getiriyor...
Tam da bu noktada bugün herkesin tartıştığı o meşhur benzetmeyi yapıveriyor Finkel: 'I feel concern for the future of some excellent colleagues in the Doğan media outlets who are loyal to the integrity of their profession and whose only interest is finding enough space to do their jobs properly. But I share the widely held distaste for a newspaper group that has pioneered a style of journalism that has been damaging to Turkish democracy and which is more concerned about narrow interest than free discourse. At the back of my mind I recall how no one ever condemned the US federal prosecutor for trying Al Capone on charges of tax evasion when they couldn't make a case for racketeering.'
Bu yazının Türkçe tercümesi şu şekilde: 'Doğan Medya Grubu'nda görev yapan, meslek ilkelerine sadık olup tek dertleri, işlerini düzgün şekilde yapabilmek için yeterli yer bulabilmek olan bazı dört dörtlük meslektaşlar için kaygılıyım. Ne var ki Türk demokrasisine zarar veren ve ifade özgürlüğünden ziyade dar çıkarlarıyla ilgilenen tarzda gazeteciliğe öncülük eden bir basın grubuna karşı duyulan yaygın hoşnutsuzluğu ben de paylaşıyorum. Sahtekarlıktan dolayı dava açamayınca Al Capone'u vergi kaçırma suçlamasıyla mahkemeye veren Amerikan federal savcısını neden kimsenin kınamadığı aklımın köşesinden geçiyor.'
Ben aslında meseleyi hiç kişiselleştirmek istemiyorum ama Finkel'ın bu düşmanlığının ve bu kadar ağır benzetme yapmaya varacak kadar öfkelenmesinin altında yatan nedeni çok çok iyi biliyorum.
Maalesef, Amerikalı da olsa, çok iyi eğitim de görse, yabancı gazetelere çalışsa da taşralılıktan kurtulamamış... Hala kişisel hesaplaşmalarının peşinde...
Evet, tek nedeni var bu acımasız benzetmeyi yapmasının: Zamanında Doğan Grubu'nun Hürriyet'inde kendi eşiyle ilgili eleştirel yazılar yazıldığı için... Finkel buna çok öfkelenmiş olabilir, ama dava açıp zaten tazminatını aldı...
Görünen o ki unutmamış, unutmadığı gibi kinlenmiş ve anlaşılıyor ki hukukun kestiği ceza ona yetmemiş.
Merak ediyorum, bu Batılı ve medeni arkadaş bu yazıyı İspanya'da, Fransa'da, kendi çalıştığı İngiltere'de yapabilir mi? Murdoch'ı Al Capone'a benzetebilri mi? Bu yazıyı basarlar mı...
Ne garip, Today's Zaman bu yazıyı bastığı gibi belli ki Zaman'ın editörleri de çok beğenip Türkçe'ye çevirip yayınlamış...
Bu vahşet, bu öfke dili, medyanın bu kadar intikamcı oluşu ve düşmanlığı beni her zaman olduğu gibi bugün de hayrete düşürüyor...
Fatih Çekirge'nin asıl başarısı
Geçtiğimiz günlerde Ertuğrul Özkök, hurriyet.com.tr'nin yayın yönetmeni Fatih Çekirge'nin başlattığı Web TV uygulamasından söz etti köşesinde. Çekirge, Flip Cam adlı çok popüler ve basit bir kamera almış, anında yorumları buradan siteye ekleyebiliyormuş. Flip'in özelliği o küçük boyuna rağmen HD kalitesinde görüntü çekebilmesi...
Bu yorumlar da siteye kuşkusuz büyük dinamizm getirdi...
Ancak bence Çekirge'nin asıl başarısı bu yenilikler değil...
Flip Cam'i yeniden şarj edebiliyor ve yeniden kullanabiliyor ya, bundan dolayı tebrik etmek gerek. Çünkü Flip'in en büyük handikapı sürekli olarak 'Pil çok ısındı, şarj durdu' diye uyarı vermesi ve insanı deli etmesi. Bu yüzden benim Flip maceram başlamadan son buldu; aldığım gibi geri götürdüm. İnternet'te pek çok kullanıcı da bu şarj sorunundan epey dertli...
Çekirge bu küçük kamerayı şarj edebiliyorsa, bravo doğrusu!
Şaka bir yana, Çekirge'yi ve çok hoşuma giden gazetecilik tarzını yakından izlemeye devam!
777: Ne iyi ne kötü?
Türk Hava Yolları'nın yeni uçağı Boeing 777'yle New York-İstanbul arasında uçtum...
İşte ilk izlenimler:
l Uçağa biniş kapısı First'le Business Class arasında olduğu için ekonomi sınıfı yolcularının yerleşmesi epey vakit alıyor. Business'taki yolcular, onların geçmesini ve koltuklarını bulmasını bekliyor.
l First Class koltuklar tren kompartımanlarını andırıyor, epey geniş ve güzel görünüyor... Uçağın önünde, herkesten kopuk.
l Business Class koltukları epey tepki topluyormuş... Koltuklar yan yana değil, hiçbiri birbirine bakmıyor, yamuk yerleştirilmiş... Biraz da dar geldi bana ama tam olarak yatak oluyor.
l Koltuklar yolcuların tepkileri doğrultusunda yeni uçaklarda değiştirilecekmiş.
l Ekranlar çok güzel ve kaliteli, ayrıca dokunmatik.
l Film seçimini biraz zayıf buldum: Bollywood ve Türk Sineması ağırlıklı maalesef. Ne oldu Hollywood yapımlarına?
l New York-İstanbul uçaklarının kendine özgü bir 'kokteyl' havası olur; illa bir tanıdık vardır, sohbet edilir. Bu uçaklardaki kopukluk o havayı yok etmiş.