AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-21
Milli takımımız 'İmparator'un elinde' 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nın dışında kaldı. Tabii ki her şey Fatih Terim'in yaptıkları ve yapmadıklarının sonucu değil. Ancak futbolumuzun geleceği açısından doğru bir değerlendirme yapmamız gerek. Belki kafayı kaldırıp başka ülkelerde olanlar ve yabancı gözlemcilerin görüşleri çerçevesinde bir değerlendirme yaparsak, durumu daha iyi ve objektif şekilde değerlendirebiliriz. Müracaat edebileceğimiz biri Simon Kuper olabilir. Simon Kuper dünya futbolunu yakından takip eden ve futbol üzerine çeşitli kitapları olan bir spor yazarıdır ve dostumuzdur. O bir analiz ve örnek vermiş: Arjantin!
Ülkelerin futbol milli takımı konusundaki seçimleri kabaca iki şekilde gerçekleşir. Profesyonel yaklaşım hakimse, milli takım maç kazanmak için vardır. Bu nedenle de milli takım dünya çapında iyi futbol ve iyi yönetim ne ise, onunla temsil etmelidir. Ama ikinci görüşte ise ulusalcı yaklaşım tercih edilir. Takım 'milli değerleri' temsil eder.
Arjantin bugünkü durumu ile çok komik gözüküyor, çünkü futbolu ikinci yaklaşımla yani 'ulusal değer' psikozu ile oluşturup perişan oldular. Arjantin toplumuna baktığınız zaman Arjantinliler ülkelerinde dünya çapında birinci sınıf olan tek şey olarak, hep futbollarından bahsederler. Arjantin geçmişte hep kendine has bir stil ile oynamış ve çok başarılı da olmuştu. Arjantin kendine has atak futbolu, kısa boylu hızlı oyuncuları ile oynamakta ısrar etmiş ve hırs ile başarılar kazanmıştı. En başarılı bücür ise tabii Maradona idi (şimdi de Messi). Sonunda Arjantin sahaya öyle bir takım çıkartıyordu ki, S. Kuper'in deyişi ile, 'oyuncular asansörde üst düğmelere yetişecek boyda değildiler'. Milli takımın başına ulusal kahraman bücür Maradona geçmişti ve Maradona'nın milli takım yönetmek konusunda hiç deneyimi yoktu, bilinen sorunları vardı ve kendi dillerinde 'pibes' denen bücürler, gene kendi dillerinde 'ganas' denen milli hırs ile oynamak ve sürekli saldırmak için sahaya salındı. Maradona geleneğe uyup Avrupa'da milyon dolar kazananlar yerine küçük ve fakir Arjantin liglerinde oynayanlardan bir takım kurdu. Sonuç tabii ki felaket oldu. Sürekli kadro değiştirmek zorunda kaldı. Arjantin, Bolivya karşısında bile 6-1 yenildi. Diego Maradona tarafından çalıştırılan Arjantin, cuma günü yapılan değerlendirmelerde cumartesi günü Peru'yu yenip, çarşamba günü de Uruguay'la en azından berabere kalmadığı takdirde out olacaktı. Cumartesi günü Arjantin, Peru takımını zar zor 2-1 yendi. Bugün Brezilya grupta 33 puanla birinci, Paraguay 33 puanla ikinci, Şili 30 puanla üçüncü, Arjantin 25 puanla dördüncü ve Uruguay 24 puanla beşinci. Arjantin cumartesi günü Peru'yu 2-1 yendiği için dördüncülüğe çıktı. İlk dört finale gidecek. Beşinci ise ikili eleme maçı oynayacak. Ama son maç Uruguay ile Arjantin arasında ve Arjantin deplasmanda oynuyor. Arjantin 7-4-6 oyun sonucu elde etmiş ve 22 gol atıp 20 gol yemiş. Uruguay ise 6-6-5 sonuç ile 28 gol atmış ve 19 gol yemiş. Yani Tarzan zor durumda olabilir! Maradona ise kötü sonuçlardan sonra bırakmaktan bahsetmeye başladı.
Hatırlanırsa İngiltere futbolu icat eden ülke olarak kendi tip futbolunu oynamakta ısrar eden ve de liglerini de bir sürü yabancı ile dolduran ve bu nedenle uzun zamandır, Avrupa ve dünya rekabetinde başarılı milli takım kuramayıp, üst düzeye çıkamayan bir ülke idi. Sonunda milli takımı bir yabancı antrenöre teslim ettiler,oyun sistemi değişti, uluslararası standartlara döndü ve İngiltere Capello ile uluslararası ortamda zirveye doğru yürümeye başladı. Ama gene de lig takımlarının yabancı ile dolu olması nedeni ile işleri zor oluyor.
Şimdi dönelim Türkiye'ye. Fatih Terim milli takım altyapısında Piontek yönetiminde uluslararası futbol standartlarını öğrenmiş ve sonra kendi başına Milli Takım'ı 1996 Avrupa finallerine taşımıştı: Kendisi de bana defalarca Piontek'ten çok şey öğrendiğini söyledi. Terim, Galatasaray ile de Avrupa'da başarılı olmuştu.
Sonra bir İtalya macerası yaşandı ve Terim'in egosu balon gibi oldu. Artık uzmanlık alanı futbol değil, medya mensuplarını fırçalamaktı. Yanına yaklaşmak mümkün değildi. Galatasaray'daki son döneminin berbat sonuçları ve yarattığı parasal sorunlar biliniyor. İsviçre ile oynadığımız maçların ülkeye faturası da ortada. Son Avrupa Şampiyonası'nda finale nasıl kaldığımız ve bir dizi son dakika mucizesi ile ilerlediğimizi de itiraf etmek zorundayız.
Bence artık 'İmparator' hikayesini silelim! Fatih Terim'e teşekkür edelim ve o da televizyonlarda söylediği gibi, kendisine talip olan çok sayıda takımdan birine gitsin.
Kaldı ki ülkemizdeki kulüplerin Türkiye liglerini bir sürü düzeyi düşük yabancı ile dolduruyor olmasının yarattığı sorunları da ortadan kaldırmamız gerek. Futbol ya okulda ya da altyapıda öğrenilir. Bizde ikisi de kötü. Çok sayıda yabancı nedeni ile de gençler oynayamaz ve gelişemez hale geliyor. Futbol Federasyonu'nun burada da bir düzenleme yapması, çözüm üretmesi gerek.
Milli Takım'a kendini uluslararası düzeyde ispat etmiş bir antrenör getirelim. Uluslararası standarda geçelim. Ülkeyi tanıyan Hiddink'in adı konuşuluyor. Adamı bir kere Fenerbahçe'den kovmuştuk ama bizden kovulan zirveye çıkıyor. Pavarotti de Ankara Operası'ndan kovulmuştu. Hiddink istiyorsa çok iyi bir aday.
İmparatorluk lağvedilsin ve yeniden başlayalım!