AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-10-21
Dışarıdan Türkiye'ye döviz girdiği için; TL değerlenmeye, borsamız da yükselmeye devam ediyor. Doğrusu şimdilik finansal sektörümüzde de işler fena gitmiyor. Ancak 2007'de patlak veren küresel krize kendi zayıf yanlarımızla yakalandık. Dolayısıyla bu krizi biz çıkarmadık ama bedelini göreli olarak daha ağır ödeyebiliriz. Ne kadar görmezden gelsek de; reel sektörde ve istihdamda işler beklenenden de kötü gidiyor.
Türkiye ekonomisi son üç çeyrektir (2008/I-2009/I-II) üst üste küçülüyor. 2009'un üçüncü çeyreğinde de küçülmenin devam edeceği anlaşılıyor. Pazartesi günü TÜİK tarafından yayınlanan ekonomik faaliyetlere ilişkin verilerin analiz sonuçlarına (NACE Rev.1.1'e) göre; 2008 yılı eylül ayında 79,8 olan üretim değeri ağırlıklı kapasite kullanım oranı, 2009 yılı eylül ayında 70,1'e inmiş. Diğer bir ifadeyle imalat sanayinde kapasite kullanım oranı geçen yılın aynı ayına göre 9,7 puan düşmüş bulunuyor. İmalat sanayii kapasite kullanım oranının düşüşünde; yüzde 53 oranında iç pazardaki talep yetersizliği, yüzde 31,2 oranında da dış pazardaki talep yetersizliği etkili olmuş.
Anlaşılacağı üzere iç pazardaki talep yetersizliği, büyümenin önündeki en büyük engel görünüyor. Aslında bu durum Türkiye'de artan yoksulluğun da en belirgin işaretidir. Geçtiğimiz yıl uygulanan tüm teşvik uygulamalarına rağmen işsizlikteki sert artışın önüne geçilemedi. Parlak bir performans gösterdiğimiz 2003-2007 döneminde bile istihdamda pek dişe dokunur bir artış olmamıştı. Teknolojik gelişmelerin sanayide istihdam artışını önleme etkisini dikkate alsak bile, bu olguda; bizim büyüme ve istihdam yapımızdan kaynaklanan sorunların ciddi payı bulunuyor: tasarruf yetersizliği, kalifiye olmayan işgücü, rekabet gücü olmayan fason üretim yapısı gibi.
Normal olarak sanayileşmeye bağlı olarak tarımda çözülme olur ve istihdamda sanayinin payı artar. Sanayi üretimi belirli bir olgunluğa gelince de hizmet sektörünün istihdam içindeki payı artar ve sanayinin payı sabitlenir. Ancak ülkemizde tarihsel süreç içinde güçlü bir sanayi kurulamadığı için tarımdaki çözülme ile beraber kente göç eden kitleler doğrudan daha çok hizmet sektörüne kaymıştır.
Yıl Tarım Sanayi Hizmet
1950 84.3 8.7 7.1
1955 77.2 11.4 11.4
1960 69.8 11.1 19.0
1970 59.9 15.8 24.3
1980 50.6 19.3 30.1
1990 46.9 20.2 33.0
2000 36.0 24.0 40.0
2005 29.5 24.7 45.8
Kaynak: İstatistik göstergeler
1923-2007, TÜİK, ISSN 1300-0535
Durumu netleştirmek için yandaki tabloyu TÜİK verilerinden oluşturdum. Başlangıç yılı olarak köyden kente göçün başladığı 1950'yi esas aldım. Sanayi verisi tek başına verilmediğinden madencilik, imalat sanayii, elektrik ve inşaat istihdamlarını topladım. Aynı şekilde hizmet sektörüne ulaştırma da dahildir. Tablodan da görüleceği üzere tarımdaki çözülme sanayiden çok hizmet sektörüne akmaktadır.
Demek ki neylersek eyleyelim sanayide istihdamı arttırmak pek mümkün olmuyor. Ancak teknolojik gelişme, arazi bölünmesi, girdi fiyatlarının yüksekliği gibi nedenlerle tarımdaki nüfusun kentlere akımı devam edecek. Daha da önemlisi, tarımda çözülen nüfus kentlerde sadece işsizlik olarak ortaya çıkmıyor; gettolaşma ve eğitimsizlikle kucaklaşarak, sosyal patlamaların ve şiddetin beslendiği bir alana da dönüşüyor. Yoksa IMF'yi protesto eden gençlerin, sıradan dükkanların camlarına bu hınçla saldırısını nasıl açıklayabiliriz?
Sonuç olarak, vakit geçirmeden işsizlikle ve yoksullukla mücadele için ciddi ve somut programlar yürürlüğe sokulmalıdır. Örneğin bu amaçla yıllardır ihmal edilen çevre sorunları, sorun olmaktan çıkarılıp fırsata dönüştürülebilir. Bugünlerde popüler tartışmalardan biri olan yeşil yakalı işler, bahsettiğimiz yeni iş alanları olmaya aday görünüyor. Daha temiz bir çevre ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılacak olan yatırımlar, kısa vadede istihdam sorununu hafifleteceği gibi uzun vadede de sağlık harcamalarını azaltacaktır.