AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-21

kategori2

Avrupa Birliği kendini yeniliyor!

İstanbul'da yapılan IMF-DB toplantıların tek bir olumlu karar çıkmıştı, o da G-8 yerine G-20 temelli kararlar alınacağı, oy hak ve kotalarının da değiştirileceği! Yani kararların geniş katılımla verilmesi!
Dikkat edilirse Avrupa Birliği de benzer yönde değişiklikler getirerek, kendini yeni sorunları çözmeye hazırlıyor.
Küreselleşme, nüfus hareketleri, iklim değişikliği, sürdürülebilir enerji kaynakları ihtiyacı ve yeni güvenlik önlemleri Avrupa Birliği'nin önümüzdeki yıllarda aşması gereken engeller.

Sınırlar bu sorunlar karşısında çok az önem taşıyor. Bütün bunlarla baş edebilmesi için AB'nin kendini yenilemesi gerekiyor.
27 üyeye sahip bir kuruluşun artık 6 veya 9 ve hatta 16 üyenin katıldığı bir Birlik ile aynı koşullarda yönetilmesi olanak dışı olmuştu. Düzgün işleyebilmesi, dünyadaki hızlı değişikliklere hemen tepkisini gösterebilmesi ve işlevsel olması için, birlikte çalışmanın temel kurallarını yeniden düzenlemek gerekliydi.
İşte 13 Aralık 2007 tarihinde Lizbon'da imzalanan anlaşma bu yenilenmeye imkan sağlamakta. Lizbon Anlaşması ile Avrupa Birliği kurumlarının işleyiş şekilleri ve yapıları değişecek. Avrupa Birliği daha demokratik olacak, temel ilkeleri daha kolay uygulanabilecek.
Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için 27 ülkenin de anlaşmayı kendi kuralları gereği yasalaştırması gerekmekteydi. İrlanda hariç bütün üyeler anlaşmayı meclislerinden geçirerek onayladılar. Polonya ve Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanları anlaşmanın kabulü için gerekli son imzayı atmadan önce İrlanda'da yapılacak referandumun sonucunu beklemekteydiler. İrlanda anlaşmayı referanduma götürdü. İlk referandumun olumsuz sonuçlanması üzerine, diğer üyelerin ısrarıyla 3 Ekim 2009 tarihinde yapılan ikinci referandumda İrlanda da % 67,3 evet oyuyla anlaşmayı kabul etti.
Bunun üzerine Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski'nin de imzalamasıyla tek  eksik Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus'un imzası kaldı.
Klaus'un anlaşmayı imzalamakta gecikmesi için gösterdiği tek sebep, anlaşmanın eki olan AB Temel Haklar Sözleşmesi gereği olarak, 1945-46 yılında mallarına el konarak sürgüne gönderilen yaklaşık 2,5 milyon Sudet Alman'ının malları üzerinde yeniden hak iddia etme olasılığının doğabileceği. Gerçekte Klaus, Avrupa Birliği karşıtlığıyla tanınan bir politikacı. Bu kapsam içerisinde, İngiltere Muhafazakar Partisi de onun imzayı geciktirmesini istemekte. 2010 yılında yapılacak genel seçimleri kazanacaklarını garanti olarak gören Muhafazakar Parti, seçimleri kazandıktan sonra Klaus ile birlikte Lizbon Anlaşması'na karşı yeni bir cephe oluşturmayı ümit etmekte.
Ancak Çek Anayasası'na göre Vaclav Klaus'un, Parlamento kabul ettikten sonra, anlaşmada herhangi bir değişiklik teklif etme yetkisi yok. Diğer taraftan bir grup senatör anlaşmanın Çek Anayasası'na uygunluğunun tespiti için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş durumda. Şimdi Klaus'un beklediği, bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin 27 Ekim'de vereceği karar.
Avrupa Birliği anlaşmasına ek olarak kabul edilen Lizbon Anlaşması ne gibi yenilikler getiriyor? En önemli değişiklik 55 maddelik Temel Haklar Sözleşmesi'nin anlaşmanın eki olarak kabul edilmesi. Bu sözleşme ile Avrupa Birliği vatandaşlarının siyasal, sosyal ve ekonomik hakları tespit ediliyor ve AB kural ve direktiflerinin bu haklarla çelişmemesi öngörülüyor. İkinci olarak, şimdiye kadar olduğu gibi Avrupa Konseyi Başkanı'nın altı aylık sürelerle değişmesi yerine 2,5 yıl süre için bir Konsey Başkanı seçiliyor. Dış politikadan sorumlu olarak tek bir Dış Politika Yüksek Komiseri belirleniyor.

Avrupa Parlamentosu daha yetkili kılınarak Konsey kararlarının Parlamento ile birlikte alınması öngörülüyor. Parlamento'nun bütçe üzerinde yetkili olması sağlanıyor. Parlamento üyelerinin sayısı bugüne kadar olduğu gibi 736 yerine 750 olarak sınırlanıyor ve bir üyeye ait en yüksek parlamenter sayısı 96 ile sınırlanırken en az üye sayısı da beşten altıya çıkarılıyor.
Fakat belki de en önemli yenilik, dış politika, savunma ve vergilendirme dışında, üyelerin oybirliği ile karar alınması yerine kararların kabul edilmesi için üye sayısının % 55'i ve nüfusun  % 65'inin birlikte onayı yeterli oluyor.
İşte ülkemiz açısından en önemli değişiklik bu!