AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-10-21
2009 yılının ilk 9 ayına ait bütçe gerçekleşmeleri gösterdi ki küresel kriz bizi teğet geçmiyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 10 milyar TL olarak öngörülen 2009 yılı bütçe açığının 62,8 milyar TL'ye ulaşacağını açıkladı.
Artan 52,4 milyarlık bütçe açığının 44,8 milyar TL'sı gelir azalışından; 7,6 milyar TL'sı ise gider artışından kaynaklanacak. Hep söylediğimiz gibi sorun gelirde. Ekonomi küçüldüğü için vergi gelirleri de düşüyor. Doğrusu 2009 yılı bütçesi Meclis'ten geçmesine karşın bir müsvedde çalışması olmaktan öteye geçemedi.
Yanlışlıklar silsilesine yolun başında başlıyoruz bir defa. Sorunları iyi analiz edemediğimiz için zamanında ve etkin tedbirler alamıyoruz. Bir yerde sorunların tespit edilebilmesi için öncelikle kayıt tutma kültürümüzün gelişmiş olması lazım. 21. yüzyıla girdiğimiz halde hala tutulan istatistiklerin ve yapılan hesapların güvenirliğinden kuşkularımız var.
Son iki yıldır hazırlanan istihdam paketlerini ele alalım. Genç ve kadın istihdamına yönelik paketler ile işverenlerin prim payındaki indirimlere rağmen işsizlikte bir düşüş olmadı. Çünkü kayıtdışılığın cazibesi devam ediyor ve teşvikler gerçekçi değil. 'Git yatırım yap daha az vergi alacağım' demek sorunları çözmüyor. Zaten mevcut olamayan bir gelir kaynağından vazgeçiyorsunuz, gerçekte verdiğiniz bir şey yok. Ya da dostlar alışverişte görsün diye ilan edilen can suyu tedbirleri. Kaç KOBİ bu tedbirlerden yararlanabilmiş?
Yatırımların ve istihdamın teşviki için çalışanların sigorta primlerinin kısmen belirlenen şartlarla kamu tarafından karşılanması, kendi içinde bütçe süslemesine dönüştü. Çünkü bu teşvikler işsizlik sigortası fonundan karşılanıyor. Bu fon işçi, işveren ve devletin katkılarıyla oluşturuldu. Yandaki grafiği İŞKUR verilerinden hazırladım. 2009 verisi eylül ayına, diğer veriler aralık ayına ait bültenlerden. Fonda eylül ayı itibarıyla 43 milyar liraya yakın bir kaynak var. Olacaklar iyi tahmin edilmiş olsa gerek, fonun kuruluş kanununda fon gelirlerinin bütçeye gelir kaydedilemeyeceği hüküm altına alınmış. Böylece fonda önemli bir kaynağın oluşması sağlandı. Ancak bütçeyi iyi göstermeye çalışan hükümet, çıkardığı bir yasayla, fonda biriken nemaların dörtte üçünün bütçeye gelir olarak kaydedilmesini sağladı. Bu gelirlerin başta GAP olmak üzere bazı yatırımlarda harcanması ile ilan edilen istihdam paketinde kaynak olarak kullanılmasının önü açıldı ve istihdam teşvikinin şartları öyle ağır kondu ki, sanki niyet istihdamı artırmamak. İstenilen de oldu. İstihdamda zerre iyileşme yok, ama bütçeye ek bir gelir bulundu. Oysa işçiden ve işverenden kesilen paralarla oluşturulan bu fonun amacı, işsiz kalanlara nispeten bir destek sunmaktı.
Bütçedeki gelir azalışı açıklanırken dikkatimi çeken bir husus da şu oldu: Vergi indirimlerinin 2009 yılı bütçe gelirini azaltıcı etkisi ise 4,7 milyar TL olarak hesaplanıyor. Bu hesabın doğru yapıldığını düşünmüyorum. Çünkü vergi oranlarındaki indirimler satışları artırmak suretiyle vergi matrahını büyütmektedir. Hatta vergi oranında indirim yapılmasa idi, daha az ticari faaliyet olacağı için, daha yüksek vergi oranı uygulansa bile daha az vergi toplanabilirdi. Dolayısıyla vergi indirimiyle uyandırılmış satışlar, aslında vergi maliyetini değil, vergi hasılatını artırmış olmaktadır.
Temel'e benzine yapılan zamlar hakkında ne düşündüğünü sormuşlar. 'Beni etçilemeyi' demiş. 'Neden?' demişler. 'Hep 50 liralık aliyrum da ondan' demiş. Anlaşılan o ki hükümetin aldığı önlemler de ekonomideki aşağı yönlü gidişatı durduramadığı gibi bütçede de kötüleşme devam ediyor. Nedense büyük bir şaşaayla hazırlanan paketler ve öngörülen hesaplar hep fiyaskoyla sonuçlanıyor. Çünkü biz sorunları halının altına süpürmeyi, laf olsun diye tedbir almayı ve kandırmayı seviyoruz. Sorunlara doğru teşhis koymadığımız için de, doğru tedaviyi en baştan ıskalamış oluyoruz.