AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-10-21

kategori2

Bir görüşememe hikayesi... Nasıl başardılar?

Türkiye'nin en önemli sorununa çözüm arayışının hızlandığı bir noktada ülkenin başbakanı ile ana muhalefet partisi lideri görüşmeyi başaramadı.
Sonunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünkü grup toplantısında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dan randevu talebini geri çekti.
Peki neden böyle oldu?

Başbakan Erdoğan'ın 'iç kabinesinden kimi isimlerle' dün görüşmeler yaptım. 'Nasıl bu noktaya geldi?' sorusunun yanıtını aradım. Gelişmelerin her aşamasında Erdoğan'ın ne düşündüğünü, hissettiğini ve ne karar verdiğini anlamaya çalıştım. Bir 'süreç analizi' çıkarmak istedim. 
Ortak kanaatleri şu: 'Baykal'ın stratejisi, en baştan görüşmemek üzerine kurgulanmıştı.' 

Başbakan'ın da Baykal'ın cevabi mektubu geldiğinde ilk tepkisi 'görüşmek istemiyor' şeklindeymiş. Bu düşüncede, 'sürecin hiçbir yerinde katkı vermemizi beklemeyin' cümlesi etkili olmuş. Kayıt cihazı ve kameralarla ilgili bölüme ise 'şaka gibi' tepkisi vermiş. 'BBG krizi'ni görüşmeye engel olacak kadar ciddi bulmamış. 'Bunu aşarız, gitmemiz icap eder' inancındaymış.

Başbakan, 'Baykal istemese de sonuç çıkmayacak gibi olsa da görüşelim, ısrar edelim' eğilimindeymiş. Nitekim o günlerdeki açıklamaları bu yöndeydi. Kamuoyunda 'Başbakan önce Baykal'ı telefonla arayarak bu küçük krizi aşacak' havası yayılmıştı.

İPLERİ KOPARTAN AÇIKLAMALAR...
Erdoğan'la Baykal'ın görüşüp görüşmeyecekleri konusu medya üzerinden tartışılırken ipleri kopartan gelişme yaşanmış. Erdoğan, Baykal'ın 'beni aramasına gerek yok. Özel kalemimi arasınlar, kameralı görüşmeyi kabul ediyorlarsa, saat belirleyip görüşelim' teklifini duyunca 'hayır bu iş olmayacak' diye tepki göstermiş. Hele sonrasında 'üç kamera hazır, robot kameralar görev yapacak, dışarıda yönetmen olacak' haberleri CHP'den medyaya sızınca randevu iptali artık kaçınılmaz olmuş.
Başbakan Erdoğan o haberleri gazetelerde okuyunca 'tamam olmuyor, görüşmeye gerek yok' kararını kesin biçimde kurmaylarına aktarmış.

'KURGU, REDDETMEK ÜZERİNEYDİ'
Başbakan'ın danışmanlarına ayrı ayrı 'sizce neden bu duruma geldi, Baykal neden bu görüşmeyi istemedi'? diye sordum.
Başbakan'a yaptıkları değerlendirmeyi bana aktardılar. İşte onların analizi:
'Deniz Bey ilk baştan itibaren görüşme niyetinde değildi. İstediği şey, bizim randevu talebinde hiç bulunmamamızdı. 'Keşke kapımızı çalmasalar' görüşündeydi. Ama kamuoyundan baskı gördü. CHP içinden, medyadan ve entelektüel çevrelerden tepki çekti. Böyle bir meselede tamamen dışarıda kalması beklenemezdi. Destek vermese bile randevuyu kabul etmesi gerekirdi. Baskılardan kurtulmak için formüller aradı. Reddeden tarafın Başbakan olmasını hedefledi. Bu nedenle Türkiye'nin geçmişinde veya uluslararası hiçbir platformda benzeri olmayan önerileri gündeme getirdi. Olmazlar için çalıştı.'

HÜKÜMETİ TEK BAŞINALIĞA MAHKóM ETTİLER AMA...
Başbakan'ın yakın çevresinin değerlendirmeleri böyle. Bunların büyük bölümüne katılıyorum. Ama gözlemlerime dayalı olarak bir tespitimi eklemeliyim. Baykal başlangıçta görüşmek istiyordu. 'İtirazlarımı yüzüne söyleyeceğim' eğilimindeydi. Sanırım fikir değiştirmesinde etrafı etkili oldu. Erdoğan'la buluşup, itirazlarını görüşme sonrası kamuoyuna duyurmalıydı. Bu, siyaseten hatalı bir stratejidir.
Evet, MHP ve CHP, hükümeti tek başınalığa mahkum etti. Birincisi, bu başarı mıdır? Konu siyasallaştırılacak nitelikte midir? İkincisi, CHP'nin bu konuda, MHP gibi davranma lüksü var mıydı?
Siyaset geleneğimiz karşılıklı güvene dayalı işler. Kameralı görüşme bunun hiçbir yerinde yoktur, olmamıştır. Cumhuriyeti kuran parti, Türkiye'nin en temel sorununda sahadan kaçmıştır. Kendisini siyasetin kör alanına hapsetmiştir. Bu tutum, her şeyden önce CHP'ye haksızlıktır. CHP liderliğini dünya dengelerini ve bölgesel gelişmeleri doğru okuyamadığı gibi bir sonuca mahkum etmiştir.
Kusura bakmasınlar, haksızlığa uğradıkları her an haklarını teslim etmeye çalışmışımdır. Ki; Baykal çoğu kere hak etmediği suçlama ve eleştirilerle karşılaşmıştır. Ama bu kez ciddi hata yaptılar.