Üç gün öncesi, üç gün sonrası... Değişen fazla bir şey yok...
Galatasaray maçında da, Manchester maçında da iyi görünen bir Beşiktaş...
Buna rağmen iki maçı da kaybeden bir Beşiktaş...
Gol atamadıktan sonra, iyi görünmüşün kimin umurunda...
Kazanman için atman, kaybetmemek için kaleni kapatman gerekiyor...
Beşiktaş'ta ikisi de yok...
Ne atabiliyor, ne de kalesini kapatabiliyor...
Hele Manchester maçı...
İnsan isyan ediyor...
Ferdinand'sız, Ronaldo'suz Manchester, sanki tek dişi kalmış canavar gibiydi...
Beşiktaş salladıkça salladı...
Ama yıkamadı...
Çünkü gol atamadı...
Açıkcası Beşiktaş'ı beğendim...
Özellikle savunmada Sivok ile Ferrari kusursuz oynadı...
Hakan'dan dönen ve Scholes'un kafasından ağları bulan top, bir Beşiktaşlı'nın önüne de düşebilirdi...
Gitti Scholes'in kafasını buldu...
Hani 'kadersizin işi, muhallebi yerken kırılır dişi' misali...
Tam Beşiktaş'tan gol beklerken, o gol, sanki golsüzlüğe razı Manchester'dan geldi...
Kaleci Hakan iyi oynadı...
Belli ki Rüştü düzelse bile bu kale artık Hakan'ın...
Holosko hızıyla, Nobre hareketliliği ile forvetin ilk iki adamı olduklarını açıkça ortaya koydular...
Sonra Serdar Özkan ilk on birde olmalı...
Ekrem, Ernst, diğerleri...
Orta sahayı teslim alan isimlerdi...
Yusuf'un girdikten sonra aksaması ve çok top kaybı bile Beşiktaş'ı bozmadı...
Şu İnönü akşamını gördükten sonra, insanın 'kaderin böylesine' diye isyan edeceği geliyor...
Bir puan bile bu grupta çok işe yarardı...
O bir puan elimizin içindeyken, üç puana yakınken, sıfır çektik...
Ama enseyi karartmayın...
Beşiktaş bu mücadeleyi ortaya koysun, CSKA'yı, Wolfsburg'u aşıp gene bir üst turu bulur...
Hele bir de gol atmayı hatırlarsa...