Modern sanattan oldum olası pek haz etmeyen bir milletiz. Ama suç genlerimizde değil, kültürümüzde... Devlet politikalarından medyasına, burjuvasından bohemine kadar, ülkenin öncüsü olması gereken kesimlerin bağnazlık, öngörüsüzlük ve bencillikleri yüzünden sanat alerjisi olan bir toplum haline geldik. Neyse ki en banal şarkıcıların 'sanatçı' diye takdim edildiği, müze gezmenin tuhaf bir aktivite olarak değerlendirildiği bu ülkede, bazı şeyler yavaş da olsa değişiyor. Yeni müzelerin açılması, kurum sponsorluğunun sanatta yükselişe geçmesinin bunda payı büyük.
Neredeyse 55 yıldır Paris'te yaşayan Yüksel Arslan'ın ilk yıllarından bugününe kadar binlerce çiziminin sansürsüz olarak santralistanbul'da sergilenmesi, değişimin işareti. Arslan, Türkiye'de en son 1967'de İstanbul ve Ankara'da sergi açtığında, 'müstehcen' olduğu gerekçesiyle hakkında kovuşturma açılmış.
60'lardaki işlerine bakınca sebebini gayet net anlıyorsunuz: Sidik, yumurta akı, kemik iliği, tütün, tereyağı, şeker gibi malzemelerden kendi doğal boyasını üreten ve kullanan Arslan'ın pek çok çiziminde fallik takıntılar ön planda. Kule, kilise, minare, anıtların yanında penisler yükseliyor... Okuyup hatmettiği düşünür, filozof, müzisyen, yazarların burunları, cinsel organ biçiminde karşınıza çıkabiliyor... İnsan ve hayvanlar, yer yer cinsel ilişki halinde resmedilmiş.
Bütün bunlar, döneminde büyük olay yaratan, kolay kolay sergilenemeyecek, hazmı zor işler ve ancak şimdi Türkiye'de sergilenebiliyor. 21. yüzyılda binlerce pornografik imge ve üslup bombardımanına tutulan bizler için bile, ilk anlık karşılaşmada küçük bir şok yaşatıyor.
DÜŞÜNCE RESSAMI
Fakat buradan kalkıp Arslan'ı 'penis ressamı' gibi değerlendirmek büyük haksızlık olur. Kapital ve Kapital'in Güncelleştirilmesi çalışmaları, yıllarını alan Marx okumalarının resme dökülmüş hali. Endüstriyel dünyaya dair acayip detaylar; kellesi para biçiminde, masa başından dünyayı yöneten patronlar, hatta Süleyman Demirel'le Alparslan Türkeş'in portrelerini yapmış. 1979'da Demirel'i 'demokrasiii' diye haykırırken, Türkeş'i ise gamalı haçla tasvir etmiş!
En delirtici ayrıntılarla dolu ve belki de en karanlık serinin adı 'İnsan'. Hücreden başlamış, anatomiyi hatmetmiş, hastalıkları ve özellikle akıl hastalarını çizmiş...
Arslan'ı biricik kılan, müthiş okuma ve öğrenme merakı, 'biz kimiz, nasıl bir dünya yarattık' sorularını kendi kendine sormakla kalmayıp, bu konuda kafa patlatan önemli kişileri ve eserlerini anlamaya çalışması. İlham kaynakları, Nietzsche'den minyatür sanatına, Klee'den Bosch'a, Karagöz'den Chostakovich'e uzanıyor.
'Ben bir düşünce ressamıyım' diyen Arslan için resim, düşüncenin hizmetinde bir araç. Yaptığı işi 'sanat' olarak değerlendirmediği için daha yüceleşen, çağın son zanaatkarlarından... Gidiniz, görünüz: Marta kadar santralistanbul'da.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.