AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-10-22
Davet edildiğim ölçüde Brüksel, Washington, Londra ve dünyanın çeşitli yerlerinde think-tank denilen uluslararası düşünce kuruluşlarının toplantılarına katılmaya çabalarım.
Bir gazeteci olarak beni entelektüel anlamda besleyen, kaynak ve ilişkiler ağımı zenginleştiren unsurların başında gelir bu konferanslar. Uzmanlarla tanışırsınız, bir konuyu uzun uzadıya irdelersiniz, sorgular ya da itiraz edersiniz bazen.
Türkiye'de komplo teorisyenleri son yıllarda bu tarz konferansları, gizli kararların alındığı esrarengiz buluşmalar gibi lanse etmeye bayılıyor. Özellikle CHP'nin son Atlantik Konseyi yaygarasından sonra yabancıların olduğu toplantılara katılmaktan çekinenler var.
Oysa bu cehaletten kaynaklanan bir şüphecilik. Think-tank toplantıları, dünyada belli bir bilgi birikimi olan her ülkede yapılır. Amaç, akademisyen, uzman, gazeteci ve bürokratların, gayriresmi bir ortamda bir araya gelerek serbestçe tartışabilmesidir. Aradaki kahve molaları ya da yemeklerde muadillerinizi daha iyi tanıma fırsatı bulur, kartvizitlerini alır, dünya meselelerini irdelersiniz.
Ve yıllardır bu toplantılara her gidişimde hayıflanırım: Biz Türkler neden bu işi kıvıramıyoruz diye... Yanlış anlaşılmasın Türkiye'de bu platformlarda tanınan, sesini duyurabilen, iyi İngilizce'siyle dünya düşünce havuzuna katkıda bulunabilen yeterince akademisyen, gazeteci, araştırmacı var. Ama Brookings Enstitüsü, Alman Marshall Fonu, CSIS ya da Atlantik Konseyi gibi saygın kaliteli serbest tartışma platformları yok denecek kadar az.
Yanılmışım.
Türkiye'nin yegane bağımsız think-tank'lerinden biri olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) Bodrum'da düzenlediği iki günlük konferans, hoş bir sürpriz oldu. Tartışmaların düzeyi, organizasyonun başarısı ve katılımcıların kalibresini alt alta koyduğunuzda, EDAM toplantısının dünyaca ünlü think-tank'lerindeki konferanslardan aşağı kalır yanı yoktu. Hatta, sıkıcı bir otel odası yerine, Türkiye'nin en güzel mekanlarından biri olan Bodrum Kempinski'de yapıldığı için, eksiği değil artısı vardı.
İran'ın nükleer programı ya da global ekonomik krizle ilgili yoğun beyin fırtınalarından sonra kendini Bodrum sularına bırakan, akşamları sempatik lokantalarda Türk yemeklerini tatma imkanı bulan yabancıların aklı burada kaldı.
Belli ki EDAM'ın genç direktörü Sinan Ülgen ve yönetim kurulundan Can Buharalı, Avrupa merkezli siyaset üreten akademik çevrelerde tanınan yüzler. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Yunanistan, Almanya ve İngiltere'den güzel bir seçki yapmışlar. Çoğunlukla genç ancak kritik pozisyonlardaki isimler.
Konferans, Prof. Dr. Üstün Ergüder başkanlığındaki Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'nin sponsorluğuyla gerçekleşmiş.
'Amacımız yalnız Türkiye’ye odaklı bir toplantı değil, farklı konuların tartışılabileceği bir platform yaratmak' diyor Ülgen. Bu yüzden de global kriz ve dengesizliklerin tartışıldığı ilk seansta Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, 2001 krizinde IMF Başkan Yardımcısı olan İsrail Merkez Bankası Başkanı Stanley Fischer ve IMF Orta Doğu ve Orta Asya Direktörü Mesut Ahmed var.
EDAM'da bu tarz tüm toplantılarda olduğu gibi Chatham House kuralları hakim. Herkes rahat konuşabilsin diye 'off the record'. Doğrudan alıntı yok, ancak konuları yazmak serbest.
Açılış yemeğinde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türk siyasetçilerinde az görünen bir rahatlıkla konuşuyor. İngilizce hakimiyeti, yeri geldiğinde esprileri ve hazırcevaplığıyla Avrupalılar üzerinde ciddi bir etki bırakıyor.
En faydalandığım İran semineri. İran'ın nükleer programıyla ilgili seminerde ise, Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Selim Kuneralp ile AB Yüksek Temsilcisi Javier Solona'nın danışmanı Steven Everts arasındaki nüansları fark etmemek mümkün değil. İran’ı denetlemekle sorumlu Uluslararası Atom Ajansı IAEI'den Ahmet Irej Jala çok önemli veriler veriyor.
Yine de bu dolu dolu iki gün sonunda Bodrum'dan ayrılırken içime bir kurt düşüyor. Burası Türkiye! Yarın CHP bir basın toplantısı düzenleyip 'İşte hükümetin Avrupa politikası bu gizli toplantıda tayin edilmiştir. Kimler katıldı açıklansın!' diye yaygara koparmayacağı ya da bizleri hain ilan etmeyeceğinin garantisi yok! Siz en iyisi buraya geldiğimi kimseye söylemeyin...