AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-10-22
Toplumun 'muhafazakar ve laik' olarak iki ana duruşa göre ayrıştırılıp tartışılması, bundan 3-4 yıl önce doruğa çıkmıştı: Cumhurbaşkanlığı seçimleri, e-bildiri, Cumhuriyet mitingleri derken, Şerif Mardin'in 'mahalle' ve ardından Malezyalılaşma kavramları uzunca bir süre gündemdeydi.
Yerel seçimler sonrasında, özellikle Ergenekon davasının ilerlemesiyle, 'normalizasyon' sürecine girildi. Gerçi siyasette tansiyon pek düşmüş değil, çünkü dikkatler Ermeni ve Kürt meselesi gibi majör konulara çevrildi. Laik-muhafazakar yahut AKP'li-anti AKP'li kesimlerin çatışmaları, artık eskisi gibi gündemin bir numaralı maddesi değil. Fakat bu, meseleyle hesaplaşıldığı anlamına gelmiyor. Kavramlarda halen büyük çelişkiler yaşanıyor. Anlatayım...
Hafta sonu Sibel Erarslan'ın Hz. Hatice'nin hayatını anlattığı 'Çöl ve Deniz' kitabıyla ilgili yapılan bir röportajda şu ifade dikkatimi çekti: 'İster mümin, ister laik, herkesin etkileneceği bir kitap.'
Hoppala... Şimdi bu, 'Laikler mümin, müminler laik değil, velhasıl ikisi ayrı 'kamp'tır' anlamına gelmiyor mu? Oysa bu ülkede kendini hem mümin (inanan) hem laik olarak tarif eden, hisseden vatandaş çok: Müslümanlığın beş şartını tam olarak yerine getirmediği halde, dini değerlere sahip çıkan, Allah'a inanan, dua eden insanımız da var... Diğer yandan görüntüyü dindarlık üzerine inşa edip, kalbinde ve pratikte dinin öğretilerine, ahlaka dair pek az kırıntı barındıranlar...
Peki kendini benim gibi ne mümin ne de Türkiye'de kullanıldığı anlamıyla laik (Kemalist, Atatürkçü, CHP'li) olarak tarif etmeyenlere nereye koyacaksınız?
YENİ KAVRAMLAR LAZIM
Erarslan röportajda 'Boşanma, evlilik gibi konularda dindar-laik ayrımı yapmıyorum' demiş. İyi de kadın-erkek meselesinde bu ayrımı yapmıyorsa, hangi konularda yapıyor? En başta bu ayrımı nasıl yaptığını dürüstçe açıklasa, sonra da Hz. Hatice'nin hayatını romantize ederek yazmasındaki samimiyete inansak: Dindar olanın laik olmayacağı, laik olanın ise dindar olmayacağına karar verdiğine göre...
Bu sözler, her laiki münafık, her mümini gerici olarak algılama tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuza dair sadece küçük bir örnek. Zaten fena halde aklı karışık, kimlik problemi yaşayan bir milletiz. Haksız da değiliz: Baksanıza 'gerici' diye yıllarca eleştirilen Başbakan demokrasi dersleri veriyor, Nazım Hikmet'e, Tatyos Efendi'ye, Ahmet Kaya'ya sahip çıkıyorÖ Diğer yandan laikliğinden şüphe duymadığımız politikacılar, inanılmaz muhafazakar söylemler geliştiriyor. Muhafazakarlık sadece dincilikle, dindarlıkla bağlantılı değil ki.
Benim önerim şu: Akademisyenlerin, entelektüellerin, yazarın-çizerin çıkıp, popüler deyimle 'toplumun mozaiğini' yeniden tanımlamaları gerekiyor. 'Yeni' bir sözlük yaratma girişimini gerekli buluyorum; ayrıştırmak ve bölmek için değil, birbirimizi doğru anlamak, anlatabilmek için... Buyrun, katkıda bulunmak serbest:
MÜSLÜMAN LAİK: Ülke nüfusunun yüzde 70'i herhalde bu tanımın içine girer. Kendini hem Müslüman hem de Cumhuriyet'i benimsemiş olarak tanımlayan TC vatandaşları. Muhafazakardır, ama karısının başı illa kapalı değildir. Orucunu tutar, ama modern hayata ayak uydurmayı bir günah olarak görmez.
DİNCİ (ANTİ-LAİK): Bazılarının sofu, gerici dedikleri... Batı'yı düşman gören, Cumhuriyet yıkılsa da şeriat gelse diye içten içe hayıflanan, kadının başı açık olanını fahişe olarak görenler. Köktenciliğe kadar uzanan bir yelpazedir kendisi.
ANTİ DİNCİ-KOYU LAİK: Mustafa Kemal'i bir nevi peygamber olarak görür, koyu milliyetçidir; Kürt ve türban deyince fenalık geçirir, demokrasi onun için bölücülükle, şeriatçılıkla eşanlamlılı hale gelmiştir. Medeniyet dersen, o da tek dişi kalmış canavardır.
REFORMİST LAİK: Asıl rotası Batı, AB, medeniyet. Ancak körü körüne Batıcı değildir, Doğu kültürüne gözünü kapamaz. Kendini dinle tanımlamaz, din 'özel hayat'a girer.