AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-10-24
Dr. Bernard ilk kalp naklini yaptığı yıl, buna Türkiye'nin tepkisi Öztürk Serengil tarafından dile getirilmişti.
Serengil, başlıkta yazdığım şarkısında kendisine bir kadının kalbini nakleden doktorunu anlatıyordu. Serengil tabii ki kadın kalbi nakledilince eşcinsel olduğunu söylüyordu. Komik bir şarkıydı ve kalp nakli haberine dünyada verilen en anlamlı, en sıcak tepkilerden bir tanesiydi.
Geçen hafta bir bu şarkıyı hatırladım ve bir de Woody Allen'in bir filminden bir sahneyi kafamda canlandırdım. O sahnede Woody, test sonuçlarını almak için doktorunun odasına giriyor ve masasının karşısına oturuyor. Adam gerçek yaşamında da, filmlerinde de gerçek bir ruh hastası olduğundan, doktorunun karşısında hayaller görmeye başlıyor.
Hayalinde doktor ona konuşmaya başlıyor ve 'Test sonuçların pek parlak değil. Korkarım birkaç hafta içinde öleceksiniz' diyor. Tabii ki doktor aslında o an sadece test sonuçlarını incelemekte. Ama Woody bu hayaline kendisini inandırıyor. Müthiş bir panik atak yaşıyor ve tüm hayatı gözlerinin önünden akıyor.
Örneğin; kendisini yemek yemediği için azarlayan annesini filan görüyor.
Bu arada doktor gerçekten konuşmaya başlıyor ve 'Bir sorun gözükmüyor. Test sonuçları iyi' diyor. Woody bu lafa karşılık 'Ölecek miyim?' deyince, doktor müthiş bir sabırla 'Henüz değil' diyor. Mutlaka içinden 'Ne yazık ki henüz değil' dediğine de eminim.
Woody bunu duyunca hemen sokağa çıkıp romantik müzik eşliğinde yavaş çekim koşmaya başlıyor.
Geçenlerde bir kan testi yaptırdım. Zaten aşırı pimpirikliyim ve her durumda daima en kötü senaryoyu düşünürüm.
Örneğin; Rana bana 'Balık tutmaya gideceğiz' dediğinde ben otomatik olarak altı yaşında deniz kenarında otururken önümden akıntıya kapılıp geçen şişmiş cesedi hatırladım. Ertesi gün öğrendik ki Sarayburnu'ndan düşmüş adam denize, ta Çengelköy'den çıkarılabildi. Bende ilave şanssızlıklar olduğu için öyle bir durumda cesedim muhakkak bir Karadeniz turu da atardı. 'Balık tutmaya gideceğiz' haberi üzerine böyle şeyler düşünebilen bir insanın kan testi sonuçlarını beklerken neler hayal edebileceğini umarım aklınıza getirebiliyorsunuzdur.
Tabii ki her zaman telefonunu açan doktorum 24 saat kadar ortadan yok oldu. O cevap vermedikçe ben, 'Herhalde öleceğim ortaya çıktı da bunu söylememek için açmıyor telefonu' paniğini yaşadım.
Böyle geçen bir 24 saatten sonra buluştuk, odasına girdim, masasının karşısına oturdum. Test sonuçlarını uzattım. Aldı, bakmadan önüne koydu ve ben işte o anda Woody Allen'in filmini hatırladım. Çünkü ben de çeşitli korkunç halüsinasyonlar kurmaya başlamıştım.
Doktor gerçekten konuşmaya başlayınca bana son siyasi gelişmeler hakkında ne düşündüğümü sordu. Ben içimden bu soru nedeniyle sorunları hiç bitmeyen Türkiye'ye, geçmişine ve geleceğine, tüm sınır komşularına, tüm Türki cumhuriyetlere, yavru vatan Kıbrıs'a, Türkler nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa o yere ana avrat sövdüm. Tabii ki nazik konuşmaya da çalıştım.
Siyasi soruya cevap vermediğim takdirde doktorun sonuçlar hakkında gerçekte olduğundan daha kötü şeyler söyleyeceği gibi absürd bir duygum vardı. Konuşmaya başladığımda galiba sinirlerim boşaldı ve yüksek sesle ağladım. Doktor Türkiye'nin haline üzüldüğümü sandı. Konuyu uzatmadı ve sonuçlara baktı. 'Ölecek miyim?' sorusuna o da 'Başka bir gelişme olmadığı takdirde henüz değil' cevabını verdi.
Şimdi de bu 'Başka bir gelişme olmadığı takdirde' lafına fena halde takmış durumdayım. Galiba bu takıntının yaptığı stres öldürecek beni.
Oray'ın şovunu basacağım
Haylİ heyecanlı ve tehlikelerle dolu bir cumartesi başladı.
Kampa girdim hazırlanıyorum.
Durup dururken Oray Eğin'in Star televizyonundaki programını bu gece basmaya karar verdim.
Özge Uzun da sağ olsun kırmadı beni, bu baskın eylemime destek verecek.
Halbuki bilmiyor ki ben bütün bu eylemi Özge Uzun'un Habertürk'teki programından sonra Star televizyonuna geçerken onunla arabada bir süre yalnız kalmak için planlamıştım. Genç kadın, sonunda ihtiyar sapığın tuzağına düştü.
Ben hippilerin 'Crashing' diye tanımladıkları 'eylemleri' yaptıkları dönemde yetiştim. Crashing bir insanın evine davetsiz olarak misafir gidip günlerce yatıya kalmaktır. Ben bunu yapardım başkalarına ama solcu arkdaşlarım da karşılığında bana yatıya gelmeye başladıklarında davetsiz misafir ağırlamak zorunda kalmak yerine Marksizm'den vazgeçtim daha rahat oldu...
Oray'a kötü haber şu: Evet Özge Uzun ile geleceğiz programına. Stüdyoya zorla da olsa gireceğiz ama hiç gitmeyeceğiz. Yatıya kalacağız. Bilmem anlatabiliyor muyum? Özge gitmek isterse de onu da zorla orada tutacağım. Çünkü bu eylemde bir kız kaçırma boyutu da olsun istiyorum.
Cumartesi akşamı programda diğer davetliler kim bilmiyorum ama umarım uyumlu insanlardır
Ayrıca umarım stüdyoda viski de vardır. Çünkü cumartesi akşamı ilk önce Habertürk'te saat 20.00'de Özge'de olacağım. Oradan çıkıp sana koşacağız ve bütün bu koşuşturma arasında benim viski içmeye vaktim olmayacak. Bu şahsi bir kıyamet benim için. Viski içemediğim zaman uyumsuz ve saldırgan olabilirim. Bu sadece Özge'nin sorunu değil. İnan bana, bu senin de sorunun Oraycım. Çünkü senin saatlerin özellikle tehlikeli.
Yanlış hatırlamıyorsam benim kendime örnek aldığım Hunter Thompson bir defasında kendisine istediği halde uyuşturucu vermeyen birisini anında vurup öldürmüştü. Aslında ben seni hiçbir teşviğe ihtiyaç olmadan seve seve vurup öldürebilirim de viski bulunmaması ayrıca vesile olur... Üstüne üstlük bunu yaptığım takdirde tüm reytinglerde birincilik garantidir.
Artık Tivici oldun, reyting için her şeye-buna canlı yayında vurulup ölmek de dahil-, mutlu bir şekilde 'Evet' demen gerekiyor.