AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-10-24

kategori2

Beyaz Türk'ü Beyaz Türk'lükten utandıracak boşanma

Gazetelerde mutlaka rastlamışsınızdır bu çirkin ayrılığın detaylarına.
Bu öyle bir ayrılık süreci ki içinde şiddet var, aldatılma var, hırsızlık var, ev basma var...
Leyla Alaton ve boşanmak üzere olduğu kocası Mehmet Günyeli'den söz ediyorum.
Önce bir haber çıktı...
Habere göre Leyla Alaton, 'genç bir sanatçı' ile ilişki yaşayan kocasını terk etmişti.
Boşanma davası açmış ve dilekçede 'şiddet görüyorum, aldatılıyorum' demişti.
Daha sonra ortaya çıktı ki bu 'genç sanatçı', Mehmet Günyeli'nin kızının yakın bir arkadaşı imiş.
Aradan azıcık zaman geçti...
Bu kez Mehmet Günyeli'nin boşanmayı hazmedemeyip Alaton'un evini bastığı ve milyon dolarlık tabloları alıp gittiği haberlerini okuduk.
Burada tabloların milyon dolarlık olduğu vurgusu çok önemli... Çünkü evde paha biçilmez tablolar varsa bunlar ancak Leyla Alaton'un parasıyla alınmış olabilir. Günyeli normal kazancı olan bir sanatçı çünkü...
Ardından Günyeli'nin açıklaması geldi: 'Kendi yaptığım tabloları ve şahsıma ait eşyalarımı aldım sadece'...
Şimdi bu ne biçim bir ayrılıktır, biri bana anlatsın.
Yetişkin bir kadın, yetişkin bir adam ve arada kalan iki çocuk...
Utanç duygusundan yoksun olmak böyle sonuçlara sebep oluyor herhalde.
Tüm bu süreçte beni şaşırtan ise Mehmet Günyeli'yi daha aklı başında, daha saygın davranışlar içinde görmek oldu.
Çünkü bizler, Alaton kaynaklı olduğu belli olan haberleri okuduk, Alaton kaynaklı aldatılma hikayelerini duyduk, Alaton kaynaklı hırsızlık iddiasına tanıklık ettik.
Bu arada Günyeli'nin tepkileri net ve olgundu.
'Hayır, bunlar doğru değil' demekle yetiniyordu sadece.
'Beyaz Türk' olarak kabul edilen Leyla Alaton'un 3. sayfa haberlerine konu olan kadınlardan bir nebze de olsa farklı davranmasını beklerdim.
Evinde yaşananı evinde tutmasını beklerdim.
Çocuklarını düşünmesini beklerdim.
Asil davranmasını beklerdim.
Güç onda, buna rağmen güçsüz davranmamasını beklerdim.
Şimdi aradan yıllar geçse de 'Leyla Alaton' dendiğinde aklımda bu ayrılık hikayesinde edindiğim izlenimlerden başka şey olmayacak.
Leyla Alaton'la evlenmeden önce adını dahi duymadığım Mehmet Günyeli ise ondan daha saygın bir isim olarak kalacak aklımda...

***
Her şey yaşanabilir, insanların başına hayal edilemeyecek olaylar, haksızlıklar, aldatmalar, rezillikler gelebilir...
Ama ailenizin bir adı, toplumda yıllardır sergilemeye çalıştığınız bir duruş, hele de iki çocuğunuz da varsa her şeyi içinizde yaşamak zorundasınız demektir. İnsanoğlu en iyi kritik anlarda tanınır.
Kavgalar, sinir anları, kaos ortamları, çaresizlik yaratan durumlar kişileri tanımamıza yardımcı olur.
İşte bu nedenle Leyla Alaton, yaşanan kriz anını yönetme biçimiyle sınıfta kalmış sayılır.
Saygınlık yaşanmışlıklarla yerini korur veya kaybeder...

***
Bu konuda bir eleştirim de magazin medyasına...
Haber olmak isteyen, bu uğurda tüm detayları gizlemekten çekinmeyen bir boşanma davası var ortada...
Dayak, ihanet, ev basma gibi elektrikli olaylardan bahsediliyor.
Ve siz bu konuya bırakın hakkıyla girmeyi, dokunup geçiyorsunuz...
'Eren Talu / Defne Samyeli meselesi'ni günlerdir yazıyorsunuz.
Oysa burada malzeme daha bol...
Kepazelik oranı çok yüksek...
Hem de 'içeriden' bilgi akışı var!
Niye çekiniyorsunuz?