AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-10-24
Shakira'nın 'Korsan müziğe kızmıyorum, demokrasidir' demesiyle beraber korsan tartışması yeniden alevlenince; korsana ve korsancılığa karşı yürütülen mücadelenin ne aşamada olduğu merakıyla yayımcı bir arkadaşımı aradım. En çok satanların çoğu onların yayınevinden çıktığından bu işi en iyi onlar takip ediyor olmalı diye düşündüm. Haklıymışım. Meseleyi öyle bir sahiplenmişler ki, baskınları bile bizzat kendileri organize ediyorlarmış.
'Etrafta eskisi kadar çok korsan tezgahı görmüyoruz, bitiyor herhalde artık bu iş?' dedim saf saf. Ama aldığım cevap dudak uçuklatan cinsten:
'Ne bitmesi... Tezgahlar, buz dağının sadece görünen kısmı. Korsan artık mağazalara girdi maalesef. Eskiden hiç değilse tezgahta 5 liraya satılıyordu, şimdi mağazada orijinal fiyattan satılıyor korsan kitap...'
***
Bu uç bir durum ve mutlaka çözülmeli. Fakat 'korsan' konusu temelde tek boyutlu değil. Fikir hırsızlığı, emek hırsızlığı, evet ama kültür-sanat dünyasının, daha doğrusu popüler kültürün, sadece 'zengin'lerin tekelinde olması doğru mu?
Bir defasında, askerdeki kardeşime film CD'si ararken yolum korsana düşmüştü. Çünkü Anadolu'nun uzak köşesindeki asker ocağında DVD oynatıcı yoktu, İstanbul'da ise CD neredeyse tedavülden kalktığından, marketlerdeki filmler gayet sınırlıydı. Halbuki korsanların elinde, eski şaşaalı günlerden kalma arşivlik filmler sudan ucuzdu. Neredeyse 20 liraya dünya sinema tarihini satın aldım ve bir kutuya koyup kargoyla yolladım. Bu alışverişte tanıştığım korsan da beni hayli şaşırtmış, birbirinden ünlü besteci ve yazara özel servis yaptığını söyledikten sonra yalan söylemediğini ispatlamak için 'ceb'ine kayıtlı isimlerini göstermişti.
Sex And The City'nin bir bölümünde, kızlar bir gece yarısı gizli saklı, şehrin kenarında bir yere gidip, arabasının bagajında getirdiği çakma çantaları satan bir Bulgar'dan Fendi alıyorlardı... Popüler kültürün bir ürününün de 'korsan' olduğunu göstermesi açısından önemliydi bu sahne.
Bu demek değil elbette, korsana göz yumulsun. Korsanla yapılan mücadeleye sonuna kadar desteklemeliyiz ama 'Korsan almak hırsızlıktır' deyip çıkamayız işin içinden. Hele de 'korsan' alan birini aşağılamaya hakkımız olup olmadığını iyi düşünmeliyiz. İşsizlik oranının %20 olduğu, büyük çoğunluğun açlık sınırında yaşadığı bu ülkede, insanların karşısına dikilip;
Paran yoksa film izleme
Paran yoksa kitap okuma
Paran yoksa bilgisayar oyunu oynama
Paran yoksa bilgisayar programı öğrenme
Paran yoksa müzik dinleme, denilemez.
Çünkü bu, 'Paran yoksa merak etme, paran yoksa eğlenme, paran yoksa gülme, paran yoksa öğrenme, paran yoksa ot gibi yaşa, paran yoksa köle gibi çalış', kısacası 'Paran yoksa bana ne' demektir.
Emeğe saygı adına 'Korsana hayır' demek zorundaysak, kısıtlı imkanları sebebiyle 'korsan'a mecbur olan kişiye de saygı duymak zorundayız. Parası olmayan insanların da kendilerini hayatın içinde hissetmeye ihtiyacı var çünkü. Lokantanın önünden kedi kovar gibi 'popüler kültür dükkanı'nın önünden kovamaz kimse kimseyi.