AKŞAM | SIYASET | 27 EKİM 2009, SALI
Nefes'i izleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, kitabın yazarı Hakan Evrensel'e 'subay eşlerinin dramı' ile ilgili sahnenin neden kısa tutulduğunu sordu.
Kuvvet komutanlarıyla birlikte önceki akşam Nefes adlı filmi izlemeye giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, çıkışta filmin uyarlandığı kitabın yazarı Hakan Evrensel ile sohbet etti. Filmi beğendiğini söyleyen ve tebrik eden Orgeneral Başbuğ, daha önce okuduğu kitapta detaylı olarak anlatılan bir bölümün filmde neden kısa tutulduğunu sordu. Başbuğ'un sorduğu bölüm Evrensel'in, Güneydoğu'dan Öyküler-2 kitabının 'lojman' bölümüydü. Güneydoğu'da görevli iki subayın geride kalan eşlerinin yaşadıklarının anlatıldığı bölüm, subaylardan birinin şehit olduğunun karısına haber verilmesiyle son buluyor. Evrensel, Başbuğ'a filmin bu sahnesinin daha uzun tutulmamasının filmin akışıyla ilgili olduğunu ve seyirciyi ağlamaları için ajite etmek istemedikleri için böyle yapıldığını söyledi.
ALLAHIM NE OLUR ZİLİMİZİ ÇALMASINLAR
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Hakan Evrensel'in kitabında okuduğu ve filmde daha kısa tutulan 'Lojman' adlı öyküde, bir subay eşi, lojmanda yaşamı anlatıyor. Lojman yaşamının bilinmeyen ayrıntılarını, orada kurulan dostlukları ve eşlerinin rütbesiyle belirlenen hiyerarşilerden bahsedilen öykü, Hakkari'ye tayini çıkan Aydın Yüzbaşı'nın karısının ağzından anlatılıyor. İki subay eşinin yaşadıklarını anlatan öykü, son derece dramatik bitiyor. Sabahladığı bir gün çocukları okula gönderdikten sonra mutfağı toplamaya başlayan Aydın Yüzbaşı'nın karısı, pencereden bakarken nizamiyeden içeri giren siyah bir Renault araba ve arkasında da bir ambulans görür. O andan itibaren de dizleri titremeye başlar, aracı izlemeye başlar ve 'Allahım ne olur kavşaktan dönsün' diye dua etmeye başlar. Ancak iki araç da onların bulunduğu binaya doğru gelmektedir, zangır zangır titer, dışarı bakamaz, sesleri iyi duyabilmek için radyoyu kapatır ve kendini teselli eder. Kapılar açılır, gelenler onların oturduğu binaya girer, konuşmalar binanın içinde yayılmaktadır. Gizlice besledikleri köpekleri Can Can da dikkat kesilmiştir. Gelen subay, askere kaçıncı kat olduğunu sorar ve 3. kat yanıtını alır. Kulağını kapıya dayayan Aydın Yüzbaşı'nın eşi daire numarasını duyamaz, tüm vücudu sıtma nöbetine girmiş gibi titremeye başlar ve 'Allahım ne olur bizim zili çalmasınlar; inşallah karşı kapıyı çalarlar' diye kendine fısıldar. Binada ufacık çıt duysa merdivenlere çıkan kadınlardan kimse ortalarda yoktur. Aydın Yüzbaşı'nın eşi kapıyı çalarlarsa açmamaya karar verir. Hikaye şöyle devam eder:
'Mokasen ayakkabıların, merdivenlerde bıraktığı seslere daha fazla kulak kabarttım. Sesler gittikçe yaklaştı. İçlerinden birisi koşmaya başladı. Ayak sesi bizim kapının önünde durdu. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Elimi ağzıma kapatmış nefes almıyordum. Saklanıyordum. Can Can sessiz sessiz inlemeye başlamıştı.Komutanım, numara yazmıyor kapılarda.
4 Oğlum, niye öğrenmeden getirdiniz bizi? Hangisi?
Komutanım, hemen soralım.
Komutanın 'Dur, yapma!' demesine fırsat vermeden, içlerinden biri karşı kapının ziline dokundu. Dokunmasıyla birlikte içeriden çığlıklar yükselmeye başladı. Sevil de kapının arkasında, benim gibi bekliyordu. Kapı açıldı ve içeri doluştular. İlk çığlıkla birlikte tüm apartman da koridora çıktı. Koşuşturmaca sürerken, ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bağırışlar, çağırışlar... İtişip kakışmalar... Bense kapının arkasında yere diz çökmüş, Allah'a şükrediyordum. Ellerimi, titreye titreye ağzımdan çektim. Derin bir nefes aldım. Can Can'ın sesini duydum. Yırtınırcasına havlıyordu. Yavaşça ayağa kalktım, kapıdaki delikten karşıya baktım.
EĞER LOJMANDA OLMASAYDIM
Aydın'a bir şey olmadığı için seviniyordum. Ama karşıda gördüğüm manzara beni darmadağın etti. Büyük bir suçluluk duygusuyla irkildim. Duygularımı bastıramıyordum bir türlü. Zaten gerek de kalmadı. Bir iki dakika içinde hata yaptıklarını, yanlış eve geldiklerini anladılar. Onca gürültünün içinde, her şeyi duymuştum. Ama bilincimi yitirmiştim.
Sonra... Sonra, benim kapımı defalarca çalmışlar. Can Can ortalığı birbirine katmış. Kapıyı kırmışlar. Beni hastaneye kaldırmışlar. Levent'le Selin'i de okuldan almışlar. Onlara da dayıları söylemiş.
Cenazeden sonra Sevil'le çok sık görüşemedik, eskisi gibi de olamadık. Bunu beklemiyordum zaten. İkimiz de neler hissettiğimizi çok iyi biliyorduk. Birbirimizden uzaktık, ama o beni, ben de onu anlıyordum.
'Lojmanda yaşamak iyi güzel de, keşke o iki dakika dışarıda kalsaydım' diyorum bazen. Belki de çocuklarımı da alıp annemlere gitmeliydim. Keşke onları dinleseydim. Eğer lojmanda olmasaydım, o iki dakikayı yaşamayacaktım. Bencillik işte. Aydın'ım gitmiş, ben hala 'Niye o iki dakikayı yaşadım?' diye hayıflanıyorum.'
554 BİN KİŞİ İZLEDİ
16 Ekim'de vizyona giren Nefes'i 10 günde 554 bin kişi izledi. Film Güneydoğu illerinde de yoğun ilgi gördü. Van'da bulunan iki sinemada da gösterimde olan Nefes, 3 bin kişi tarafından izlendi. Sinema yöneticileri, filmi askerler ve memurların izlediğini söyledi. Nezir PARSAK-VAN
Süleyman ARIOĞLU