Daha geçen hafta, yaptığınız Twitter paparazziliği için ne yazmıştım?
'Akıllarını başlarına toplayıp, o meş'um Twitter hesaplarını bir an önce kapatsınlar, diyorum...
Bu işin sonu pek bir hazin ve fevkalade utanç verici görünüyor.'
Sen ne yaptın Ahmet Hakan? Konuyu kişiselleştirdin.
Twitter'ında bana saldırdın... Saldırdığın yetmedi, hempalarını da iftira, yalan ve çirkeflikleriyle üzerime saldırttın.
Sonra ne oldu? Daha yazının üzerinden bir hafta geçmeden...
Twitter'da paparazzilik yaparken enselendin.
'Cumhurbaşkanlığı Danışmanı bir hanım ile bir milletvekili aynı masada oturuyor' diye Twitter'da canlı yayın yaptın.
Danışmana arkadaşları haber verdi.
Yanına gelip, 'utanmıyor musun' dedi. Azarı yedin... Pıstın. Rezil oldun.
Ancak o andan sonra, 'yanlarında 5-6 kişi vardı' ve 'aralarında aşki bir durum izlenimi görünmüyordu' diye yazdın.
O sırada Twitter'da bulunan Ahmet Tezcan'dan ayarı yedin:
'yan masayı dinleyerek uzun kulak olmanın ne ayıp olduğunu yazmıştın bir zamanlar değil mi? Dün yaptığın neydi ahmet evli bir kadına... üstelik çok da iyi tanıdığın birine... twitter gibi genel bir ortamda...'
'ver kuşkuyu, ver kuşkuyu...'
Sen Ahmet Tezcan'a
ne yazdın?
'utandım dedim ya... daha fazla utandırma.. gelme üzerime ahmet baba... 'settar' sözcüğünü hatırla...'
'Settar' sözcüğü, günahları örten, kapatan anlamındaki sıfat, gıybet yaparken bile değil; yakalanınca aklına geldi. Anlayış dilendin...
İşte sen busun, Ahmet Hakan. Kendi kendin ve dostlarının sinsi paparazzisisin.
Geçen hafta, siz Twitter paparazzilerini uyardığımda, 'bu işin sonu pek bir hazin ve fevkalade utanç verici görünüyor' yazdığımda çirkef hempalarını nasıl üzerime saldırttığını hatırla.
Aynaya bak... Ve artık hala utanabiliyorsan, utan kendinden.
...
Bak, Papermoon paparazzisi Ahmet Hakan...
Şimdi sana son iyiliğimi yapıyorum.
SABAH'ta Sevilay Yükselir, senin hakkında yazıyor ya...
Sen de, sen misin bana çakan, o zaman ben de senin patronuna çakar, Ahmet Çalık yazarım, istifhamlar uyandırırım, havası yapıyorsun ya...
Köşeni kişisel durumun için, babanın malı gibi kullanıyorsun ya...
Bu eski Bab-ı Ali kuşluğunu yapma.
Aydın Doğan, içinde bulunduğu zor durumda; 'yerli yersiz, gerekli gereksiz, ilgili ilgisiz ve hatta en munis insanlar bile niye bana durduk yere bu kadar düşman oluyorlar' diye düşünüyor ya...
Biraz daha ısrar edersen; anlayacak sebebini.