AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-10-28
Kendimi aşırı sıkıntıdan öldürebileceğimi düşünüyorum. Gerçi bu muhatap olduğum gelişmeler nedeniyle klasik intihar metotlarından daha acı verici bir yöntem olabiliyormuş ama madem girdik bu yola, sonuna kadar gideceğim.
Madem Kanat Atkaya ile sohbet beni sıkıntıdan öldüremedi ve madem Sedat Ergin'in 'Ermeni açılımı Karabağ'ı bekliyor' konulu son yazısı da öldüremedi beni, ben de her insana mutlaka dehşetengiz sıkıntı verecek bir şeyi son çare olarak yaptım.
Bir Milliyet gazetesi aldım, baştan sona okumaya başladım. Eğer bu da beni sıkıntıdan öldürmezse, ecelim henüz daha gelmemiş demektir.
Bu gazeteyi okurken insan elinde olmadan şöyle bir şeyler düşünüyor: 'Sosyal demokratın yaşayanı ve dinamik olanından bile gazetelere hayır gelmezken, acaba bir gazete ölme vaktini çoktan aşmış bulunan emekli sosyal demokrat okuyucu kitlesinden iyi bir sonuç almayı nasıl bekler ve düşünebilir ki?'
Süleyman Demirel bir seçim sonrasında sonucu 'Ne yapalım kardeşim seçmen mi ithal edelim yani' diyerek yorumlamış ve benim gözümde anında tarihe geçmişti. Evet bu seçmen kitlesinden başka bir şey çıkmaz, bu halktan hayır gelmez demenin en güzel biçimiydi bu. Bu eski olayı Milliyet gazetesini okurken hatırladım. Çünkü bu gazetenin kendisine acilen yeni okuyucu ithal etmeye ihtiyacı var.
Şimdiki okuyucu kitlesinin ölmesini bekleyerek değişim yeterince hızla olamıyor. Çoğu eski toprak. Eski toprak da dayanıklı olduğundan bir türlü ölmüyor yaşlı sosyal demokratlar.
Okuyucu kitlesi bu şekilde olunca yayın yönetmeni ne yapsın ki?.. Ve Sedat Ergin neden görevden alındı ki?.. Sedat okuyucu kitlesine, yaptığı gazete ile her gün yaşam öpücüğü veriyordu. Şimdiki gazete de onları hayatta tutmak için uğraşıyor.
Halbuki Milliyet okuyucusunun ciddi bir şok tedavisine ihtiyacı var. Onları öylesine rahatsız edeceksin, öylesine sarsacaksın ki ya anında ölecekler ya da biraz genç düşünmek zorunda kalacaklar.
Böyle yazılar, haberler koymak yerine Hasan Cemal'in yazısını birinci sayfadan 'Bakü'de Denktaşlaşma süreci mi başlıyor' cümlesiyle anons ediyorlar. Gazetenin okuyucu kitlesi bundan hoşlanıyor işte. Bu konudan heyecanlanabiliyor. Hasan ertesi gün neler söyleyecek diye heyecanlanıp maalesef bir gün daha fazla yaşamak için mücadele ediyorlar.
Milliyet bu insanları sadece yazılarıyla, haberleriyle ayakta tutmakla kalmıyor, bir de onlara promosyon olarak sağlık kitapları filan veriyor. Gazetenin son promosyonu bugüne kadar gördüğüm gazete promosyonları içinde en yanlış olanıydı. 3 kitaplık bir bitkisel sağlık rehberi veriyorlar. Eğer Milliyet'in sadık okuyucu kitlesi bu sağlık setlerini torunlarının çocukları için almayacaksa, kitapları kendileri için almaları düşünülemez bile.
Bu okuyucu kitlesi bitkisel tedaviyle katiyen sağlığına kavuşamaz. Onlara en ideal promosyon, hastanelerin acil servislerinde bulunan ve komaya giren insanları hayatta tutan makinelerden birer adet verilmesi olabilir. Örneğin; on bin kupona suni hayatta tutma makinesi gibi bir reklam ve promosyon yapılabilirdi.
Sedat gazetede güzel kadın resminin basılmasına ilke olarak karşıydı. Şimdiki yayın yönetmeni arada bir yeni ilkeler filan getiriyor. Gazeteyi benim gördüğüm gün son sayfada bazı kadınların toplu fotoğrafı bulunuyordu. Sedat bu fotoğrafı görseydi, gazeteye kazayla basılmasın diye fotoğrafı alıp evine götürür, özel koleksiyonuna koyardı.
Kadınları arasında Kate Hudson, Nicole Kidman ve Penelope Cruz gibi ilgi çekebilecekler vardı açıkçası.
Ama Milliyet'in doğal okuru bu kadınlar arasından sadece Sophia Loren ve Judi Dench'e ilgi duyar, tahrik olurlardı diyemeyeceğim maalesef. Milliyet okurunu tahrik edebilecek ilaç henüz icat edilemedi.
Bu insanlar Judi Dench ve Sophia Loren'e bile 'Çocuğum ve evladım' diye hitap ederler.
Çok çok sıkıldım bu gazeteden ve okuyucusundan, gerçekten bunaldım. Daha fazla sürdüremeyeceğim yazımı.
Bu arada yanlış anlama olmasın; o gün Milliyet gazetesinin evde bulunması sadece bir tesadüften ibaretti. Cafe Milliyet'te Elif Dürüst'ün benimle www.mahmure.com sitesi için yaptığı röportaj ile ilgili bir haber vardı. Haberde odamda çekilmiş bir fotoğraf da bulunuyordu. Oğlum son yazılarım ve televizyondaki konuşmalarım nedeniyle annesini aldattığımı veya kendi deyimiyle 'Sattığımı' sanıyor. Cafe Milliyet'teki fotoğrafı ona gösterip 'Bak senin oturduğun koltukta bu kez kim oturuyor?' deyip Elif Dürüst'ün fotoğrafını gösterecek ve oğlanın benimle ilgili düşüncesini kuvvetlendirecektim. Cafe Milliyet'i almak için eki ana gazeteyi de maalesef eve sokmak zorunda kaldım. Yoksa bu genelde yapacağım bir şey gayet tabii ki olamaz.