AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-10-28

kategori2

Bir veda yazısı

Kanat Atkaya'nın buluşmamız üzerine yazmış olduğu yazısını dün okudum. Benim için yazarlığa ve dahası hayata veda yazısı tadındaydı. Bir tür vasiyet de sayılabilirdi. Okuduktan sonra onunla tekrar görüşmemizin gününü öne çekmeye karar verdim. Çünkü onun daha fazla yaşaması için ortada mantıki hiçbir neden kalmamıştı.

Buluşmaya geldiğinde önümde duran ayran görünümlü sıvıya takmış. Neden içki içmiyormuşum falan filan... O ayran görünümlü sıvının içinde olanları bir bilse onunla birlikte içkinin ancak intihar etmek için içilebileceğini anlardı. Kendimi kontrol altında tutmam gerektiğini bildiğimden evden çıkarken reçeteyle bana verilmiş bazı sakinleştirici ilaçlardan bakmadan bir avuç aldım, cebime attım. Buluşma yerine varınca da bir ayran söyledim. Hapları tek tek içmeye üşendim ve hepsini ayranın içine atıp karıştırdım. Bana göre güzel geçen görüşmemizin beş dakikalık bölümünde ona hemen saldırmamam işte bu sıvı nedeniyleydi. Normal bir insanı anında bayıltacak ve belki de bir daha ayıltmayacak bir sıvıydı o... Ama benim vücudum yıllar boyu süren kimyasal ve alkol tahribatı nedeniyle bir tür mutasyona uğradığından, bayılmak yerine orada sakin bir şekilde görünerek oturmayı sürdürdüm.

İlk beş dakikadan sonra paranoya ve şizofreniyi aynı anda yaşamaya başladım. O bana sadakat üstüne konuşmaya başladığında bile ben onu gülümseyerek izliyordum. O bunu kendisini anlayışla karşıladığım şeklinde yorumladı galiba. Çünkü sadakatı üzerine daha şevkle konuşmaya başladı. Oysa ben o sırada Eminem'in 'Ass like that' şarkısı eşliğinde dans etmekte olan Marge Simpson'u düşünüyordum.
Kanat, sadakat üzerine söylevini bitirince ona birden 'I shit on your face' deyiverdim. O bunu da nedense yanlış anladı. Sadakat üstüne konuşmasını olağanüstü sıkıcı ve absürd bulduğumdan 'Suratına sı....m' dediğimi sandı galiba. Oysa benim ilaçlarla da desteklenmiş beynim Freudyen bir zıplama yapmış, Eminem'in 'Ass like that' ('Vay be g..e bak' şarkısından 'I shit on your face (Suratına sı....m) şarkısına geçivermişti. Kanat birden şaşırmasa, paniklemeseydi ona 'I shit on your face' şarkısını son derece romantik bulduğumu anlatacaktım.

Ama buna fırsat olmadı. O birden mukluk çizmelerini anlatmaya başladı. Bunların ne kadar da seksüaliteden uzak olduğunu filan söyledi. Yemin ediyorum bu çocuk tam bir ruh hastası vallahi... Ben o sırada yine gülümsemeye başladım. Kanat bunu kendisine katıldığım şeklinde yorumladı. Oysa mukluk çizmeleriyle ilgili benim bir hatıram vardı. Hamburg'da kendisine düşes denilmesini arzulayan bir sadist kadınla bir gün araştırmacı gazetecilik yapmıştım. Kadının hayal gücü son derece gelişmişti. Sadece fiziği pek güzel değildi. Michelin rehberlerinin sembolü Bibendum'u andırıyordu fiziği. Sadece bu gerçek bile doğru zamanda, fırsat verildiğinde bir erkeğin her şeyi ama 'Her şeyi' yapabileceği trajik gerçeğin bir kanıtı olabilirdi. Kadın mukluk çizmesi giyiyordu. Sadist kadınlara kürksüz mukluk çizmelerinin çok yakıştığını o gün gördüm. Şimdi biraz kendimi zorlasam bir mukluk fetişisti bile olabilirim rahatlıkla.
Kanat mukluk zevksizliği ve sadakatı gibi konulardan konuşurken beynim bir zıplama daha yaptı. Önden bağcıklı uzun çizmelerden en az Kanat'tan ettiğim kadar nefret ettiğimi hatırladım. Kadının önüne diz çöküyorsunuz, çizmeyi çıkaracaksınız saatlerce bağ çözmeniz gerekiyor. Paris'in St.Denis Sokağı'ndaki bir evde bu konuda çok acı bir hatıram da var. Kadın çizmeyi çıkarmam geciktikçe beni kırbaçlıyordu. Ben de mahsustan gecikiyordum.
Ve evet ben bir gün muhakkak 'Dünyanın en şık ve küçük butik kerhaneleri' adında bir rehber yazacağım ve insanoğlu bu hizmetimi de unutamayacak.
Bu arada çizmelerini bir adama çıkartan kadınların ipek çorapları üstüne bir de soket çorap giymeleri büyük bir insanlık ayıbıdır. Bu da bilinsin ve bir daha katiyen yapılmasın.

Evet; sonunda konuşma işkencesi bitti ve gerçekten de yolda bir güzel kız geldi yanımıza. Bana 'Agent Provocateur'dan aldığı bir kırbacı olduğunu, bunu nasıl kullanabileceğini bilmediğini söyledi. Ben içimden 'Bela geliyorum demez geliverir ve bugün mü yoksa acaba yarına mı bıraksam' diye düşünürken kızcağız yürüdü gitti. Eminem şarkısı eşliğinde dans eden Marge Simpson'u bile düşleyebilmiş bir insanın onun hemen çekip gitmesine izin verebilmesi mümkün değildi tabii ki... Kanat'a hemen 'Hoşça kal' dedim, atladım arabaya. Yürümekte olan kızı görünce 'Çek yana' dedim şoföre, indim ve önüne çıktım. 'Kırbacın ne tür' söyle bakayım diye sordum. Modeli beğenmedim, kartımı uzattım ve hemen 'Bir de 'Cat O'nine tails' türü bir siyah kırbaç al da sonra beni ararsın' dedim. 'Siyah mukluk çizmesi de al ve görüşeceğimiz gün sakın ha çizmenin içinde ayağında soket çorap olmasın' diye devam ettim. Anlamış görünüyordu beni. Türk kadınlarının anlayışına bayılıyorum. Kanat'ı anında unutuvermiştim. Önceki günkü son veda yazısı vesilesiyle yeniden hatırladım onu. Şimdi görüşeceğimiz günü iple çekiyorum.