AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-10-28

kategori2

Mandela röportajı tartışmalarına son nokta

Nelson Mandela'nın basın danışmanlarını kandırarak 'Türk gazeteci benim, röportaja geldim' diyerek başkasının randevusuna giren Mithat Bereket bu tarih sayfalarının açılmasından hiç mi hiç hoşnut değil... Medyada bu çok bilinen iddiaları önceki gün onun Milliyet'i 'Kaddafi'yle görüşen ilk Türk gazeteci' diye kandırması üzerine hatırlattım. 'Kandırmak, bu arkadaşın huyudur' diye ekleyerek.
Önceki gün gazeteciler.com'da yanıt vermiş Bereket... Milliyet'i kendisinin kandırmadığını, 'teknik bir hata' sonucu öyle bir ifade çıktığını söylüyor. Suçu başkasına atıyor yine. Ve kendisinin 'Kaddafi'yle top oynayan tek gazeteci' olduğunu söylüyor; keşke top oynayacağına gazetecilik yapsaydı ya, neyse...
Mandela meselesine de değinmiş. Kendisinin bu konudaki sicili herkesin malumu oysa. Mehmet Ali Birand, yıllarca Leyla Umar'ın şikayetlerini dinledi bu çocuğun kural tanımazlığı yüzünden. Birand, bu çocuğun yaptıklarıyla ilgili başka pek çok şey de dinledi ama yeri değil şimdi.
Madem defterler yine açıldı. Ve madem bu arkadaş yaptıklarının unutulduğunu düşünüyor... O halde şu Mandela meselesine açıklık getirmek şart oldu... Bunu da birinci ağızdan yapmak en doğrusu...
İşte yaşayan efsane Leyla Umar'ın kaleminden Mandela hikayesi:
'Şoföre beni Mandela'nın evine götürmesini rica ettim. Keyifli keyifli sohbet ederek Kibrit Kutusu adı verilen ve Mandela'nın da adını taşıyan ufacık bir evin önünde durduk. Büyük bir kalabalık 'Yaşa Mandela!' diye bağırıyordu.
Kapıyı çaldım ve ayakta yazdığım mektubu içeride bir sürü hayranını kabul eden Mandela'ya gönderdim. Ertesi sabah 10.00'da Mandela'nın beni kabul edeceği bildirildi.
Sevinçten uçarak basın bürosuna gittim. Sadece fotoğraflarından tanıdığım gazeteci Mithat Bereket'le sohbete başladık. Bir haftadan beri bütün uğraşına rağmen Mandela'dan randevu koparamadığı için Mehmet Ali Birand'ın geri dönmesi emrini verdiğini söyledi.
Meslektaşlarımla her şeyi paylaşmayı ilke edindiğim için 'Yazık, eğer bugün dönmeseydiniz sizi de yarın Mandela'ya götürürdüm' dedim. Teşekkür etti; ayrıldık.
Ertesi sabah Mandela'nın kapısını saat 10.00'da açan sekreteri 'Ama, Türk gazeteci biraz önce röportajını bitirip gitti' deyince ne hissettiğimi anlatmayayım; daha iyi... Kızcağız içeri girip durumu Mandela'ya bildireceğini söyledi.
Ve belki de ömrümün en mutlu dakikalarını yaşatan Mandela kahkahalar atarak kapıyı açtı; beni kucakladı: 'Üzülmeyin, hapisten sonra ilk uzun röportajımı size vereceğim' dedi. Koluma girip evin arkasındaki bahçeye yürüdük; orada uzun uzun görüştük.'
Leyla Umar bu yazıyı Vatan gazetesinde kaleme aldı... Ayrıca hala yerinde, hala gazetecilik yapıyor ve keskin bir hafızası var. Onu basında efsane kılan da bu özelliği.
Sanırım bu yazıdan sonra kimin doğruları söylediği de çok daha net ortaya çıkıyor...
Hayatları birilerini kandırmakla geçenler, gazetecilikte en önemli kurallardan birinin 'Arşiv unutmaz' olduğunu bir türlü kavrayamıyor ne yazık ki...
Üzgünüm Leyla.

First Lady'le ortak noktamız

Dünkü gazetelerde gördüm Michelle Obama'nın iPod'unda favorisi sanatçısı Stevie Wonder'mış... 80'lerin o korkunç havasından Wonder da etkilenmiş ve biz gözlerimizi açtığımızda onu 'I Just Called to Say I Love You' ya da 'Part Time Lover' gibi bayık şarkılarıyla tanımıştık... Ne zaman ki Coolio diye biri 'Pastime Paradise'ı 'Gangta Paradise' diye yorumladı o zaman Stevie Wonder'ın geçmişine bir yolculuk şart oldu... Bu adamın o iki 80'ler şarkısından daha öte bir anlamı olduğunu anlamak için.
Epey ertelediğim bir yolculuk benim adıma... Michael Jackson'ın ölümüyle beraber ise yeniden anlam kazandı.
MJ hakkında arka arkaya o kadar çok yazı okudum ki, en fanatik hayranlarından biri olarak yaşarken bile hakim olmadığım detayları öğrendim.
Bunlardan en ilginci, GQ dergisinin Amerikan baskısında yer alan 'When Michael was cool' acımasız kapak başlığıyla sunulan yazıydı. Bir diğeri de Vanity Fair'deki Michael Jackson anmasıydı.
İki yazı da Michael Jackson'ın kökleri üzerine kuruluydu. Onun müzikal arayışı ve bu uğurda nasıl çalıştığını sergiliyordu. İki yazı da Michael Jackson'ın Stevie Wonder'a duyduğu büyük hayranlıktan bahsediyordu. O stüdyoda kayıttayken Jackson'ın onu nasıl hayranlıkla izlediği, yeni sound peşinde ondan nasıl etkilendiği...
Michael Jackson'ın hayatının albümü herhalde Stevie Wonder'ın 'Songs in the Key of Life.'
Geçtiğimiz haftalarda bu albümü iPod'uma yükledim. Ve ertelediğim Wonder keşfi de böylece başlamış oldu. Pek çoğuna aşina olduğum şarkıları bir bütünlükle dinlemek, ayrıntılarına dikkat etmek...
Michelle Obama bu albümden Michael Jackson ya da benim kadar heyecanlanıyor mu bilmiyorum, ama 'Songs in the Key of Life' ne zaman dinlenirse dinlensin hiç eskimeden hala yeni ve çarpıcı bir iş olduğundan adım gibi eminim.

NotlarIm

MELİS ALPHAN FARKI Milliyet'in moda eleştirmeni herkesin konuştuğu Arda Turan'ın meşhur kostümünün deşifresini yaptı geçen hafta gazetesinde. 'Yapıkırıcılık' tekniğiyle işlenen haber harikaydı... Yetmedi, bir de Türkiye'de rezil bir defile sergileyen Roberto Cavalli'yle tam sayfa bir röportaj patlattı. Cavalli de, Arda da basında çok işlenen konular. Ama bu haberleri herkes öncelikle Melis'ten okudu: Konusuna hakim olan gazetecinin nasıl fark yaratacağının kanıtıydı.
BRAVO GARANTİ'YE Türkçe New York Times'ın font problemine değinmiştim, ilanları es geçmiştim. Önceki gün bir okur uyardı. Hakikaten de firmalar buraya ilan verirken gazeteye özel bir tasarım yapamaz mı? Boyutları da, içeriği de, tasarımı da ona göre yapılmalı. Hürriyet'teki ilan NYT'de kötü görünüyor. Bu hafta arka kapakta sadece Garanti Bankası NYT'e yakışan bir ilan vermişti...
İSTANBUL'A AĞABEYLİK Dünkü Vatan'ın ekinde Okan Bayülgen'in bir röportajı vardı... Kızının nasıl bir ortamda büyüyeceğini anlattığı bir bölümde, etrafında yakın olduğu pek çok isimle birlikte benim de adımı 'İstanbul'un ağabeyi' olarak saymış... Okuduğumda çok duygulandım... Yakın bir arkadaşınızın, hayattaki en değerli varlığı için, çocuğu için, onun hayatı için sizin de adınızı anması karşısında nasıl duygulanmazsınız... İstanbul'u doğduktan bir gün sonra görüp, hastaneden eve götürenlerden biriyim. Okan, Şirin, Şirin'in annesi toplandık ve hastaneden çıktık... Bundan böyle de her zaman İstanbul'a 'ağabeylik' yapmaya hazırım...
MADONNA'NIN KLİBİ  Okan Bayülgen demişken... 'Medya Kralı'nda Madonna kliplerini tartışmamızın ardından 'Celebration' DVD'sini koydum evde ve bu şarkının videoları arasında gezindim. Bütün erotizm, yarı pornografi temalarına rağmen 'American Pie'ın onun aslında en provokatif kliplerinden biri olduğuna karar verdim.