AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-10-28
İyi cevap, daima doğru sorularla bulunur. Soru, cevaptan daha önemlidir. Düşünen beyin, eleştiren akıl, basit ama derin sorular sorar...
'İrtica ile mücadele' belgesi beş ay sonra yeniden gündemde.
Bu kez durum daha farklı...
Konu hassas, çok hassas, zamanlama kritik, olaylar ilginç, doğuracağı sonuçlar önemli...
Sorular sormalıyız, iyi sorular...
Terörle mücadele uzmanı bir akademisyen olan gazetemiz yazarı Deniz Ülke Arıboğan sağlam tespitler yapıyor, ardından sıkı soruları tartışmaya açıyor.
Aramalıyız...
Demokrasimizin kökleşmesi, hukuk devleti kültürünün yerleşmesi için; aynı zamanda asker-sivil ilişkilerinin rayına oturması, bir yandan da kurumlarımızın yıpratılmaması için doğruları bulmalıyız.
Cumhuriyet tarihinin en netameli günlerinden geçiyoruz. Riskler ve fırsatlar yan yana, iç içe...
Bölgesel ve küresel stratejiler peşindeyiz, sınırlarımız içinde ve komşularımızla ilgili 'statüko değiştirici' planları uygulamaya çalışıyoruz. Zordur böyle dönemler, devlet kurumları arasında tam bir işbirliği gerektirir. Toplumsal psikolojinin doğru okunmasını ve iyi yönetilmesini ister. Kırılgandır yapı, dış müdahaleye açıktır, provokasyona müsaittir. İçeride ve dışarıda bu yörüngeden rahatsız olanlar mutlaka vardır. İşte bunun için soruları soralım, cevapları bulalım. Merakları, şüpheleri doğru kaynaklar giderirse asıl istikametten sapılmaz.
ErdoĞan'la BaŞbuĞ...
İş yargıdadır, nihai kararı savcıların iddiasıyla hakimler verecektir ama dünkü manzaraya göre belge gerçek, imza ıslak...
Ülke Hoca soruyor, 'Neden böyle bir zamanlamayla belge ortaya çıkıyor?'
Tamamen tesadüf mü acaba?
'Demokrasiye komplo' sloganıyla tanıtılan o belge aslında 'açılıma komplo' olmasın?
'Hayır siz Kürt meselesini çözmeyin', 'Ermeni açılımını yapmayın', 'Bölgesel aktör olmaya çalışmayın' mesajı mı veriliyor. Bu uyarının yapı taşları mı döşeniyor?
'Ne alakası var' diyor musunuz?
'Kurumlararası mutabakat' diyorum...
Ülkenin yöneticileri arasında, güvene ve işbirliğine dayalı sağlıklı ilişkiler...
'Demokratikleşme açılımı' gibi iddialı projelerin arkasında böylesi uzlaşılar yatar.
Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ arasında başlatılan haftalık olağan görüşmeler o belgenin ilk çıktığı dönemden beri ritmini kaybetmişti. Sonrasında belli bir denge tutturulmuştu, bakalım dünden itibaren seyir nasıl olacak? Yeni bir kriz yönetimi gerekiyor sanırım.
Hem Genelkurmay'da hem de Adalet ve Kalkınma Partisi içinde veya her iki taraf üzerinde etkili kesimlerde bu yakın ilişkiden hoşlanmayanlar olduğu muhakkak.
Belgenin orijinal nüshasını bir subayın ihbar mektubuyla gönderdiği söyleniyor, doğru olabilir, olmayabilir de... Her ne olursa olsun bu konu çok büyük bir ciddiyetle ele alınmalı, her boyutuyla incelenmeli. Meseleyi 'bir cunta işin içinde görünüyor' perspektifiyle ele alan Ülke Hoca'nın şu çağrısı yerinde:
'Başbuğ'un yalnızca bu belgeyi değil, bu belge üzerinden üretilen bütün oyun ve senaryoyu da açığa çıkarması ve temizlemesi kurumsal sorumluluğudur.'
BaŞbakan'In
krİtİk talİmatI
Bazı belgeler, 'bir süre saklanmak, günü geldiğinde bulunmak ve servis edilmek üzere' üretilir. Onu hazırlayanlar, üzerine imza atanlar 'üretimin perde arkasını' çoğu kez bilmezler. 'Olağan şüpheliler' mantığı her zaman işletilir.
Albay Dursun Çiçek konusunda en küçük bir yorumda bulunamam, her şey olabilir. Olayın ne kadar failidir ya da yaptığının gerçek amacının, açık veya gizli sonuçlarının ne olduğunu ne kadar biliyor, muamma. Ama olayın kendisi ve gelişimi çok çeşitli soruları hak ediyor.
Belgeyle ilgili tartışmaların ilk günlerinde Başbakan'ın büyük şaşkınlık yaşadığı ve 'belgenin zamanlaması itibarıyla' adeta şok geçirdiğine hiç kuşkum yok.
Sonrasında 'belge değil, kağıt parçası denildiğinde' de yetkilileri yanına çağırıp, işin doğrusunu, evrakın orijinalini sorduğu ve 'Temizleyin bu pisliği' talimatı verdiği düşüncesindeyim. Bu yönde duyumlara sahibim.
İlker Başbuğ'un ise bir araştırma sürecinden sonra, 'kağıt parçası diyecek kadar karargahına güvendiğini', yine de 'başka bir belge çıkarsa gereğini yaparız' diyecek kadar temkinli konuştuğunu biliyoruz.
Şimdi yepyeni bir durum ortaya çıktı. Öncelikle belge gerçekten orijinal mi, eğer öyleyse kim hazırladı, kim imzaladı, hangi makamlara sunuldu, kimler biliyordu... Uzayıp giden bu sorular işin yargı ile alakalı konuları ve mutlaka Genelkurmay Başkanı'nın kurumsal sorumluluk alanıyla da ilgili. Eminim gereğini yapar.
Fakat iş burada bitmez...
Tam tersine orası başlangıç noktası olmalı.
Belge gerçekse, karargahta üretildiyse, söylendiği gibi evrak temizliği yapıldıysa sonradan elde edilemez. Bir subay tarafından yazıldıysa ve gönderildiyse bunlar kimlerdir? Ve asıl can alıcı soru: 'O belgeyi beş ay boyunca kim veya kimler sakladılar, neden bu kadar hayati bir dönemde ortaya çıkardılar?' İşte burası, ülkemizin bekasıyla ilgilidir.