AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-10-28
Dün gene futbol kökenli bir sosyal felaket yaşandı. Gene dersi yabancıdan aldık. Maç sonrası basın toplantısına giren Alman teknik adam Daum ilk söz olarak maçın daha birinci dakikasında sakatlanan Galatasaray forveti Baros'un ağır bir sakatlık geçirdiği haberini aldığını, bu nedenle çok üzüldüğünü ve Galatasaray camiasına üzüntülerini ilettiğini söyledi.
Hemen ardından da maçın esas gerçeğini ekledi: 'Oynadığımız bu stat dünyadaki elit statlar arasında yer alıyor. Elit statta spor yapacağımız veya seyredeceğimiz zaman elit bir davranış içinde olmanız gerek. Üzücüdür ki biz bunu sergileyemedik. Ben kendi adıma tüm insanlardan özür diliyorum, çünkü elit davranış içinde eline geçen her şeyi sahadaki rakibe fırlatmak diye bir şey, medeni ortamda olamaz!'
Tabii Daum'un da vurgulamadığı birçok acı şeyler var. Dünyada 'yayın kablolarının kesilmesi' ile şöhrete ulaşmış Saracoğlu Stadında dün 'organize terör' gerçekleşti. Tabii ayni organize terör tüm diğer takımların statlarında da gerçekleşiyor. Üç vakitte Ali Sami Yen'de gerçekleşecek olanların, dün yapılanlardan aşağı kalacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
Maç başlamadan evvel Arda ile Christian arasındaki maç öncesindeki ısınma esnasında geçen olayda (Christian'ın basın toplantısındaki beyanata göre) Arda kazara Christian'ın ayağına basıyor, o da itiyor ve gergin atmosfer içinde olay büyüyor. Bu arada da yardımcı hakemin kafasına atılan şeyler ile kafası yarılıyor, kanlar içinde kalıyor ve bu nedenle de kafası dikilmek durumunda olduğundan maç on dakika kadar geç başlıyor. Bu olaydan sonra hakemlerden dengeli bir idare beklemek zor ve Bünyamin Gezer de zaten maçın tüm kontrolünü elden kaçırıyor.
Maçın başlayışını 'ulvi' şekilde kutluyoruz.' Hepiniz o.... çocuğusunuz !' Böylece on beş-yirmi milyonun gerçek kökenleri belli olmuş oldu! Bunları yazdığım için gelecek olan maillerde de, 'benim validemin esas mesleği' vurgulanacak tabii. Tribünde ise dev boyutta ve önceden hazırlanmış ve bütün tribün boyunda 'Herkes haddini bilecek!' flaması var. Stat hoparlöründen yapılan anons da çok ciddi 'Rakip topu alır almaz hepimiz ıslıklayacağız!' Daha mütevazı flamalar 'Hangi yüzle geldiniz?' diyor. Ne demekse bu? Maç boyunca rakip takımın kalecisine iki-üç lazer ışığı tutuluyor. Bu arada maçın ikinci dakikasında sis bombası atılıyor (bu da sonradan öğrendiğime göre galiba Galatasaraylılar'dan)! Atmalar ve atıcılar maç boyu durmuyor. Korner atan her kişi tehlikede! Nitekim Keita'nın kafasına tam isabet! Adam yerlerde. Yabancı maddeyi hakeme götürünce de kartını alıyor!
Bu rezaletleri daha fazla vurgulamaya gerek yok. Ayrıca yukarıda da söylediğim gibi bu rezaletler ikinci yarıda Ali Sami Yen stadında aynen tekrarlanacaktır.
Önemli olan bu işlerin kulübün desteği olmadan yapılamayacağıdır! Spor kulüplerinin hiçbirinin gerçek sporla alakası olmadığı aşikar!
Sonunda iki kelam da futbol ile ilgili olarak edelim. Her kişi biliyor ki Fenerbahçe'yi durdurmak için Alex ve Emre'yi durdurmanız gerek. Galatasarayda ise Arda ve Ayhan kilit oyuncular. Bu sayılanlar organizatör ve yaratıcı oyuncular.
Dün Daum görevini yapmış, Keita ve Arda'dan gelecek kanat ataklarının önemini bildiğinden sistemi dört dört ikiye çevirerek kanat oyuncuları topu aldığında onlara iki kişi ile baskı yapıyordu. Ayrıca bu sistemle orta alana hakim de oldu. Sonunda başarılı oldu ve Galatasaray doğru dürüst gol pozisyonuna giremedi. Bunun istisnası son demlerde maç skoru 2-1 iken oyuna giren Aydın'ın berbat vuruşla harcadığı pozisyondu. Rijkaard ise sistemde hiç değişiklik yapmamıştı. Bu nedenle 4-4-2 karşısında Galatasaray derhal orta alanı kaybetti ve sürekli top kaybı ve hata yaparak sistem kurbanı da oldu. Ayhan da bu karambolda harcandı.
Ama bana sorarsanız maçın kilit olgusu tabii yukarıda özetlediğim 'organize terör' sonucu 'psikolojik çöküştür'!
Dün Fenerbahçe maçı kolay kazandı! Tir tir tireyen ve korkan Galatasaray futbolcularının karşısında Fenerbahçe'nin gene altı gol bile atacak kadar da pozisyonu vardı. Ama dün oynanan da bir spor müsabakası değildi! Spordan nasibimiz hiç yok!