AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-10-30

kategori2

Cumhuriyet neyi başardı neyi başaramadı?

Objektif olarak Cumhuriyet'in 86 yıllık bilançosunu yapmamız gerekse artıları ve eksileri ne olurdu?

Cumhuriyetin en başarılı olduğu iki şey:İlki, kuşkusuz hukuk devrimi.
Batı'nın çağdaş hukuk sisteminin alınması. Kamu hukukunda dinsel etkinin hakim olduğu, özel hukukta ise dinsel inanca ve etnik yapıya göre farklı hukukun uygulandığı, çağdaş normlarla bağdaşmayan ve bütünlük arzetmeyen eski hukuk sisteminin modernleştirilmesi. Böylece insanları gerçek manada 'birey' yapan demokrasiye altyapı sağlanması. Bunun doğal bir sonucu olarak ise, hukukun temel dayanağı olan egemenliğin gökten yere, hatta ilk elden halka indirgenmesi.
İlk zamanlar mecburiyetten temel kanunlar Batı'dan aynen kopye edildi. Ama bu kanunların rötuş veya 'cilalamalar' dışında hala aynen uygulanması ve hala kendi özgün kanunlarımızı yapamamamız yüz kızartıcı bir durum.
Yine de Cumhuriyet'in hukuk devrimi çok büyük ölçüde toplumda yerleşmiş ve özümsenmiş durumda. Yapmamız gereken bunu kapsamlı bir 'Yargı Reformu' ile geliştirmek. Batı hukuku yanında özgün bir 'hukuk sistemi' arayışı zorlama bir çaba olabilir. Ama hiç olmazsa Türkiye'ye özgü, ülkenin özgün sorunlarına çare olabilecek bir yargı sistemi oluşturabilmek.
İkinci önemli başarı, fırsat eşitliği boyutunda.

Cumhuriyet olmasaydı zeki ve kabiliyetli 'Anadolu çocuklarının' devlet idaresinde, akademide ve diğer önemli mevkilerde kilit konumlara gelebilmesi hayal olurdu. 'İşçisin sen işçi kal' gibi, halk çocuklarına 'yönetilensin sen, yönetilen kal!' denilecekti. 'Yönetici' sınıfına terfi edebilmeleri için 'ağızlarıyla kuş tutmaları' gerekecekti.
Kendimden örnek vereyim.
Güney Toroslar'ın kaybolmuş bir kasabasından çıkıp gelen bir çocuğun ülkenin en saygın hukuk fakültesinde okuması, hatta o fakültede akademisyen kalması, devlet imkanlarıyla Avrupa ve ABD'de iyi üniversitelerde eğitim alması ve ülkenin en iyi üniversitelerinde yönetici yapılması Cumhuriyetin fırsat eşitliği sayesinde olabildi.
Cumhuriyetin en önemli iki başarısızlığına gelince.
Hiç kuşku yok birincisi, din ve devlet ilişkisini makul bir noktaya oturtamaması. Laikliği seksen küsür yıllık süreçte evrensel demokratik normlara uygun bir noktada geniş toplum kesimlerine özümsetememesi.
Her devrim doğası gereği hassas olduğu bazı noktalarda yüksek standartlar belirler. Yani 'çıtayı' yükseğe koyar. Bu standartlara riayeti de 'zor' kullanarak sağlar. Laiklik de Cumhuriyet Devrimi'nin hassas noktalarından biri. Bu konuda çıtayı yükseğe koyuyor.
Ancak zaman içinde demokratik gelişmelere uygun olarak bu çıtanın peyderpey daha makul noktalara indirilmesi gerekirdi. Ancak başörtüsü gibi bazı sembolik konularda Devrim'in koyduğu çıtanın bile üstüne çıkılarak, laiklik adına yapılan hatalar toplumun büyük kesiminde laikliğin 'din düşmanlığı' gibi algılanmasına yol açtı. Din-devlet ilişkilerinin makul bir noktada uzlaşma şansı çok zayıflatıldı.
İkinci büyük başarısızlık ise, tek bir 'Ulus' aidiyetinin sağlanamamış olması. Ulus-devlet için 'olmazsa olmaz' olan 'tek bir Ulus olma' fikri, ülkenin belli bir bölgesi için yerleştirilemedi. Bunun en asgarisi olan 'Anayasal vatandaşlık' kavramı Kürtlerin büyük kısmına benimsetilemedi.
Bu başarısızlığın nedeni, onlara 'entegrasyon' için yeterince şans verilmemesi mi? Yoksa sorunu daha çok, Cumhuriyet'in kuruluşunda 'Ulus-devlet' sınırlarının 'realist' çizilmemiş olmasında mı aramak gerekli?
Bilmiyorum ama tartışmaya değer...