AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-10-30

kategori2

Kim kiminle dans ettiğini biliyor mu?

Kim ne derse desin, bu belge tartışmaları gazetelerde okuduğumuz bilgilerle anlayabileceğimiz ve net sonuçlara varabileceğimiz bir mesele değil. Her gün yeni bir bilgi ve belge kamuoyuna yansıyor. Islak imza makineleri, ihbar mektupları, Adli Tıp atamaları, CHP'nin tertibe desteği derken, inanılmaz bir bilgi kirliliği ortaya çıkmış durumda.

Bu nedenle kafaları bu kadar net olan ve bir kısmı 'cunta haberleri tamamen tezgah, böyle bir şey olmamıştır' demeye devam eden, diğer bir kısmı da 'cuntayı yakaladık, hemen istifa edilmeli' diyen arkadaşları imrenerek izliyorum. İnsanın kendi kanaatine bu kadar inanması ve ortaya çıkan tüm yeni delillere rağmen bu inancını sahiplenmeye devam etmesi gerçekten müthiş bir duruş. Ben bunlardan olamıyorum, kafam sorularla dolu ve cevaplarım yok. Bunları sizlerle de paylaşmak istiyorum.

1- Belgeyle birlikte yollanan mektup gerçek bir beyan mı? Mektupta yazılanlar yanlış çıkarsa, belgenin sahiciliğini gölgeleyen bir şey haline gelir mi? Mektup belgenin önüne geçer mi? Operasyon belge ve belgede yazılanlar mıdır, yoksa mektup ve mektupta yazılanlar mıdır?

2- Mektubu yollayan subay gerçekten var mı? Varsa tanıklık yapar mı? Varsa bu subay devletin herhangi bir istihbarat biriminde görevli bir kişi mi yoksa sıradan bir muhbir mi? Böyle bir subay yoksa ne olacaktır? Her şey yalan mı sayılacaktır?

3- Mektupta kendisini anlatırken verdiği asker çocuğu olduğu gibi detaylar, verdiği bilgilerin güvenilirliğini mi göstermek amacıyla yazılmış, kendi güvenliğini sağlamak maksadıyla özellikle mi çarpıtılmış? TSK bu kişiyi bulursa ne yapmayı düşünüyor? Bir tertibi ortaya çıkarttığı için kahraman mı, yoksa düşman mı sayılacak? O birimde çalışanlar nasıl bir ruh hali içerisindeler, bu amaçlanan bir şey midir?

4- Mektup, konuyu askeri alandan çıkartarak sivil siyasete uzandırmaktadır. CHP'li bazı kimliklerin bu tezgahın içerisinde yer aldığından bahsedildiğine göre İlker Başbuğ kadar Deniz Baykal'ın da hesap vermesi ve liderliğini yaptığı müessesede bir araştırma yapması gerekmez mi? Askerin darbeci olması kötüyse, sivilin darbeci olması çok daha kötü değil midir? Yoksa mektup bir taşla iki kuş vurarak CHP'yi de zan altında bırakmak maksadıyla mı yazılmıştır? Mektup düşünüldüğünün ötesinde amaçlar mı taşımaktadır?

5- Deniz Baykal, belge fotokopi düzeyinde ortaya çıktığında, yani henüz bir belge değil, kağıt parçası niteliğini taşırken, İlker Başbuğ'un istifa etmesi gerektiğini söylemiştir. Şimdi ise bunun bir komplo olduğunu ve Başbuğ'u hedeflediğini söylemektedir. Tavır değişikliği nedendir? Devletin ali çıkarları ile ilgili bir konu mu vardır?

6- Devletin başbakanı ve cumhurbaşkanının derin sessizliği nedendir? Konu medya ile medya arasında bir mücadeleye mi dönüşmüştür? Aktörler susmakta, izleyiciler konuşmaktadır. Yargılama neden medya mahkemelerinde yapılmakta, belgeler adli makamlardan önce medya iletişim sektörüne aktarılmaktadır? Gazeteler birer manipülasyon aracı olarak mı kullanılmak istenmektedir? Kim kime karşı psikolojik savaş uygulamaktadır? Herkes herkese karşı mıdır?

7- Belge, içeriğinde vahim iddialar olasına karşın gerçekten de bir cunta mı önermektedir? Doğrudur, askerin her yasadışı teşebbüsü suçtur ama 'bir cunta suçu' mudur? Amaçlanan bir cunta mıdır?

8- Belge gerçekse, ortaya çıkması ile tasfiye edilecek olan şey bir cunta mıdır? Yoksa belirli bir kadronun ve onun devamı olan hattın değiştirilmesi mi esastır? Yeni gelecek hattın ne olacağı belli midir? Kim kimi tasfiye etmektedir? 9 Mart 1971 Madanoğlu cuntasının tasfiye tarihidir; 12 Mart'ta yani 3 gün sonra gelen bir demokrasi örneği midir?
Herkes kiminle dans ettiğimizi bilmekte midir? Doğrusu ben bilmiyorum....

NOT: Taraf gazetesindeki sevgili arkadaşlar;
Vatan ve Akşam gazetesindeki soruların (vallahi başlıkta nasıl pişti olmuşuz ben anlamadım.)... Çubuklu'dan geldiğine dair bir haber yapmışsınız. Ah bir bilseniz vaziyetimi... Pazar günü sırf yemeğe gelecek olan misafirlerime yaptığım paellanın domatesleri ile soğanlarını bir an önce kavurabilmek için erkenden kalktım ve genel yayın yönetmenimize de söylenerek (yazılarımı Pazartesiye koyma konusunda ısrarlı. Sinir oluyorum) yazımı yazdım.
Üzerinize afiyet öğlen yemeğine yaklaşık 20 kişilik misafirim vardı ve lüfer pişirdim. Akşam da maç izlemek üzere arkadaşlarla evde tribün oluşturduk, bir fasıl da akşam yemeği yaptım. Bu arada hiç tanımadığım bir adamın bana o soruları dolaylı yoldan aktarması hangi arada, nasıl söz konusu oldu ben de bilemiyorum. Karidesleri kaynatırken mi, sarımsaklarken mi? Hangi arada oldu yahu bu iş? El insaf! arkadaşlar. Bana kendi yazımı yazdırtacak adam daha anasından doğmadı. Bugünkü soruları mı da ben yazdım, bakın bir tufaya gelmesin!! Ayrıca bence hemen benden özür dileyin, bekliyorum. Size de lüfer pişiririm...