* Büyük ego'nun 'büyük yazarlık' için gerekli olduÄŸunu... Ama o büyük egonun sarsıntılara açık olmadan, eleÅŸtiriyi kabullenmeden, hatalarıyla yüzleÅŸmeden kendi başına hiçbir anlam ifade etmediÄŸini...
* Yazı yazarken isim vermeyi, muhatabına doÄŸrudan hitap etmeyi, okura bilmece çözdürmemeyi... Tariflerle, ipuçlarıyla, tasvirlerle uÄŸraÅŸmadan, yazının hedefine direkt varmasını saÄŸlamayı...Yazdığın her ne olursa olsun 'reklamı olur' kaygısına kapılıp isim gizlemenin kabullenilmeyeceÄŸini...
* Köydeki 100 kiÅŸi aksini söylese, seni kendi düÅŸündüÄŸünden caydırmaya çalışsa bile doÄŸru bildiÄŸine emin olduÄŸundan bir milim bile sapmamayı, kendi düÅŸüncelerinde ısrarcı olmayı... Zorunlu uyuÅŸumlara, hezeyanlara kapılmamak gerektiÄŸini...
* Beklemenin çoÄŸu zaman iyi sonuç verdiÄŸini... Acele kararlar almak, fikir beyan etmektense önce havayı solumak, ortalığın yatışmasını, fırtınanın dinmesini beklemek çok daha saÄŸlıklı yorum yapabilmeye olanak saÄŸlayabileceÄŸini... 'Geç kaldım', 'BaÅŸkası benden önce söyledi' gibi yarışlara gerek olmadığını...
* Kendi sözüne, kendi düÅŸüncene güveniyorsan, baÅŸkalarıyla aynı kelimeleri söylesen, aynı fikirleri dillendirsen bile sırf senin aÄŸzından, kaleminden çıktığı için 'fark' yaratabileceÄŸini... Kısacası, özgüvenin iyi yazarlığın olmazsa olmaz ÅŸartlarından biri olduÄŸunu...
* Cesur olmayı, meydan okumayı, tavizsiz yazmayı... Patrona da sallayabileceÄŸini, gazetenle de kavga edeceÄŸini, dahası her an tekmeyi yemeye hazır yaÅŸaman gerektiÄŸini... Ama düÅŸtüÄŸün gün de sarsılmayacağını, o büyük BEN'in hiçbir ÅŸartta yenilmeyeceÄŸini...
* 'Kendi yıldızını bulmak' kadar 'Kendi gündemini yaratmak ve takip etmenin' de bir yazar için önemli olduÄŸunu... Hiç kimse ilgilenmese de tiyatro ödülleri hakkında tam sayfa yazı yazmanın, haritada yerini bile bilmediÄŸimiz bir Anadolu kentindeki kültür-sanat festivaline bir koca haftayı ayırmanın mümkün olabildiÄŸini... Günün sonunda bu tercihlerin esas sebebinin bazı deÄŸerlere sahip çıkmak, bir kültürü koruma çabası, gizliden bir mesaj ve duruÅŸ anlamına geldiÄŸini...
* Her konuya ama her konuya 'farklı bir bakış' getirebilmek için uÄŸraÅŸmak gerektiÄŸini... Zaman zaman fikirlerinin 'farklı bakış getirme' çabasına kurban gidebileceÄŸini bilmene raÄŸmen yolundan dönmemeyi, karşısına çıktığın okuru her gün ÅŸaşırtmayı ilke edinmeyi...
* KüçümsediÄŸin, önemsemediÄŸin, önem vermediÄŸin hiçbir ÅŸeye prim vermemeyi... Görmezden gelmeyi, üstten bakmayı, yok saymayı ve bunların canını acıtmayacağını...
* Komplekssiz olmayı ya da komplekslerinin, kusurlarının hepsiyle yüzleÅŸmeyi... BaÅŸkalarının aleyhine kullanabilecekleri her ÅŸeyi ama her ÅŸeyi, belaltı da olsa, onlardan önce kendi kendine malzeme yapmanın insana büyük bir dokunulmazlık saÄŸladığını...
* Hayatı boyunca affetmeyeceÄŸi üç kiÅŸiyi öÄŸrenince (Ali Åžen, Leyla Umar ve sanırım Erman ToroÄŸlu) bu adamın gerçekte hiç ama hiç kimseyi defterden silmeyeceÄŸini... Onunla dostluk kurmanın çok zor ama vazoyu kırmanın ondan daha da zor olduÄŸunu...
* Biriyle dost olmanın onun fikirlerine katılmak anlamına gelmediÄŸini... Dost olduÄŸun insanları da sonuna kadar eleÅŸtirebileceÄŸini ve sırf bu sebepten gerçek dostlukların sarsılmayacağını... Yer yer hataları yüksek sesle söylemenin, ağır eleÅŸtiri getirmenin en büyük dostluk olduÄŸunu...
* Yazının onurunu ne olursa olsun en üstte tutmak gerektiÄŸini... Ama aynı zamanda da nasıl olursa olsun o yazıyı okutman gerektiÄŸini... Gazeteyi eline alanın ister fıkra okumak, ister resimaltına bakmak için, her ne sebeple olursa olsun senin köÅŸende durmadan geçmemesini saÄŸlamanın zorunlu olduÄŸunu...
* Dürüst ve acımasız olmasını... Tek sermayenin kendini sıkı sıkıya baÄŸladığın bu iki kaya olduÄŸunu her gün bir kez daha kendine hatırlatmayı...
* Ertekin, Ünal, Özcan, Serpil Gogen ve rahmetli 'Los Angeles'tan Kazım'ın Hıncal sit-com'unun hayali üyeleri deÄŸil, gerçekten var olan insanlar olduÄŸunu... Üstelik bu insanların çok eÄŸlenceli olduÄŸunu... Ayrıca Holly de gerçek...
* Medyada Hıncal'ın beÄŸenip lanse ettiÄŸi, ön ayak olduÄŸu, destek çıktığı isimlere temkinle yaklaÅŸmak gerektiÄŸini... Bir süre sonra onların Hıncal'ı da hayal kırıklığına uÄŸratacağını, hatta piÅŸman edeceÄŸini bilmeyi...
* Hıncal'ı kabullenmeyi, Hıncal'a kızmamayı, Hıncal'la barışmayı... 'O bir filmi övüyorsa gitmeyelim, o bir yerde yiyorsa kesin kötüdür' gibi yargıların fena halde kırılabileceÄŸini... Kilisli'nin çok iyi bir restoran... Ferhat Göçer'in sahnesi hiç fena deÄŸil... Nükhet Duru'nun en iyi ÅŸarkısı 'Geberiyorum' sahiden de...
* İki nokta yanyananın da çok ısrar edersiniz bir noktalama iÅŸareti olabileceÄŸini... 'Bre aman' sözünü... 'Sevgililer Günü'nü ve 'sweetheart'ı... Ve de tabii ki 'Abbas'ı...
* İçinden Mehmet Ali Kışlalı ve Ankara geçen basın anılarından hala bir ÅŸeyler öÄŸrenebileceÄŸini... Gazetelerin düzenli olarak biraraya gelmesinin zihni açtığını, mesleki dayanışma duygusunu arttırdığını, bu geleneÄŸi korumanın gerektiÄŸini...
* Kaydını Yasemin'in tuttuÄŸu ve iki haftanın adım adım belli olduÄŸu dopdolu bir programdansa, insanın 'boÅŸ vakti' olmasının, vakti üzerinde kendi kontrolü olmasının, program yapmamanın, etkinliklere arka arkaya katılma zorunluluÄŸu hissetmemenin en büyük özgürlük olduÄŸunu...
* Kendi gazeteni satır satır okumayı, evine giren bütün gazetelerde ise her ÅŸeye ama her ÅŸeye bakmayı, en ufak köÅŸeden resimaltına kadar haberdar
olmayı...
* Pazar günü 70'ine basan Hıncal Uluç'un dünyadaki en genç 70'lik olduÄŸunu... Hıncal Uluç'tan 'Hıncal Abi' diye bahsetmek gerektiÄŸini... İnsanın her zaman böyle bir aÄŸabey figürüne ihtiyaç duyabileceÄŸini... İyi ki doÄŸdun Hıncal Abi.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.