Deniz Ülke Arıboğan deniz.ulke@aksam.com.tr

kategori2

Sağlık sektörü ve ikilemlerimiz

Sonunda insan sağlığının da kapitalizmin metalaştırdığı alanlardan bir tanesi olduğunu açıkça görüldü. Tıp, artık yalnızca tıptan ibaret bir konu değil. Zira insana sağlığı, büyük bir endüstrinin var oluşunu ve gelişimini sağlayan, milyarlarca dolarlık ekonomik büyüklükleri yaratan bir araç niteliğini de taşıyor. Hastalıklarımız, ölüm korkularımız, mikroplarımız, bakterilerimiz olmasa, milyonlarca insanın işsiz, aşsız kalması işten bile değil. Hastaneler, sağlık çalışanları, ilaç üreticileri, dağıtıcıları, bu şirketlerin reklam ve iletişimini yapan kuruluşlarda çalışanlar, kısaca devasa bir topluluk bu işten hayatını kazanıyor. İnsanlar kendi sağlıklarına merak saldıkça, gelirler arttıkça artıyor.
Üstelik sağlık alanı artık yalnızca ortaya çıkan hastalıkları iyileştirmek, ağrıları kesmek gibi konjonktürel işlerle uğraşmıyor. Görünürde hiçbir sağlık sorunu olmayan insanların önleyici tedavilere, yaşam kalitelerini yükseltmeye yönelmesi, sektörün büyük bir sıçrama yapmasına önayak olmuş durumda. Avuç avuç vitaminler, anti-aging ürünler, kolesterol hapları, cinsel hayat kalitesini artıran ilaçlar, kozmetik ürünler derken, tıp endüstrisinin alanı hayatımızın her dakikasına nüfuz eder hale gelmiş bulunuyor. Hapsız, şurupsuz adım atamaz noktadayız.
Oysa yediğimiz ürünler, kullandığımız ilaçlar, kozmetikler, yaptırdığımız aşılar hiç kuşkusuz yan etkileriyle birlikte bünyemize kattığımız maddeler. Her şey iyi ve kötü etkileriyle birlikte var oluyor. Nimetler ve külfetler, ödüller ve bedeller, işte bu yüzden tabiatta dengeli bir biçimde dağılmışlar. Yan etkisiz etki yaratmak mümkün olamıyor. Bu nedenle sağlığımızla ilgili olarak takındığımız birçok tutum, sakıncalarını da kendi içerisinde barındırıyor.
Bu durum büyük umutlarla birlikte korkuların, öcülerin de gündeme gelmesi demek. Grip aşısı yaptıralım mı yaptırmayalım mı? Kolesterol ilacı kullanalım mı, kullanmayalım mı? Yumurta ya da tereyağı yiyelim mi, yemeyelim mi? Gazeteler hemen her gün yeni bir sağlık haberiyle karşımıza çıkmaya devam ettikçe ve her gün adının önünde bolca unvan olan birileri birbirinden farklı görüşler beyan ettikçe şaşkınlığımız giderek artıyor.
Sağlığımıza bizden önceki nesillerden çok daha fazla önem verdiğimiz ortada. Sağlıklı ve uzun yaşamak istiyoruz. Hastalıklar, büyük salgınlar artık hayatımızdan çıkıp gitsin istiyoruz. Lakin bu konuda fazla umutlu olmak mümkün değil. Zira artık insan sağlığını ilgilendiren birçok alan, ekonomik nedenlerle istismara açık durumda.
Binlerce komplo teorisi etrafta kol geziyor. Kimilerine göre her yıl yenisi piyasaya salınan virüsler, tıpkı bilgisayar virüsleri gibi, koruyucu ilacı ya da aşısı ile birlikte üretiliyor. Yani hastalığı yaratan ve iyileştiren merkez, aynı. Sağlık alanı sadece insanlığa hizmet etmeyi amaçlayanların değil, bir yandan da iyi para kazanmayı hedefleyenlerin bir arada bulunduğu bir sektör. Bir mikrobun aşı için mi, hastalık yaymak için mi üretildiğinin fazlaca bir farkı kalmamış durumda. Şartlar bu ve içerisinde yaşıyoruz.
Domuz gribi aşısının Türkiye’deki safahatı açısından da durum benzerlik taşıyor. Evet doğrudur, aşıyı üretenler ve ithalatından para kazananlar olacaktır. Ancak sırf bu aşıyı yaptırdığı için hayatı kurtulanlar ya da bir sürü tedavi masrafından ve ilaç parasından kurtulanlar da olacaktır. Kısaca, aşıyı olsanız da olmasanız da, sağlık sektörü parasını kazanacaktır.
Politik açıdan ortaya çıkan durum ise bence fazla karmaşık değil. Bakan üzerine düşeni yapıyor ve siyasi risk alıyor. Aşıyı yaptırmamanın da topluma yaratacağı bir ekonomik bir bedel var, ama hakkında çıkan ve çıkmaya devam edecek olan dedikodulara rağmen, o doğru bildiğini yapıyor. Başbakanımızın ise aynı bedeli üstlenme arzusu ve sorumluluğu yok. Kısaca iyileri ve kötüleri aralarında paylaşmış durumdalar.
Bize gelince, yalnızca laboratuvar denekleriyiz. Tıbbi açıdan söylemiyorum yanlış anlamayın. Gayet sosyolojik ve psikolojik bir deney ortamında, biraz ekonomi, biraz siyaset, hatta yakında biraz da hukuk sosu katılmış bir aşı çorbasından nasıl bir yemek çıkacağını yakında göreceğiz.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3