AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-11-06

kategori2

Ben patlıcanın GDO'lusunu severim

Sabahın köründe GDO tartışmasını tamamen yanlış anlamış olduğumu fark ettim. Ben bunun biz Türk vatandaşlarının davranışlarını düzenlemek için çıkarılmış bir kanun hükmünde kararname olduğunu ve devletin bundan itibaren biz vatandaşlarına sanki biz birer GDO'ymuşuz gibi muamele yapmaya başlayacağını düşünüyordum. Halbuki genetiği değiştirilmiş organizmalardan kastedilen insanlarımız değil, domates, sivri biber gibi şeylermiş.
Şimdi haddim olmadan Atatürk'ün söyleyeceği türde
bir laf edeceğim. "Ben sivri biberin GDO'lu olanını daha çok severim.'
Çünkü normal sivri biber çük gibi bir şeydir. Halbuki biraz GDO'lu olduğu takdirde biberin alt tarafında büyükçe iki yumurtalık benzeri şişlik ve üst tarafında da Fellini'nin Amarcod filmindeki kadının memeleri kadar büyük meme benzeri şişlikler de olur. Yani GDO'lu sivri biberin lezzeti daha iyi olmasa dahi bunu yemek  bir transeksüel ile yapılan seks kadar zevk verebilir insana. Bu yüzden ben GDO'yu sonuna kadar destekliyorum.
Domateste GDO olduğu takdirde insanımızın bununla coşkuyla çiftleşmesini bile bekleyebiliriz. Çünkü cansız mankenle veya elektrikli süpürge ile çiftleşebilen insanların var olduğu bir ülkede GDO'lu seksi domateslerin tecavüze uğramaktan kolayca kurtarabileceğini sanmak sadece saflıktır.
Yeri gelmişken söyleyeyim; GDO'lu patlıcanların da insanlık âlemine büyük mutluluk verme potansiyelleri var. Hele de GDO nedeniyle patlıcanın alt tarafında biraz yumurtalık benzeri iki parça bulunursa sonuç harika olabilir. 'Ne olabilir ki' diye soruyorsanız onu da sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
Ben Nicole Kidman gibi her türlü fetişi denemeye  açık olduğum için bugünlerde GDO'lu balkabaklarına tutkuyla takmış durumdayım.
Dünyada var olabilecek her türlü sağlıksız şeyi yapabilen hatta kendi vücutları da sanki bir GDO deposuymuş gibi mutasyona uğramış biçimdeki insanların bolca olduğu bir ülkede bu konu neden çok ilgi gördü ve tartışıldı, bunu da anlamak biraz güç...
Fareler üzerine yapılan bir deney, GDO'lu yiyecekleri  tüketen farelerin üç yıl içinde üreme güçlerinin azaldığını ve üreme organlarının küçüldüğünü göstermiş.
Bu benim için fazla bir şey fark etmiyor. İstersem her gün avuç dolusu GDO tüketeyim, isterseniz GDO'ya her sabah ekmek banayıp yiyeyim, benim üreme organına bir şeycik olmaz, olamaz. Çünkü bir üreme organının bundan daha fazla küçülebilmesi manen ve maddeten zaten mümkün değil. Ama başbakanlarının talimatıyla daha fazla ve hızla üremek zorunda olan diğer Türkler bu GDO işinden doğal olarak korktular.
Örneğin; pazara gidiyorsunuz, insana 'Alfabede A harfinden sonra hangi harf gelir?' diye soruyorsunuz, bilemiyor. Ya da en fazla birden beşe kadar sayabilecek bir bilgi düzeyinee sahip ama GDO diye sorulunca Harvard Üniversitesi'nde görevli bir profesör gibi konuşmaya başlıyor. Çünkü kendisi gibi nadir bulunabilecek bir özel türün üremesi artık tehlikede sanıyor ve korkuyor. Halbuki onun daha fazla GDO tüketmesi 'Kendisi için küçük insanlık için büyük bir adım' oluşturacak. Bunu anlasa konuyu takmayacak kafasına, rahatlayacak.

Bilgisayarda bilgi sızdırılabilir mi?
SIzdIrIlan bazı bilgilerin kaynakları bulunamıyor. Elektronik ortamda da bilgi sızdırıldı. Onun kaynağı da bulunamıyor deniliyor. Türkiye'deki durumu bilemem ama Amerika'daki durumu bildiğimden ve konuyu hayli incelediğimden eğer bizimkiler sızdırılan bilgilerin kaynağını başbakanın aralık ayında ABD'ye yapacağı ziyaretten önce bulamazlarsa, o bilginin Beyaz Saray'da Başkan Obama tarafından Başbakan Erdoğan'a verilmesi ihtimali büyük.
Filmlerin, kitapların ve dizilerin etkisiyle bizde de dünyada da ajan, casus denilince insanların aklına CIA, Gizli Servis gibi kavramlar gelir. Ama Amerikan halkının bile bilmediği bir gerçek var. Amerika'nın ve dünyanın en büyük casusluk örgütü National Security Agengy'dir (NSA). Bu mutlak gizlilikle çalışan örgüt, tüm dünyadaki telefon ve elektronik haberleşmeyi izlemekle görevlidir. Bütçesi  Amerika'daki tüm diğer casus örgütlerinin tümünün toplamından fazladır. Örgütünde büyük beyinler çalışır. Bunlar kriptoloji biliminin uzmanlarıdır. Bu örgüt dünyanın her yerindeki her bilgisayardan yapılan haberleşmeyi yakalayacak kapasiteye sahiptir. Çözemeyeceği kripto da yoktur deniliyor. Dolayısıyla bu dünyada bilgisayar ortamında sızdırılmış bir bilgi, nerden sızdırıldı diye bir soru olmaz ve bunun cevabını bilen birileri mutlaka bu dünyada bir yerde vardır.