Lian Mit, o dönemde pek çok yöneticiye mavi boncuk dağıttı. İşin komiği hepsi birbirinden habersizdi.
Ortalık sakinleşti. Serdar Akinan'ın yüreklilikle kaleme aldığı 'Hepimiz su samuruyuz' yazısının yarattığı şok, atlatılmış görünüyor. Akinan, aslında bilinenleri yazdı. Ama sonra, gelen tepkilerden 'Bırak ya, dertsiz başıma dert mi alacağım' demiş olmalı ki, hafiften dümeni kırdı. Bilmeyen mi kaldı? Sinema sektöründe yönetmeniyle, üniversitede hocasıyla, şirketlerde şefiyle birlikte olanların zirveye giden yollarında, keskin kayalar, dikenli bitkiler olmaz. Şimdi yine herkes feveran edecek. Lütfen sadece gocunanlar konuşsun. Dinleriz, belki de hak veririz onlara. Biri çıkıp 'Aynı durum medyada da var' dedi mi, tüm yazarlar çullanıyor. Hiç muhabirlik yapmadan, omzunda fotoğraf makinesiyle otobüslerde sürünmeden, 20'li yaşlarda köşe sahibi olanlar düşünsün. Hepinize ne oluyor?
BEYAZ TENLİ, ŞAHANE VÜCUTLU
Gelelim kadın yazarlardan birinin, 'Ben yatarak köşe kapmış tek bir kadın yazar tanımıyorum' iddiasına. Arkadaşımız o yıllarda medyada mıydı bilemiyorum; eğer öyleyse mutlaka hatırlar. 80'li yılların ortalarıydı. Bir, Lian Mit fenomeni yaşandı. Lian, birden piyasaya çıktı. Herkes onu, onun bize anlattığı kadar tanıyordu. Uzun boylu, bembeyaz duru tenli, şahane vücutlu bir kızdı. 20'li yaşlardaydı. Rus asıllıymış, beş dili anadili gibi konuşurmuş... Annesi ve babası Rusya'da bir üniversitede öğretim görevlisiymiş. Cumhuriyet Gazetesi'nden Gelişim Yayınları'na kadar pek çok yayın grubunda çalışmış.
Bir gün çalıştığım gazetenin ofis boylarını bir telaştır aldı. Salavatla çıktığımız, kırmızı halılı yönetim katına sandalyeler, masalar taşındı. 'Sonra yine veririz' diye benim masamdaki telefon söküldü. Yan masamdaki daktilo alındı. Hoop, bir saat içinde yönetim katında bir oda, Lian Mit için hazırdı. Günler günleri kovaladı. Yaşlarımız yakın olduğu için belki de, Lian Mit beni pek sevdi. Güzelim odasını bırakıp aşağıda, benim masamda vakit geçirmeye başladı. Bir gazetenin üst düzey yöneticisiyle sürekli telefonlaşma halindeydiler ama bizim gazetenin yönetimine de boncuk dağıtmaktan geri durmuyordu. Bu arada nadiren hazırlamak üzere üstlendiği yazı konuları için sürekli benden yardım istiyordu. Müdürü 'Dansın tarihçesini hazırlar mısın?' demiş. Evde hazırlayıp eline vermiştim. O güne kadar benim yazılar kesilip biçilirken, onun için yazdıklarım, tam sayfa yayınlanıyordu. Elbette, Lian'ın imzasıyla.
Genel Müdür Yardımcısı 400 bin lira alırken, onun ederi 550 bindi. Lian, o dönemde pek çok yöneticiyle birlikte oldu, onlardan borç aldı. İşin komiği hepsi birbirinden habersizdi. Sonra işin kokusu çıkmaya başladı ve Lian Mit bu trafiği iyi idare edemediğinden, derdest edilip gönderildi. Ama nereye? Hiç kimse bilmedi. Hatta bir süre sonra, zamanın en iyi haftalık dergisi Nokta, Lian'ı göbekten haber yaptı; 'Kim bu Lian Mit?' diye sordu. Yıllar sonra cevap vermek kısmetmiş; Lian Mit, medyanın ahvalinin sembolüydü.
Akıllı olup trafiği iyi idare edebilseydi , bugün artık yazı yazmayı da öğrenmiş olacaktı. Köşeyi de çoktan kapmıştı. Ama ben, adını açıkça zikrederek onu bu köşede yazamazdım tabii...
'Neşeli Tabaklar'la neşeli sofralar kurun!
'İlk biz yapalım' dedik. Stüdyolarda kurulan sponsor mutfaklarını değil, yaşadığımız mutfağı tercih ettik. Levreği süsledik püsledik denizkızına çevirdik. Karnabahar, kınalı kuzunun gövdesi oldu, kara zeytin ise kafası. Börülceden gözleri, salatalık kabuğundan kulakları. Mürdüm eriğinden penguen ailesi yaptık, yanına çilekten dik kulaklı fareler oturttuk. Bu bir yemek programından çok, gülümseten, eğlendiren, şaşırtan bir yemek şovu. Adı da 'Neşeli Tabaklar'.
Yaşamın ciddiyetine biraz ara verin siz de bizim gibi, güldürün, eğlendirin şaşırtın evinize gelen konukları.
Bu kez kameranın arkasındayım. Böylesi daha keyifli. Sanat yönetmeni Sırma Bradley'in samimi sunumu ile 'Neşeli Tabaklar' her gün saat 18:30'da SHOW MAX'ta. Kaçıranlar için tekrarları da var; cumartesi saat 11.30'da.
Kadının 'lıkır lıkır' olanı mı, 'ilik gibi' olanı mı makbul?
FİKRET Hakan, bir TV programında, TRT'de yayınlanan 'Hanımın Çiftliği'nde 20 yıl önceki rol arkadaşı Meral Orhonsay'a 'Sen de lıkır lıkır kadındın yani; banyo sahnemizi hiç unutamam' demesin mi? Donmuş kalmış Orhonsay; 'Biz iş arkadaşıydık. Çalıştık, bitti, gitti' diyerek geçiştirmiş konuyu. Hızı kesilmeyen Fikret Hakan, bu sefer de Beren Saat'e 'İlik gibi' demiş... 'İlik gibi'yi milletçe biliriz de 'lıkır lıkır' için, bakmadığım sözlük, sormadığım kişi kalmadı. Tam karşılığı ne ola? Lıkır lıkır içmekse kast edilen, 'yumuşak ve içimi kolaydın!' demektir ki, bu pek fena. 'İçimi serinletirdin, kana kana içerdim!' demekse daha da fena. Yok, eğer, 'güzel ve tazeydin' demek istedi ise, o zaman neden Beren Saat için söylediği 'ilik gibi'yi kullanmadı? 'Lıkır lıkır kadın' ile 'ilik gibi kadın' arasındaki farkı fark eden var mı?
Argomuz yeterince zengin: 'Kadayıf, kurabiye, şeftali, piliç, hurma' deseydi hemen anlayacaktık meramını. Ama 'lıkır lıkır' dedi, kilitlendik!
Çok değil birkaç haftaya kadar gençlerin ağzından duyarız bu kelimeyi. Ama hangi durumlar için kullanırlar, onu zaman gösterecek!