Berlin duvarının yıkılışının 20. yılı kutlamaları 5 Kasım'da Brandenburg Kapısı'nın önünde verilecek U2 konseriyle başlıyor.
Modern zamanların festivalleşen ve fetişleşen şenliklerine bir duvar parçacığı edinmek suretiyle katılınabiliniyor.
Belleksizleşmiş zihinlerin pagan ritüellerine bir yenisi katılıyor.
Dünya, histeri eşiğinde yaptığı bu kutlamayı, 'neyin' ve 'kimin' zaferi zannediyor?
Halbuki liberal vaizlerin kutsadığı 'liberalizmin zaferi' uzun sürmedi.
Tarihin sonuna gelinmediği gibi tarihi geriye saracak barbarlık enstrümanları 'finans' ve 'güvenlik'olarak dünyaya pazarlandı.
Silik ve sönük 20. yüzyıl, Berlin duvarıyla sona ererken, 19. yüzyılın bütün kazanımları da kaybedildi.
Kapitalizmin yeni formunun kurduğu dünya, çok daha korkutucuydu.
1989-2009 arasındaki zaman dilimine soğukkanlı bakıldığında 'sahiden ne kutlanıyor?' diye sormak gerekiyor.
Tek kutuplu dönemin tarih sahnesine çıkışı mı?
Politik olanın yerini alan din, etnisite, kültür ve kimlik temelli çatışmaların yekunu mu?
1990'larda Somali, Haiti, Kamboçya, Bosna, Kosova, Doğu Timor'dan başlayarak dünyaya yayılan insanlık felaketlerinin din ve kültür savaşları olarak benimsenmesi mi?
11 Eylül'le dünya siyasetini 'savaşlar' ve 'işgallerle' kuran ve yöneten anlayışı mı?
Demokrasi ve insan haklarının, güvenlik ve terör kisveleriyle sindirilmesi mi?
Irak, Ortadoğu, Afganistan'da yıllardır süren savaş suçlarını mı?
Yoksa emek-semaye ve ekonomi-siyaset arasındaki bağları koparan 'finansın' dünyayı fethini mi?
Emeğin kendi tarihinden sökülüp tarihdışı kalışını mı?
Tüketimin tek hakim ideoloji olarak insanlık birikimlerinin içini boşaltarak satışa çıkarmasını mı?
Yüzer gezer sermayenin, ulusal ekonomileri alaşağı edip kurduğu para imparatorluğunun zehirli kağıtlarını mı?
Hor görülen sosyal devlete alternatif finansın bodyguardlığına indirgenen devleti mi?
Çılgın ve gözü kararmış küresel finansın, milyarlarca yoksulu yutarak büyümesi ve nihayetinde şişerek patlamasını mı?
Globalizmin medya teknolojileriyle dünyayı içi bomboş bir ortak zihne çevirmesine mi?
Postmodernizmin subjektivitesi ve 'yılışık bireycilik' propagandasının yükselmesini mi?
Gündelik hayata sıçrayan ilkel ve faşizan eğilimlerin siyasileşmesi mi?
Yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve sosyal ayrımcılığın Batı'da yaygınlaşmasını mı?
Medyatik popülizmin figürlerinin taşıdığı dünya iktidarını mı?
Velhasıl, tüketime katılan duvar ötesi kitleler ve militarizmle taçlanan bu yirmi yılda brokerler küresel borsada hep kazandılar.
Şimdi eğer bu kutlamalar reel sosyalizmin Sovyetler'deki tasfiyesine yönelik bir fantezi ise hemen eklemek gerekir ki; Marks'ın düşüncelerinin tarihte hayata geçirilmiş bir pratiği henüz gerçekleşmedi.
Ve Marks'ın halen dünyayı kavrayabilen ve açıklayabilen metinleri, kavram ve yöntemleriyle yanıbaşımızda bekliyor.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.