AKŞAM GAZETESİ | Türe Özçelik | 2009-11-07
Hani bu evlilik çok tuhaftı, ayıptı, inanılmazdı. Ne oldu? Konuşuldu, tüketildi. İkoncan'a eski sevgilisi 'iffetsiz' deyince ayıplayanlar kendi köşelerinden meslektaşlarını daha ağır bir dille suçlamıyorlar mı...
Halis Toprak'ın 17 yaşındaki lise öğrencisi ile evliliği, inanılmaz, tuhaf hatta dehşet verici diye yorumlandı günlerce. Toprak'ın 71 yaşına rağmen cinsel yaşantısına ilişkin söyledikleriyle beylerin karın ağrıları iyice arttı. Kızcağızın babası tarafından sunuluşunu, ruh halini, zavallılığını objektif altına almak kadın yazarlara kaldı... Ayıptır, yazıktır diye kıyametler koparanlar, şimdi Halis Ağa ve eşinin konserdeki mutluluk fotoğraflarını yayınlayan gazetelerini okuyup, arkaya yaslanıyorlar. Hani kötü örnekti, yasalara aykırıydı bu evlilik? Hatta tebessümlere eşlik eden, hafif bir sempati duyma hali bile oluşmaya başladı çevrede. Kimsede 'tık' yok. Çünkü konu tüketildi ve bitti. O zaman niye bu kadar abartıldı?
ÇUVALDIZI KENDİMİZE BATIRMANIN ZAMANI
Halis Toprak'ın evliliğinden sonra, 7 yıldır içimize daral getiren İkoncan Eda ile babasının arkadaşı 51 yaşındaki Nurettin Hasman'ın ayrılığı dillerde dolaşmaya başladı. Şezlonguydu, mayosuydu, ayakkabılarıydı derken yıllardır acımasızca taşlanan Eda'ya bu kez medya abileri ile medya ablaları kıyamadılar. Mağdurmuş gibi yaptılar. 'Aslında o çok iyi bir ailenin kızıdır', 'Aslında o çok iyi eğitimlidir', 'Aslında o olmasaydı Hasman da olmazdı' demeye başladılar. Nurettin Hasman, Eda'nın aleyhinde atıp tutunca demediklerini bırakmadılar. Doğrudur, ayıp etmiştir Nurettin Hasman. Ağzına geleni söylemeseydi iyiydi. Boynuzlanmak, kadın-erkek dinlemez, kimseye iyi gelmez. Adamın da yüreği deşiliyorsa tutamadı kendini sayıp döktü demek ki. Benim diyeceğim başka; Nurettin Hasman'ı kendini aldatan kadına 'iffetsiz' dediği için köşelerinde kınayan yazarlar, kızdıkları zaman meslektaşları için çok daha ağır sözcükler sarf ediyorlar ama! Ha, sonra bunları unutup birbirleriyle röportaj yapanlar da var. İşte o da bana çok onursuz geliyor.
NÜFUZUN VARSA NE ALA
Geçen hafta Zeynep Mutlu Vakfı Kemer Okulları kaçak olduğu gerekçesiyle okulların açılmasına 15 gün kala belediye ekiplerince yıkıldı. Veliler, öğretmenler ve özellikle de basın yıkıma tepki gösterdi. Okul hemen yeni yerine geçti. Kimse mağdur edilmedi.
Bundan iki yıl önce Kadıköy'deki Kaptan Hasan Paşa İlköğretim Okulu deprem gerekçesiyle öğretim yılının ortasında tahliye edilmişti. 1000 öğrenci kışın ortasında okulsuz kaldı. Başka bir okula misafir oldular. Sıkış sıkış ders yaptılar 1,5 ay sonra misafir oldukları Acıbadem 60. Yıl İlköğretim Okulu için de yıkım kararı çıkınca, çocuklar sordu; öğretmenim peki şimdi nereye? 'Şimdi Göztepe Halil Türkkan İlköğretim Okulu'na gidiyoruz. Haydi toparlanın bakalım' dedi öğretmenleri. Kışın ortasında üç ayrı okula taşındılar. Okul seneye tamamlandı ama tek bir kara tahtası dahi yoktu. Öğrencilere içim sızlamıştı ve bu köşede yazmıştım. Basında hiç yer almadı ama! Çünkü ne okulun sahibi nüfuzluydu ne de velileri.
ACILI BABAYA ACIYIN LÜTFEN!
Şimdi de tüm gözler Münevver'in babasının üzerinde. Münevver'e sahip çıkma yarışına giren gazeteler, babasından röportaj kapma ya da programlarına çıkarma telaşındakiler, Münevver hakkında kitap yazmayı oldu bittiye getirerek teliften yırtmak isteyenler, baba Süreyya Akbulut'u serseme çevirdiler. Bir gazeteci kitap yapma teklifiyle gitmiş Süreyya Bey'e. O da 'Elde edilen para nereye gidecek?' diye sormuş haklı olarak. 'Biz bunu ticari bir iş olarak görmüyoruz' demiş teklifi götüren gazeteci ve uzaklaşmış oradan. Nice sonra, ballandıra ballandıra anlattı gazetede. Oysa, herkes bilir, öneriyi götürenler çok daha iyisini bilir ki, bu kitap kendini satar zaten. Kitabı da satar, filmi de kapalı gişe oynar.
Süreyya Bey gencecik yavrusunun ölüsünü çöp kutusunda buldu. Ailece şok yaşadılar. 186 gün geçti aradan. Bu arada belki işini de kaybetti. Kendisi şeker hastası, karısı MS. Geride eğitim masrafları olan bir evlat daha var. Yasalara göre ailenin tazminat talep etme hakkı zaten var. Kaldı ki Karabulut Ailesi o parayla bir hastaneye MR veya diyaliz cihazı koydursa, lösemili çocukların acil ihtiyacı olan hastanenin yapımına katkıda bulunsa kötü mü olur? Cinayete kurban giden kızının, pek çok hastanın hayatının kurtulmasına vesile olması bir ana ile babanın en büyük tesellisi olacaktır. Bir babanın bunu istemesi neden garip karşılanıyor? Yaşadığı şoktan ve baskılardan dolayı ruh sağlığı bozulan baba, kendini iyi ifade edememiş olabilir. Cesareti olan Süreyya Akbulut'un yerine kendini koysun koyabiliyorsa. Bu paranın beş kuruşu nasıl geçer boğazınızdan?
Bu para karşılığında Cem G. bağışlanacak olsa, hep beraber dikilelim karşısına, 'Olmaaaaz' diyelim...
Öte yanda 9 yıl önce kızını Bağdat Caddesi'nde bir trafik kazasında kaybeden baba Boray Uras'ın da Süreyya Akbulut'u, eleştirmesi daha da şaşırtıcı. Kaldı ki o dönemde baba Uras'ı da sık sık medyada yaptığı mücadele ile hatırlıyoruz. Fena mı oldu? Bu mücadele sayesinde 'Boray Uras Yasası' ile trafik canavarlarına ağır ceza verilmesine ön ayak oldu.
Bırakalım Süreyya Akbulut da salim kafayla mücadelesini yapsın. Kızının öldürülmesinden menfaat sağlamaya çalışan baba konumuna düşürmek, yine düşüncesizce yapılan yayınlarla sağlanacağa benziyor. Acılı babaya acıyın, yorum yapmadan, yazıp çizmeden önce iyice anlayın lütfen...