AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-11-07

kategori2

Şam-Ankara-Erivan

Yabancı gazeteci ve diplomatlar için Türkiye müthiş bir okul. Bu ülkede çalışan, işini seven ve hep yeni şeyler öğrenmek isteyen bir yabancı gazeteci ya da diplomat her sabah yeni bir haberle kalkar ve yatmadan önce en az 5 olayı takip etmek zorunda kalır.

Onun için BBC'de çalıştığım yıllarda Avrupa'daki meslektaşlarımız hep beni kıskanırdı. Çünkü Türkiye'de her gün bir dizi sıcak olay yaşanıyor ve bu ülke giderek önem kazanıyordu. Üstelik Türkiye'yi anlamak için  bu ülkenin Rusya, ABD, Yunanistan, Suriye, Irak, İran, Bulgaristan, Gürcistan, İngiltere, Almanya, Fransa, NATO, Avrupa Birliği, İslam Konferansı ve Arap Birliği ile ilişkilerinin yanı sıra tüm bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, Osmanlı tarihini, Osmanlı'nın dönemi ile ilgili tüm imparatorluklarla ilişkilerini ve son olarak Türkiye'nin yakın tarihini ve daha birçok şeyi bilmek zorundasınız.
Son üç gün hep bunları düşündüm.

Türkiye günlerdir Kürt sorunu ve bu sorunun bölgesel yansımaları ile ilgilenirken Ermenistan ile imzaladığı tarihsel anlaşma ile dünyanın gündemine oturdu. Elbette bu anlaşma ile ilgili her şeyi medyadan izlediniz ancak AKŞAM Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya'nın konu ile ilgili bir tespitine ekleme yapmadan geçemeyeceğim. Küçükkaya'ya göre 'Türkiye'nin oyun planı 2015 yılında yaşanacakları önlemeye dönüktür. Çünkü Ermeni diasporası sözde soykırımın 100. yılı için şimdiden kapsamlı hazırlık yapıyor. Türkiye'nin bugünkü inisiyatifinin gerisinde biraz da bu bilgi yatıyor''.

Ankara diplomasisinin bu tespiti ve Küçükkaya'nın bu bilgi notu beni Haziran 1998'e götürdü. 1993 Karabağ savaşında tanıştığım Koçaryan henüz yeni seçilmişti Ermenistan Cumhurbaşkanlığı'na. Uzun bir sohbetten sonra soykırım konusunu konuşmaya başladığımızda 'Göreceksin soykırımın 100. yılında bütün dünya bizimle birlikte Türkiye'yi sıkıştıracak, soykırımı tanıması ve Ermeni halkından özür dilemesi için Ankara'yı zorlayacaktır. Tüm çalışmalarımız bu yönde ve mutlaka bunu sağlayacağız' demişti. Ben tabii bunu yazdım, anlattım veTürkiye'den birçok yetkili ile konuştum. Ancak hiç kimse Koçaryan'ın ve Dışişleri Bakanı Oskanyan'ın bu söylemini ciddiye almamıştı.

Yani tam 11 yıl önce.
Başarılı bir politikacının en önemli özelliği var olan verileri iyi değerlendirmesi, ileriyi doğru bir şekilde görmesi ve buna göre önlem almasıdır.

Türkiye; 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi ile yakaladığı bölgesel ve uluslararası politikadaki tüm avantajları çok iyi bir şekilde değerlendirerek her alanda çok şey kazandı ve şimdiye kadar hiçbir şey kaybetmedi.
Geri dönüşü olmayan Ermenistan anlaşması, Yunanistan dostluğu, İran ile yakınlaşma, Suriye ve Irak ile imzaladığı stratejik işbirliği protokollerinde olduğu gibi. Bir düşünün 11 yıl önce savaşın eşiğine gelindiği Suriye bugün Türkiye'nin en önemli ve güvenilir dostu.
İki ülke arasında vizeler kalkmış, her gün binlerce insan karşılıklı olarak iki ülke arasında gidip geliyor ve bugün siz bu satırları okurken yüzlerce meslektaşımızla bizler onlarca Suriyeli ve Türkiyeli bakan ile birlikte Halep, Kilis, Hatay, Gaziantep'te toplantılar yapıyor ve ortak geleceğin projelerini görüşüyor olacağız.

Bu müthiş bir şey. 9 Ekim 1998'de Öcalan'ın Suriye'den gönderilmesinden ve daha sonra Haziran 2000'de Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'in Hafız Esad'ın cenaze törenine katılmasından sonra iki ülke ilişkilerinin buralara kadar geleceği öngörüsünde bulunmuş ve buna inanmıştım. Milliyet, Radikal, Aktüel ve benzeri birçok gazete, dergi ve diğer basın-yayın organındaki değerlendirmelerimin tümünde bu inancımı belirtmiş, her zaman Türkiye'nin ve Türkiye ile birlikte tüm bölge ülkelerinin kazanacağını ısrarla vurgulamıştım... Üstelik henüz o sıralar AK Parti iktidarda değildi ve Türkiye'nin iç ve dış politik gelişmeleri çok karmaşık süreçlerden geçiyordu. Ayrıca tezkere konusu yoktu ve Irak işgal edilmemişti. İşte bu nedenle Kasım 2002 seçimlerinden sonra tanıştığım ve bölgede başaracağı çok şeyin olduğuna inandığım Bakan Ahmet Davutoğlu'nu kutluyor ve orta ile uzun vadede tüm öngörülerinin doğrulanacağına güveniyorum. Kısa vadede bir sorun çıkarsa bunun da nedeni Davutoğlu ya da Türkiye'nin başarsızlığı değil karşı taraf ya da tarafların ikiyüzlülüğü ve geleneksel kalleşliği olacaktır. O zaman da Türkiye değil hep onlar kaybedecektir. Önemli olan Türkiye ile birlikte bu coğrafyada bulunan ülke ve halkların uyanık olması, ortak düşmanın nereden ve nasıl geleceğini önceden görmesi, bunun ortak önlemini almasıdır. Son 6-7 yılda Türkiye hep bunu yaptı sıra şimdi Ermenistan dahil diğer tüm  komşularda.
Geç kalan ya da yan çizen mutlaka kaybeder.