AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-11-07
Salı günü Halep, sınırın sıfır noktası ve Gaziantep'teydik. Suriye ve Türkiye arasında imzalanan 'Stratejik İşbirliği Anlaşması' çerçevesinde bir araya gelen 20 bakan birlikte sınıra yürüyerek sembolik bariyeri kaldırdı ve tüm dünyaya çok önemli bir barış mesajı verdi. Müthiş bir heyecan ve coşku vardı her iki tarafta.
Ama kuşkusuz en sevinçli olan Bakan Davutoğlu idi. Çünkü Ocak 2003'te ilk kez Suriye'ye gittiğinde bugünün hayalini kurmuş ve bunun için özel çaba harcayarak beklediği sonucu elde etmişti. Onun için Bakan Davutoğlu'nu Antep'te kutladığım gibi bu köşeden de kutlamak istiyorum.
Ancak Suriye-Türkiye ilişkilerinde varılan sonuçta başka insanların da çok önemli katkısı vardı. 'Meçhul Asker' gibi bu yolda özel çaba harcayan dostlar arasında özellikle Hakan Albayrak, Sefer Turan, Mete Çubukçu, İbrahim Karagül, Ali Bulaç, Ayşe Böhürler, Mustafa Özcan, Faik Bulut, Mehmet Bekaroğlu ve Nuray Mert'i hatırlatmak isterim. Sevgili Nuray, Radikal gazetesindeki köşesinde benim bu süreçteki katkılarımdan söz ederek 'Doğu Konferansı' adı altında yaklaşık 50 Türk aydınının 2003’te Suriye'ye gidişini de hatırlatıyor.
Sevgili Nuray bu grup içinde tüm kişilerin bu sürece katkılarının önemine dikkat çekerek Türk-Suriye ve Türk-Arap dostluğuna karşı olanların de şimdi sesinin çıkmadığına vurgu yapmaktadır.
Müthiş bir hafızası olan sevgili Nuray'ın ayrıca önemli olaylar ve 'ilgi çekici' kişilerle ilgili olarak çok zengin bir arşivi var.
Bu arşivde Türk-Suriye ve Türk-Arap ilişkilerine ve bu ilişkilerin doğal sürecine karşı yazı yazan 'Ortadoğu uzmanları'nın tüm yazılarını bulabilirsiniz. Bu arşivde bildiğiniz o sahte uzmanların Türk-Arap dostluğuna karşı oluşunu ve Türkiye'yi Amerika ve İsrail'in peşine takarak savaş ve nefretin ortasına atma çabalarının kanıtlarını ve doğal olarak o kişilerin döneklikleri ile ilgili çok ilginç yazılar bulabilirsiniz.
Merak edenler Sevgili Nuray’a başvurabilir. Hatta bir ay, bir yıl, on yıl önce yazdıkları ile bugünkü yazıları arasındaki çelişkileri merak eden o sözde uzmanlar da Nuray'ın bu arşivinden yararlanabilir ve belki de kendi kendilerinden utanır.
Gelelim haftanın diğer notuna...
İsrail; kendi uçaklarının Türkiye semalarında eğitimini iptal eden Türkiye'ye ve AK Parti hükümetine kızmış. TRT'de yayınlanan bir diziden (dünyada Türk, Arap ve tüm Müslümanları aşağılayan binlerce film ve dizi yayınlanmıştır) dolayı kızgınlığı doruğa çıkan İsrailli yetkililer Türkiye'ye yönelik çok saldırgan ve tehditkar ifadeler kullanmaya başladı.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu İsrail'e gerekli ve hak ettiği yanıtı verdi. Benzer yanıtı diplomatik değil ama sokağın vicdan dili ile ben de Türk ve yabancı (El-jazira, El-arabiya, BBC, Alman Radyosu ve diğerleri...) tüm radyo ve televizyonlarda katıldığım programlarda vererek Türkiye'nin bu politikasının ne denli haklı olduğunu anlatmaya çalıştım.
Savaş ve barış karşıtı ideolojisini bir yana bırakırsak İsrail'i kızdıran iki temel neden var:
1- İsrail ve Amerika'daki Yahudi lobileri artık Ermeni soykırım konusunu kullanarak Ermenistan ile dost olan Ankara'ya şantaj yapamayacak.
2- İsrail; komşuları ile stratejik dostluk anlaşmaları imzalayan Türkiye'ye 'gelişmiş' silah ve savaş teknolojileri satamayacak.
Özetle; İsrail kendi saldırgan politikalarından dolay bölgenin en önemli ülkesi olan Türkiye'yi kaybetmenin, bu ülkedeki yandaşı 'Zat'ların işe yaramadığını görmenin hırçınlığını yaşıyor.
TRT'deki diziye kızmak bir bahane. Yahudi kökenli Goldstone bile BM adına hazırladığı raporda İsrail’in savaş suçu işlediğini ve Gazze'de insanlığa karşı suç işlediğini söylüyor.
Özetle; İsrail katil ve terör devleti demek istiyor.
Başbakan Erdoğan bu tespiti daha Mart 2004'te Hamas lideri Ahmet Yasin öldürüldüğünde yapmış ve bu tespitinin Gazze'de doğrulandığını görerek Davos'ta bildik tavrını sergilemişti. Bir not da ABD'den.
ABD Dışişleri Bakanlığı, PKK'nın lider kadrosunu oluşturan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar'ı uyuşturucu kaçakçısı ilan etmiş ve ABD'de bulunan mal varlıklarının dondurulmasına karar vermiş.Böylesi aptalca bir kararı ancak Amerikalılar alabilir.
ABD'liler adı geçen kişilere şimdiye kadar terörist muamelesi yapmamış ve onların Amerika'da para ya da gayrimenkul edinmelerine göz yummuş ise bu işte bir gariplik var.
Daha açık ifade ile Kasım 2007'de Başbakan Erdoğan'ın Washington ziyareti sırasında 'PKK'ya karşı anında istihbarat anlaşması' imzalayan ABD'liler anlaşılan 2 yıl sonra PKK'lıların 'terörist' olduğunu hatırladı.
Amerikan ağzı ile konuşan, İsrail'e karşı sert tavır koyan ve Suriye ile stratejik dostluk ilişkiler geliştiren AK Parti hükümetini eleştirmek için aptalca bahaneler ileri süren meslektaşlarımızın dikkatine sunulur. Neyse ki; bu meslektaşlarımız Ermenileri ve Erdoğan'ın 48 işbirliği anlaşması imzaladığı Irak'ı işgal eden Amerika'yı seviyor!
Son not da Sayın Başbakan için: Amerikan işgali, Saddam'ın katliamları ve Irak-İran savaşında ölen ya öldürülen Iraklıların dul bıraktığı kadın sayısı iki milyondan fazla.